Reklamları boş verin, Türkiye gençliği ile yüzleşin

Geri

Doç. Dr. Emre Erdoğan

Reklamcıların sunduğu gençlik ile Türkiye gençliği ne kadar örtüşüyor? Gençlerin %81’i hiç tiyatroya ve konsere gitmiyor. Müzik ya da film satın almayanların oranı yüzde 66, kitap satın almayanların oranıysa %56. Hiç sinemaya gitmeyen %43’lük bir kesim olduğu da görülüyor. Öğrencilerin diğerlerine kıyasla daha fazla sinemaya, tiyatroya ya da konsere gittikleri görülse de; haftada bir ya da daha sık tiyatroya gidenlerin oranı %22, bu oran ev gençlerinde %7’yi bile bulmuyor.

Her ne kadar her birimiz yaşamımızın bir döneminde “genç” olma lüksünü tatmış olsak da, “gençlik” denen olgudan herkesin aynı şeyi anladığını söylememiz mümkün değil. Neredeyse herkesin kendi öz deneyiminden bağımsız bir “genç” ve “gençlik” algımız var. Reklamlara bakacak olursak, gençlerimiz çoğunlukla üniversite öğrencisi ya da mezunu, beyaz yakalı olarak çalışan, tek başına ya da arkadaşlarıyla yaşayan bir profil sergiliyorlar. Sinemaya, tiyatroya, konsere gitmekten geri kalmıyorlar; spor salonlarını ve kütüphaneleri de gençler dolduruyor. Böyle bir hayatın da neşe ve keyif dolu olması kaçınılmaz, reklamlarda izlediğimiz gençlerin hemen hepsinin keyfi yerinde.

Tabii ki gerçek reklamlardan biraz farklı, zaten kimse aynı olmasını beklemiyor da. Reklamlar, tıpkı diğer kurgusal ürünler gibi kurgulayanın aynasından yansıyan dünyalar, gerçekliği yansıtmaktan ziyade ürünü sattırmayı hedefleyen çabalar. Olan değil, olması arzulanan bir dünyayı çiziyorlar bize. Ancak sorun şu ki, reklamlarda çizilen dünya bir yerden sonra sadece gerçekliğin yerini de dolduruyor, gerçek ile kurguyu ayırt edemez hale geliyoruz; ötesi, gerçeği de kurgunun kendisi zannediyoruz. Yönetmenin, ürün sorumlusunun ve yaratıcı ekibin tahayyül ettiği gençlik, bizim gençlik hakkındaki algılarımızla iç içe geçiyor ve her genci reklamdaki genç sanıyoruz.

İyi ki araştırmalar var da, illüzyonlarımızı sınırlıyor, bizi sayılarla kendimize getiriyor.

Habitat Derneği’nin 16 Mayıs’ta açıklanan “Gençlerin İyi Olma Hali” araştırması (www.habitat.org) da bize gençlerin hal-i pür mealini anlatan, bir kategori olarak gençlik ile algıladığımız gençlik arasındaki uçurumu gösteren araştırmalardan. Aralık 2016’da 1209 gencin katılımıyla, 16 ilde Türkiye kentlerinde yaşayan gençleri temsil eden bir örneklemle yürütülen bu araştırma, Türk gençlerinin durumunu bize güzelce özetliyor.

Öncelikle “genç” tanımını bir açalım. Araştırma, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun tanımını takiben 18-29 yaş dilimini genç olarak alıyor. Görüşülen gençlerin sadece %27’si öğrenci, %52’si çalışmakta… İş arayanların oranı %7, %13’lük bir kesimse ne okumakta, ne çalışmakta ne de iş aramaktadır, bu gençlere EV GENCİ diyoruz. Erkeklerin %60’ı, kadınların %44’ü çalışıyor; her dört genç kadından biri evde oturuyor, bu genç kadınların reklamlarda pek görüldüğünü söyleyemeyiz. Keza, yine araştırma sonuçları gösteriyor ki gençlerin %87’si aileleriyle yaşıyorlar, bu “içine doğdukları” kadar, kendi kurdukları aileler de olabiliyor. Tek başına yaşayan gençlerin oranı %7, arkadaşlarıyla beraber yaşayanların oranıysa %3. Yani, “Friends” modeli bizim gençlerimizin arasında pek görülen bir model değil.

Yine araştırma çalışması gösteriyor ki gençlerin %81’i hiç tiyatroya ve konsere gitmiyor. Müzik ya da film satın almayanların oranı yüzde 66, kitap satın almayanların oranıysa %56. Hiç sinemaya gitmeyen %43’lük bir kesim olduğu da görülüyor. Öğrencilerin diğerlerine kıyasla daha fazla sinemaya, tiyatroya ya da konsere gittikleri görülse de; haftada bir ya da daha sık tiyatroya gidenlerin oranı %22, bu oran ev gençlerinde %7’yi bile bulmuyor. Sonuçta ortada ahım şahım bir kültürel tüketim alışkanlığı yok.

Her yerde sporla içli dışlı gençler mi görüyorsunuz? O da bir yanılgı. Haftada bir ve daha sık açık havada spor yapanların oranı %37, kapalı spor salonunda spor yapanların oranı %16. Buna karşılık %71’lik bir kesim haftada en az bir kere gazlı içecek içiyor, üçte ikisi en az bir kere fast-food yemek yiyor, çok da atletik bir gençlik gerçeği yok ortada. Öğrenciler ve bekarlar diğerlerine kıyasla biraz daha sportif olduğunu gösteriyor. Araştırma bize gençlerin sadece %5’inin gönüllülük yaptığını, herhangi bir sivil toplum kuruluşuna üye olanların oranının %8’de kaldığını da hatırlatıyor. Bu açıdan gençlerin ebeveynlerinden farklı olmadıkları açık, yetişkinler arasında gönüllülük yapanların oranı %8. Gençlerin siyasetle de pek alakaları yok, oy vermekten gayri siyasi katılım gösterenlerin, örneğin bir siyasi partinin faaliyetlerinde, örneğin seçim kampanyasında çalışanların oranı %6’nın altında. Zahmet edip Facebook’taki siyasi etkinliklere katılanların oranı bile %8. Bu tür “online” etkinlikler “tembel işi” olarak nitelendirilir, ancak bizim gençlerimiz bu etkinliğe katılmaya bile tenezzül etmiyorlar.

Gençler Facebook, Whatsapp ve Youtube’a bayılıyorlar, Instagram da sıkça kullanılıyor. Ama Linkedin ve Foursquare çok yaygın değil. Snapchat’i haftada bir ve daha sık kullananların oranı %25, Twitterseverlerin oranıysa %45. Internette film dizi seyredenlerin oranı %38, müzik indirenlerin oranıysa %48. Hemen herkesin akıllı telefonu varken, İnternetin çok da yaratıcı bir şekilde kullanılmadığını söyleyebiliriz.

Araştırma sonuçları sadece bu rakamlarla sınırlı değil, meraklısına çok öykü anlatıyor rakamlar. Ancak araştırmanın odaklandığı en önemli konu, gençlerin yaşamlarından ne kadar memnun oldukları ve nelerin bu memnuniyeti arttırdığı… Gençler arasında yaşamından memnun olanların oranı %71. Bardağa bir de boş tarafından bakacak olursanız, %30’u memnun değil. Öğrenciler, iş arayanlara kıyasla bayağı yaşamlarından memnunlar, %74’e karşı %55, demek ki iş bulmak şart memnun olmak için. Öte yandan, ne kadar paranız olduğu değil, ihtiyacınız olan paraya sahip olup olmadığınız yaşamdan memnuniyeti daha fazla belirliyor. Ailenizden, arkadaşlarınızdan ve “özel” birisinden destek alabiliyorsanız; yaşamdan memnuniyetiniz daha fazla oluyor. Sağlığından memnun olan gençler, spor yapıp iyi beslenenler, zararlı alışkanlıklardan uzak duranlar; yaşamlarından daha memnunlar. Yaşadıkları kenti sevenler, kendini o kentte güvende hissedenler, trafiğinden, toplu ulaşımından memnun olanlar; yaşamlarından da memnunlar. Aldığı eğitimden, okudukları okulun fiziksel altyapısından ve hocalarıyla ilişkilerinden memnun olanlar; daha yüksek memnuniyet skoruna sahipler. Sonuçta, ilk bakışta on gençten yedisi yaşamından memnunken, bu memnuniyeti daha da arttırmak, bu gençlerin gönüllerini kazanmak mümkün.

Hedef kitleniz gençlerse, bu verdiğimiz rakamlar biraz hayal kırıklığı yaratabilir. Sonuçta hayallerimizdeki gençlere daha yakın bir profil çıkabilirdi karşımıza, çıkmadı. Ancak elimizdeki insan kaynağının bu olduğunu bilirsek; onu daha yakından tanırsak, çok daha gerçekçi çözümler geliştirmemiz, işimizi çok daha iyi yapmamız mümkün. Yeter ki sadece kalıp yargılarımıza değil, satır aralarına da yaslanmayı bilelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir