Sosyal Medya Analizi: Ana sayfanızın kişiliğiniz ile ilgili ortaya çıkardığı şaşırtıcı gerçekler

Geri

Martin Lindstrom

DNA keşfedilmeseydi cinayet sahnelerinin pek bir değeri olmazdı. Bir saç teli, bir parmak izi, bir tırnak parçası kimliğiniz ile ilgili birçok şeyi ortaya çıkarabilir.

Ayakkabılarımızı koyma, buzdolabımızı yerleştirme, tablolarımızı asma, hatta tuvalet kâğıdını kullanma şeklimiz ile hepimiz arkamızda küçük, duygusal DNA’lar bırakırız. Tüm bu Small Data ve önemsiz gibi görünen gözlemler kim olduğumuza, gerçek kişiliğimize dair hayret verici ipuçlarını su yüzüne çıkarabilir. Small Data yalnızca dışa dönük, kendine güvenen veya eğitimsizliği yüzünden utanç duyan veya partneri ile anlaşmazlıklar yaşayan biri olduğunuzu ortaya çıkarmaz. Small Data ayrıca bütün bir şirketin geleceğini de belirleyebilir.

Birçoğumuzun gerçekte tek bir kişiymişiz gibi hissettiğinden emin olsam da hepimiz, Batı dünyasındaki her bir kişi, dünyaya yansıttığımız çoklu görüntülerle en az 5 kişiliğe sahibiz. Unutmayın ki eninde sonunda herkes bir daha hatırlanmaya değer olmak ister. Bu, en çok sosyal medyayı kullanma şeklimizde belirgin şekilde ortaya çıkar. İronik bir şekilde, Facebook sayfanız hangi durum bildirimlerini veya ilham veren alıntıyı paylaştığınız ile ilgili değil, bu bilgiyi paylaşmanın size nasıl hissettirdiği ile ilgilidir. Ayrıca, nadiren gerçekliği temsil eder. Bunun yerine ideal olan imajımızı dünyaya sergiler. Genellikle ne gördüğünüz ve bunun ne anlama geldiği genel kanının aksinedir, mesela profil fotoğrafında bir kişi kameradan uzağa bakıyorsa, o kişinin kendine güvenen biri olduğuna emin olabilirsiniz. Fotoğrafın selfie olması ise genelde kişinin öz saygı eksikliğinden muzdarip olduğu anlamına gelir. Kapak fotoğrafı ise nerede huzur bulduğunuzu, hayalinizi nerede yaşadığınızı ortaya çıkarır.

Sizin algı odanız neler söylüyor?

Çoğu insanın farkında olmadığı şey ise evlerimizde Facebook sayfasının bir benzerine rastlayacağımızdır; ben buna algı odası diyorum. Bu odayı sehpanın üzerinde bir kitabın sergilendiği, kısmen ideal bir yerde bulacaksınız. Algı odası, tıpkı bir gencin yeni yatak odası duvarı haline gelen sosyal medya gibi, bizim de dünyaya sergilediğimiz vitrinimiz.

Bu odaya girdiğinizde, genellikle bir kişi hakkında, kişinin kendisinin kabul etmeye razı olduklarından daha fazlasını söylediğini fark edeceksiniz. Büyük bir kitap koleksiyonunu sergileyen devasa bir rafa rastlarsanız, o kişinin derinlerde bu kitapların yeteri kadar iyi okunmadığını hissettiğinden emin olabilirsiniz. Birçok bakımdan, çok sayıda kitap yükseköğrenim eksikliğini telafi etmeye çalışır. Ancak, algı odasında başköşede sergilenen büyük, renkli bir tabloya rastladıysanız son derece özgüvenli biriyle muhatap oluyorsunuz demektir.

Dünyayı gezdiğimde ve binlerce evi ziyaret etmek ya da bu evlerde yaşamak için harika bir fırsat elde ettiğimde, verilere takıntılı dünyamızda, herkesin ve her şeyin veri ve dijital medya yoluyla ortaya çıkarılabildiği düşüncesiyle giderek körleştiğimizi fark ettim. Gerçek şu ki hiç bu kadar uzak, bu kadar dikkatsiz olmamıştık. Kendinizi sıkıldığınız, boş bir anda, belki bir barda, geç kalan birini beklerken hayal edin. Ne yaparız böyle bir durumda? Seçeneklerimiz; akıllı telefonumuzu çıkarıp bir mesaj göndermek, arama yapmak, internette bir şeylere bakmak – sırf zavallı gibi gözükmemek için yapabileceğimiz herhangi bir şey. Ama bunu yaparken aynı zamanda dünyayla da irtibatımızı koparıyoruz. Kendimizi daha az var ediyor, çevremizde olup bitenin daha az farkında oluyor ve aslında çevremizdeki insanları gözlemleyip onlarla bağlantı kurarak elde edebileceğimiz nadir fırsatları harcıyoruz.

Eski bir söz var; hayvanları incelemek istiyorsan hayvanat bahçesine değil ormana git. Artık gözlerimizi açıp ormana gitme ve yeniden var olma zamanı. Small Data tamamen, arkamızda bıraktığımız önemsiz gibi görünen işaretlerle ilgili. Aslında küçük veriler şu anda tam da önünüzde duruyor. Fark edebiliyor musunuz?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir