Anasayfa İnceleme Profilleşen Benlik ve Profil Cemaatleri
İnceleme

Profilleşen Benlik ve Profil Cemaatleri

Paylaş
Paylaş

Brandcom Kültürel Strateji Bülteni | Enes Buladı – Ömer Faruk Aksu

Giriş Notu

Milattan önce 43 yılında doğan Ovid’in Aşk Sanatı’nda dahi “bizim zamanımızda” diye başlayan cümleler görürüz. Zamane gençliği tarihin her döneminde, genç olmayanlar tarafından geleneksel değerleri bilmemekle ve saygısızlıkla suçlanmıştır. Bugün de öyle. Fakat bugün farklı olan bir şey var.

Web 2.0’a kadar toplum, farklı içeriklerle ama benzer dinamiklerle inşa oluyordu. Birey doğar, aileden ve toplumdan değerler öğrenir, topluma karışır ve topluma aykırı olanı bastırırdı. Toplum uç fikirleri kendi içinde eritir, erimeyecek olanı dışarıya iterdi.

İnternet bu sistemi paramparça etti. Normal şartlar altında sönümlenecek fikirler ve birbirleriyle hiç karşılaşamayacak bireyler kolaylıkla bir araya gelebildi. Uç fikirler idealize edildi, kültlere dönüştü. Bunun için fiziki bir mekâna ihtiyaç yoktu. Bir telefon ve internet bağlantısı yeterliydi.

Bu fenomeni anlamlandırmak için bu çalışmada profilleşen benlik ve profil cemaatleri kavramlarını öneriyoruz.

                                                                                                                       

“ol anı igitti (onu yetiştirdi.)” 

Kaşgarî, Dîvânu Lugâti’t-Türk, 1073

 

Metafizik Kopuş ya da Sorunun Kökenine Dair

Genç kelimesini duyduğumuz zaman zihnimiz daima bir kavramla onu tamamlar. Bu süreç istemsiz ve bilinçdışı olarak işler. Asırlardır tevarüs ettiğimiz geleneksel bilgiden dolayı eğitim kavramını genç kelimesiyle eşleriz. Bu iki kelimenin zihnimizde otomatik olarak buluşması kelimenin etimolojik yüküyle de ilgilidir. Eski Türkçede eğitmek fiili yetiştirmek ve beslemek anlamlarını karşılar. Genç biri de maddi olarak yetiştirilmeye ve manevi olarak beslenmeye ihtiyaç duyduğu için eğitim kelimesi modern Türkçede bu patikadan türetilmiştir.

Eş anlamlısı olarak kullandığımız terbiye kelimesi de etimolojik olarak yetiştirmek ve beslemek anlamlarını taşır. Terbiye kelimesi, eski Türkçedeki eğitmekten farklı olarak, Rab sözcüğüyle aynı kökten gelir. Kökensel fark hesaba katıldığında terbiye kelimesinin belli bir metafizik zemini zorunlu kıldığı ve koşul olarak gördüğü kanaatine varabiliriz.

Bu metafizik zemin de düşünce tarihinde varlık zinciri olarak adlandırılan, insanın dünyadaki yerini tayin eden ve davranışlarına anlam katan yapıdır. Bu yapıya göre varlık zincirinde sırasıyla yukarıdan aşağıya: Yaratıcı, insan, hayvan, bitki ve mineral vardır. Yaratıcı dışındaki her varlık belli ve sınırlı hareket kabiliyetine sahiptir. Her varlık yaratıcıya yönelik bir yaşam amacına hizmet eder ve hepsinin yaşamı birbiriyle bağlantı içindedir. Hayatlarını sürdürebilmek için de birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Terbiye kavramındaki örtük anlam da burada açığa çıkar, genç kelimesiyle zihnimizde tamamlanması da bu noktada anlamını bulur.

Terbiye ve eğitimle gençlere bir sorumluluk yüklenir, varlık zincirindeki yapıya uygun olarak Yaratıcıyı tanır, insana, hayvana, bitkiye ve minerale karşı belli yükümlülüklerle yaşamı anlamlandırırdı.

Bu yapı, modernizm diskurunun ortaya çıkışına kadar yaşam pratiklerimizde bize yol gösterici olmuştur. Fakat yapı sarsıldıkça “büyü bozulmuş”, hakikatin göreceleştiği ve her bireyin kendi hakikatine sahip olduğu günümüz dünyasına varmıştır.

“MOYERS: New York Times’ı okuyunca sen ne buluyorsun?

CAMPBELL: Medeni bir toplumda nasıl davranılması gerektiğini bilmeyen genç insanların yok edici ve şiddete dayalı eylemlerini içeren günlük haberler.”

Campbell, J. & Moyers, B. The Power of Myth, 1988

 

Kültür Boşluk Kabul Etmez

Geleneksel toplumlarda geçiş ritüelleri, bireyin çocukluktan yetişkinliğe geçişini, yani toplumun kabul ettiği bir üyeliğe dahil olmasını simgeliyordu. Bu ritüeller hem kimlik dönüşümünü hem de toplumsal normların aktarımını sağlıyordu. Genç birey, bu sürecin sonunda artık kim olduğunu biliyordu. Toplum da onu tanıyordu.

Büyü bozulduğunda ritüeller de dağıldı. Fakat ihtiyaç dağılmadı. Onay ihtiyacı, aidiyete duyulan açlık ve topluma dahil olma arzusu varlığını sürdürdü. Gençler bu boşluğu kendileri doldurdu ve kendi geçiş törenlerini kendileri icat etti. Çeteler, grafiti, şiddet ve abartılı kıyafet tercihleri kabul töreni ve aidiyet nişanesine dönüştü.

Bu dönüşüm geçmişte de yaşandı. Bugün de yaşanıyor. Biçimler değişti fakat altındaki ihtiyaç aynı kaldı.

Rap müziği bu ihtiyacın günümüzdeki karşılıklarından biridir. Türkiyede milyonlarca dinleyiciye ulaşan bu müzik yalnızca bir zevk meselesi değildir. Rap bir dil kurar. Kim olunduğunu, hangi mahalleden gelindiğini, hangi acıların taşındığını ve hangi gruba ait olunduğunu söyler. Dinleyen genç için bu dil bir ayna işlevi görür. Kendini o sözlerde bulur ve o buluşma bir kabul anına dönüşür.

İncel hareketi başka bir biçimi temsil eder. Geleneksel erkeklik rollerinin çöküşünü yaşayan genç erkekler bu çöküşü kendi yetersizlikleri olarak içselleştirir. İnternette birbirini bulan bu gençler ortak bir dil ve ortak bir kimlik inşa eder. Bu kimlik yıkıcı olsa da işlev olarak bir geçiş ritüelinin boşluğunu doldurur. Aidiyet sağlar, bir düşman tanımlar ve bir topluluk kurar.

Redpill söylemi de benzer bir mekanizmayla işler. Eskiden bir ustanın, bir şeyhin ya da topluluğun aktardığı bilgelik artık YouTube videolarında ve forum sayfalarında sunulur. Erkeğe gerçeği gören ve uyanan bir kimlik teklif eder. Bu teklif boşlukta karşılık bulur.

Centilmenlik akımı ise aynı ihtiyacın daha estetik bir versiyonudur. Klasik kıyafet, ayakkabı bilgisi ve görgü kuralları üzerine kurulu bu içerik görünürde nezaketi yeniden keşfeder. Fakat altında yatan şey yine aynı sorudur. İyi erkek kim olur ve toplum onu nasıl tanır. Bu soruya verilen cevap da ritüelin sağladığı tanınma ihtiyacını karşılamaya çalışır.

Performatif erkek yarışmaları bu tablonun en açık göstergesidir. Erkeklik bir yarışma olarak kurgulanır ve izleyiciden onay beklenir. Ölçüt belirsizdir, kural yoktur fakat onay somuttur. Beğeni, yorum ve paylaşım sayısı yeni kabul töreninin unsurlarına dönüşür.

Bütün bu biçimler birbirinden farklı görünür. Fakat hepsinin altında aynı şey vardır. Toplumun onay mekanizmaları dağıldığında gençler bu mekanizmaları kendi imkânlarıyla yeniden kurar. Başka bir ifadeyle, kültür boşluk kabul etmez.

Kendileri istemelerine rağmen  romantik veya  cinsel partner bulamadıklarını savunan ve bu yüzden topluma karşı nefret taşıyan bir klan ve internet alt kültürü.

“Sosyal medya bize diyalog kurmayı öğretmiyor, çünkü tartışmadan kaçmak çok kolay… Çoğu insan sosyal medyayı birleşmek için değil, ufkunu genişletmek için de değil, tam tersine, yalnızca kendi sesinin yankılarını duyduğu, yalnızca kendi yüzünün yansımalarını gördüğü bir konfor alanı oluşturmak için kullanıyor. Sosyal medya çok işlevseldir ve zevk verir. Ama bir tuzaktır.”

Zygmunt Bauman, El País Gazetesi (“Las redes sociales son una trampa” röportajı), 2016

Hakikatin Göreceleşmesi ve Eş Zamanlılık

Hakikatin göreceleşmesi ve belirsizleşmesi bir süreç içerisinde gerçekleşmiştir. Gençlerin kendi törenlerini icat etmesi bu sürecin bir belirtisiydi. Fakat süreç yalnızca gençlerle sınırlı kalmadı. Metafizik kopuş çok önceden başlamış olsa da maddi zemin oluşmadığı için toplumun her katmanında eş zamanlı kopuş yaşanmamıştır. Fakat sosyal medyanın ortaya çıkışı dünyada eşi benzeri olmayan bir eş zamanlılık oluşturmuştur.

Eş zamanlılık, sosyal medyada var olan her bireye aynı anda beyan imkânı tanımıştır. İlk bakışta masum olarak algılanan beyan imkânı, zamanla her bireyin kendi hakikatini öne sürdüğü bir yapıya evrilmiştir. Sosyal medyanın bir beyan aracına dönüşmesi dijital iz aracılığıyla insanları sınıflandırma ve tepkilerine göre kategorize etme fırsatını da sunmuştur. Bu sayede algoritmalar aracılığıyla insanların davranışları yönlendirilmeye başlanmış ve kontrol edilebilir hale gelmiştir.

Algoritmalar aracılığıyla yönlendirilen bireyler, birer yankı odasına düşmüş ve kendi benzerlerine mahkûm, adeta dünyayı kendi benzerlerinden ibaret gören küçük klanlara dönüşmüştür.

“İletişim aracı ve gerçek artık hakikat düzeyinde birbirlerinden ayrılması olanaksız tek bir nebulaya dönüşmüşlerdir.”

                                                                    

Jean Baudrillard, Simülakrlar ve Simülasyon, 2011

Sanal ve Gerçek Ayırımının Erimesi

2010’lı yıllarda, sosyal medya yaygınlaşmaya başladığında, sanal ve gerçek ayrımı bizim için belirgin bir ayrımdı. Günümüzde her olgunun sosyal medyada gerçekleşmesi ve bireylerin sosyal medyada paylaşılmayan anı yaşanmamış sayması durumundan ötürü bu ayrım ortadan kalkmıştır. Artık günümüz insanı için tek mekân vardır, bu da sosyal medya mekânıdır. 

Sosyal medya onun ispat alanıdır. Burada bireyin anıları arşive dönüşür ve bireye varlık imkânı tanıyan yegâne ortam sağlanır.  Sosyal medyada görünürlük ve rating yaşam pratiğinin amacı haline gelir. Çünkü görünürlük dopaminin kaynağına dönüşmüştür.

Algoritmalar aracılığıyla benzerlerine görünen birey de kısır döngünün içine kapılır. Dezenformasyon ve yalan haber yoluyla da suni krizlerle oyalanır. Görünme endişesi ve dopamin krizleriyle bazen toplumsal infiallere de kapı aralanır.

“Sosyal medya bir kilise gibidir: Like âmin demektir. Paylaşmak birliktir.  Tüketmek kurtuluştur.”

Byung-Chul Han, Enfokrasi, Dijitalleşme ve Demokrasinin Krizi, 2022

 

Profilleşen Benlik ve Profil Cemaatleri

Sosyal medya doğası ve işleyişi gereği bireyi benzerlerine hapseder. Benzerlerine mahkûm olan birey de profilleşir. Nasıl ki profil, bir insanı tek açıdan gösteren bir perspektif sunuyorsa sosyal medya da bireyi tek boyuta sıkıştırır. Profilleşen benlik, derinlikli bir kimlikten ziyade manipüle edilebilir vekâlet kimliğiyle yaşamını sürdürür.

Geleneksel cemaatte birey, varlık zincirinin içinde doğardı. Kim olduğu, neye karşı sorumlu olduğu ve nereye ait olduğu bu zincir tarafından belirlenir ve topluluk tarafından onaylanırdı. Ahi teşkilatı ve eski mahalle yapıları bu zeminin somut karşılıklarıydı. Bu yapılarda önce toplum yararı gelirdi, ardından birliğin yararı. Sıralamanın kendisi tesadüfi değildi. Bağlı oldukları metafizik ilke ve geçiş ritüelleri bu sıralamayı zorunlu kılıyordu. Birey bu yapı içinde hem tanınır hem de tanırdı. Derinliği bu tanışıklıktan gelirdi.

Profilleşen benlik bu zeminden yoksundur. Metafizik ilkeden kopmuş birey, kendini tanımlayacak bir yapı bulamadığı için görünürlük üzerinden var olmaya çalışır. Derinliğini yitirdiği için de tek başına varlığını sürdüremez. Varlığını sürdüremediği için benzerleriyle profil cemaatlerini oluşturur. Sosyal medyadaki sürü hareketinin kaynağı burada yatar. Profilleşen cemaatler birlikte hareket eder, aynı beğenileri taşır, aynı öfkeyi paylaşır, aynı forum ve sosyal ağda varlık gösterir.

Geleneksel cemaat ortak bir ilkeye dayanırdı. Profil cemaati ise ortak bir profile dayanır. İkisi arasındaki fark yalnızca biçimsel değil kökenseldir. Biri metafizik bir zeminden beslenir ve bu zeminin gerektirdiği sorumlulukla şekillenir. Diğeri algoritmanın yönlendirmesiyle bir araya gelir ve algoritma değiştikçe dağılır.

Temelde metafizik ilkeden kopmuş bireyler ya da gençler, algoritmanın yönlendirdiği profil cemaatine dahil olur. Profil cemaatleri, derinliksiz de olsa, kendi içerisinde bir onay ve kabul ritüeline sahip olduğu için üyelerini varlık kanıtına zorlar.

Ülkemizde ve dünyada gerçekleşen, henüz uzmanların anlam veremediği norm dışı gençlik vakalarını profil cemaatlerinin sonucu olarak değerlendirmek makul görünmektedir.

 

“…modern dünyanın yeniden düzelmesi hiç de bu alanda başlamayacaktır. Bu düzeltme işine gerçekten ters yönde gidilmişse, yani ilkelerden hareket etmek yerine, sonuçlardan hareket edilmişse; modern dünyanın ayağa kalkması, ister istemez ciddî bir temelden yoksun kalacak ve tamamen aldatıcı olacaktır. Bundan istikrarlı, kalıcı hiçbir şey çıkmayacak ve her şeye sürekli yeniden başlanacaktır. Çünkü her şeyden önce, temel hakikatler üzerinde anlaşmaya varma ihmal edilmektedir.”

René Guénon, Modern Dünyanın Bunalımı, 2016

Metafizik Müdahale

Günümüz insanının bölünmüş ve parçalı zihni sorunları farklı zeminlerde ele almaya alışmıştır. Popüler gündem sorunlarından akran zorbalığı çocuk ve ebeveyn ilişkisine, evliliğin ertelenmesi ekonomiye, LGBT hareketi cinsiyet tercihine, aidiyet sorunu tarih bilgisinin eksikliğine ve linç kültürü sosyal medyanın yaygınlaşmasına bağlanmaktadır.

Bu sorunlar birbirinden bağımsız görünür. Halbuki hepsi aynı kökten beslenmektedir. Metafizik kopuşun farklı yaşam pratiklerinde kendini dışa vurmasından başka bir şey değildir. Kök aynıdır, belirtiler farklıdır.

Kriz Sözlüğü 

Paylaş

Bir yorum bırakın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir