Uzakdoğu Filmleri, Netflix ve Sinemanın Geleceği

Geri

Fikri Türkel

Çin’in 2020 yılında ABD’deki gişe hasılatını geride bırakarak dünyanın bir numaralı film pazarı koltuğuna oturması bekleniyor. Amerikan Rüyası’nı anlatan Hollywood yerine Çin Rüyasını getirecek bir Chinawood ortaya çıkar mı bilinmez ama bundan böyle çok daha fazla Çin sinemasını konuşacağımız kesin.

Son dönemde Çin ve Kore filmlerine sardım. Her iki sinemayı da uzun uçak yolculuklarında tanıma fırsatım oldu. Çok etkileyici filmleri izleme şansım da oldu. Unutulmayacak Çin sinemasından iki filmi tavsiye ederim: Üç Şehrin Hikayesi ve Kurt Totemi… Her ikisi de 2015 yapımı olan filmleri uzun yıllar hatırlayacağım.

Hem Uzakdoğu’yu tanımak hem de dönemlerine dair tarihi olay­lar ve kültür çatışmaları hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz. Kore Sineması daha agresif bir gelişme içinde. Benim ilgimi çekenler, casus filmleri oldu.
Uzakdoğu filmciliği üzerine birkaç şey daha söylemeden önce; bu konuya dikkat çekme­me Netflix’in gösterdiği gelişme ile Avrupa’da dijital mecraların aldığı reklamların basından sonra tv mecralarındaki reklamları geçmeleri olduğunu söyleyebilirim.

Konuya geniş bir bakış açısı kazandırmak istiyorum. Malum Çin, futbola akıl almaz yatırımlar yapıyor. Sadece dünyanın dört bir tarafından ünlü futbolcuları ülkesine getirmek­le kalmıyor, dünyanın farklı yerlerinde ünlü kulüpleri de satın alıyor.
Bunun arkasındaki sebep ne olabilir?
Bu devlet başkanı Xj Jinping’in de açıkladığı çok boyutlu bir planın sonuçlarıdır. Birkaç tanesini sayayım:
. Buna göre ülke çapında 20 binin üzerinde tamamen futbol temalı okul ve kolej açılarak en az 100 bin profesyonel futbolcu yetiştirile­cek.
. Yabancı yıldızların ülkeye gelmesiyle yayın hakları pastası şimdiden 21 milyon dolardan 300 milyon dolarlık dev bir pazara dönüştü.
. Şu sıralar popüler yabancı oyuncuların des­teğiyle geliştirilmeye çalışılan sektörün 2025’te 1 trilyon dolarlık bir pazar olması planlanıyor.
. Kulüplerin sadece geçen yıl ocak ayı transfer döneminde yaptıkları toplam transfer harcamaları 343 milyon doları geride bıraktı.
. Çinli şirket Letv Sports & Technology, İngiliz Premier League maçlarının üç sezonluk yayın hakkı için 400 milyon dolar ödeme yaptı.
Şimdi bu çok boyutlu planı sinemaya uyarlayalım. Karşımıza nasıl bir ekonomik ve yedinci sanat alanı açılıyor? Çin’in 2020 yılında ise ABD’deki gişe hasılatını geride bırakarak dünyanın bir numaralı film pazarı koltuğuna oturması bekleniyor.
2009 yılında Çin’de 500 yerli film çekildi. 2002’de çekilen film sayısı yalnızca 100 idi. 2010 yılında Çin’de çekilen film sayısı 520 ile ABD’ye yaklaştı. Ülkede yerli film izleme oranı son yıllarda büyük bir hızla azalırken,

2011’de Çin’de en çok izlenen filmler Avatar ve Trans­formers oldu. 2012’nin en çok izlenen yabancı film ise 150 milyon dolarlık hasılatla Titanic 3D idi. “Tayland’da Kaybolmak” isimli Çin yapımı komedi filminin gişe geliri 1 Ocak itibariyle 1 milyar yuanın üzerine çıktı ve Avatar’ın gişe gelirine (1.38 milyar yuan) yaklaştı.

James Bond filmlerinin çekimlerinin yapıl­dığı Pinewood Shepperton, dünyanın en hızlı büyüyen film pazarlarından Çin’e adım atıyor. Pinewood, Çin’in önde gelen medya grupların­dan biriyle ortaklık kuracağını bildirdi. Birkaç yıl önce, Türk dizilerine Güney Koreli yapımcı­ların, çok cazip maliyetli prodüksiyon maliyeti getirdiklerini biliyorum.

Kore de boş durmuyor ama Çin’in film stratejisi daha ilginç.
Bu yıl vizyona giren Çin Seddi filmini hatır­latırım. Uzak Asya’ya, barutu bulup Avrupa’ya götürebilmek için giden kervan önce bir çete­nin, daha sonra da bilmedikleri bir canavarın saldırısına uğrayınca yalnızca William Garin (Matt Damon) ve Pero Tovar (Pedro Pascal) hayatta kalır.

İkili daha sonra Çinli askerler tarafından yakalanır. Burada, karşılaştıkları canavarın “taotie” isminde çok güçlü ve ayrıca akıllı bir yaratık olduğunu, her 60 yılda bir Çin Seddi’ne saldırıda bulunduklarını ve yakın za­manda gelmesi düşünülen yeni bir saldırı için hazırlıklar yapıldığını öğrenirler. Canavarın bir elini kılıcıyla koparmayı başarmış William, hem savunma hattına yardımcı olmaya çalışacak, hem de buralara asıl gelme amacı olan barutu ele geçirme düşüncesini aklından çıkarma­yacaktır.

Film, insanlığın elinden çıkan en muazzam yapılardan biri olan Çin Seddi’nde geçiyor. Tamamı Çin sınırları içinde çekildi ve 150 milyon dolar gibi yüksek bütçeli film oldu. Batı ortaklığı ile çekilen Dragon Blade filmi ise Çin’in en yüksek bütçeli film olma özelliği taşı­yor. Filmin başrollerini ise yıldız oyuncular süs­lüyor.

Jackie Chan, Adrien Brody, John Cusack, Sharni Vinson . Kısaca film Roma askerlerinin Çin’i işgal etmeye çalışmasını anlatmaktadır. Jackie Chan ise İpekyolu koruyucusu ve bir sınır komutanı Huo An’ı canlandırıyor.
Kıyafetler konusunda tatmin edici izlenim bırakmamakla birlikte, dönemin ülkeler ara­sındaki ilişkiler bakımından ilginç bir kurgusu olduğu söylenebilir. Hele Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” yani modern İpekyolu politikasına çok uygun bulduğumu söyleyebilirim.

Hollywood ve Chinawood iş birliğinin arkası gelecek gibi. James Cameron’un Avatar filmi, Çin’de en fazla hasılat yapmış Amerikan filmi kabul ediliyor. Batılılar, Çin pazarına genelde ürün satmak için bakıyorlar. Filmin şapka ile tişörtlerini, film figürlerinin patent haklarını satmak olarak bakıyorlar.

Çinliler ise batıya açılmanın, Çinli algısını düzeltmek olarak görüyorlar.
Amerikan Rüyası’nı anlatan Hollywood yerine Çin Rüyasını getirecek bir Chinawood ortaya çıkar mı bilinmez ama bundan böyle çok daha fazla Çin sinemasını konuşacağımız kesin.

Ancak yukarıda söylediğim iki faktör durumu değiştirebilir mi? 
Amerika’da Netflix abone sayısı, kablo tv abone sayısını geçti. Daha ilginci geçen yıl 50 milyon üzerinde olan kablo tv sayısı, 50 milyonun altına düşerken, Netflix, 50 milyon abone sayısını geçti. Muhtemel ki önümüzdeki iki üç yıl içinde fark 10 milyon aboneyi geçer.

Netflix’in dünyadaki abone sayısı da 70 milyo­nu geçtiği açıklandı.
Hiçbir şey tekdüze gitmez. Netflix, YouTube ile birlikte önceki yıl verilerine göre Ameri­ka’daki internet datasının yüzde 51’ini kullan­mıştı. Daha 4G yeni hayata geçmişti. Muhtemel ki şimdi bu daha ileri boyutlara ulaştı.
Geçen yıl Amerika’nın en çok izlenen 36 dizisini satın alan şirket, bu yıl da dizi ve film sektörüne 6 milyar dolar yatırım yapacağını açıkladı. Netflix’in, House Of Cards dizisinden sonra değeri 70 milyar dolara ulaştı. Malum, Netflix Türkiye’de de dizi film çekimlerine baş­ladı. Böyle bir yatırımı geleneksel Hollywood yatırımcılarından kim yapabilir?

Aslında rekabet şimdi kızışıyor. Çünkü son günlerin popüler şirketi Amazon bu alanı boş bırakmak istemiyor. O da film ve dizi için bu yıl 5 milyar dolar yatıracağını duyurdu.
Unutmayalım ki Amazon evlere Echo asistan hizmetiyle giriyor. Asistan izleyicilere dizi veya şov programını tavsiye edecek? Benzeri bir gelişme de CNN’den geldi. CNN, bin yıllık izle­yicileri yakalamak için 2015 yılında başlattığı şirket içi çevrimiçi video başlatma şirketi Great Big Story’ye 40 milyon dolar yatırım yapacak.

Bu, CNN’in GBS’deki yatırımını genel olarak 70 milyon dolara çıkarıyor ve 250 milyon dolar civarındaki GBS’yi değerlendirecek. Finansman, Great Big Story’yi, uzun metrajlı filmler ve canlı içerik de dahil olmak üzere daha geniş bir içerik yelpazesi sunan 24 saatlik bir akış şebekesi yapmak için 18 aylık bir yol haritasına yönelecektir.

Tam da yazıyı bu şekliyle tamamlayacağım günlerde başka bir haber daha konumuza açıklık getirmeye yetti. İki yıldır interaktif üzerine çalışan Netflix, kullanıcı tercihine göre farklı senaryo seçenekleri ve farklı sonlar sunan ilk interaktif içerikleri Çizmeli Kedi: Büyülü Kitaptan Kaçış ve Buddy Thunderstruck: Çılgın Fikirler’i duyurdu.

İzleyici ile birebir etkileşim kuran yeni özellik ile çocuklar; kendi hikayelerini kendileri kurgu­layabilecek, sonunu belirleyebilecek ve hatta aynı çizgi filmi her defasında farklı bir senaryo ile izleyebilecek. Netflix interaktif bölümler ilk çoğu TV’de ve iOS cihazlarda izlenebi­lecek.

Bu konuda senaryo yazarı ve yapımcı Doug Langdale ile de uzun zamandır yürüt­tükleri görüşmeleri tamamlayarak, interaktif senaryo fikrini kendisine kabul ettirdiler.
İnteraktif senaryo uygulamasında ebevey­nler, çocukların karar verme yeteneğine sahip olmasını ve yönetmen koltuğuna oturabilmesi fikrini sevdiğini söylerken, çocuklar da en sev­dikleri karakterlerle “oynama”yı isteyeceklerini belirtiyorlar.

Bu alanda Apple TV de rekabet potansiyeli gösteriyordu ama cihazını pek geliştirmedi. Samsung Bixby asistan hizmeti önerilerini cep telefonlarından sunmaya başladı. Ancak Netflix veya Apple TV gibi bir özelliğini daha duyur­madı. Dünya akıllı tv pazarında lider olan bir markadan her an böyle bir atak beklenebilir. Malum, Türkiye’de şimdilik pazarı domine eden Digiturk, bu alandaki üstünlüğünü Süper Lig maç yayınlarına borçlu. Tivibu, TV+, Puhu Tv, D Smart şimdilik karşı ataklarla yeterli rekabet oluşturamadılar. Türkiye, dizi yayınlarını dünya pazarlarına taşımada başarı kazandı. Bu başa­rısını yeni nesil yayıncılıkta atacağı adımlarla sürdürülebilir kılabilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir