Kolektif olma yılı…

Geri

Ender Merter

Son dönemde ekonomik büyüme dinamiğinin Batı’nın gelişmiş ülkelerinden Doğu’nun gelişmekte olan ülkelerine kaydığı ve yükselen ekonomiler arasında Çin’in önderliğinde Doğu Asya’nın öne çıktığı görülmektedir.

2016 Türkiye için zor bir yıl oldu. Dünya piyasaları ise hem siyasi hem de ekonomik olarak çok hareketli bir yılı geride bıraktı. Hızlı baktığımızda; İngiltere AB’ den ayrılmaya “evet” dedi. ABD Donald Trump’ı başkan seçti. 15 Temmuz kalkışması yaşadık. Terör saldırıları yoğunlaştı, halk güvenliği sorgular oldu, toplum tedirgin. Türk ordusu Suriye’ye girdi. FED faiz artırımı artık halka indi. Tüm dünya 2016 bitsin-gitsin dedi. Türk Lirası %20 değer kaybı yaşadı, döviz tabir-i caizse kanatlandı. Bir iletişimci olarak bunların içinde en önemlisi terör algısı. Hem yurt içi hem de yurt dışında gerçekleştirilen terörle mücadelenin ve OHAL’in farklı yorumlanması algı problemleri yarattı, yine de ekonomi sağlam durmayı başardı.

19. yy da yaşamış İngiliz politikacı Arthur Neal, “Bireysel ve toplumsal düzeni bozucu bir olay olması, hem bireylere hem de toplumlara kültürlerini ve bilinçlerini düzeltme ve yollarına devam etme imkânını da yaratır” diyor.

Günümüzde güç dengeleri ekonomik bakımdan gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru kaymakta. Yeni ekonomik ve siyasal sistemde doğru yer bulabilmek ve olası fırsatlardan faydalanabilmek artık kaçınılmaz. Dolayısıyla, Türkiye’nin de teknoloji üretme, büyük veri ve Ar-Ge faaliyetlerine daha fazla yatırım yapması elzem. Bununla da kalmayıp, eğitim, sağlık, kültür-sanat, spor konularında da ciddi yatırımlar yapılmalı; ekonomik büyümenin yanı sıra toplumsal kalkınmanın da önü açılmalıdır.

Genel olarak bakıldığında dünyada geniş ölçekli bir değişim dönüşüm süreci yaşandığı görülmektedir. Bu zorunlu sürecin özellikle dönüşüm aşaması biraz sancılı olacağa benzesede; henüz geminin ne yöne gideceği konusunda belirgin bir görüş, tahmin, plan ya da herhangi bir yönelim bulunmamaktadır. Söz konusu değişime neden olan olgu, bilindiği üzere küresel terör ve ekonomik krizidir. Tarihteki örneklerine bakıldığı zaman, doğrudan veya dolaylı olarak tüm toplumları etkileyen büyük ölçekli benzer krizler her defasında yeni bir dönemin ilk adımlarında gözlenmektedir. Çözüm üretilmeyen ve bulunduğu noktada işlerliğini yitiren sistemlerin yerini, toplumlarda ekonomik, sosyal ve siyasal güç dengelerin yeniden oluşmasına olanak tanıyan yeni bir düzen anlayışı ve sistematiği almaktadır.

Son dönemde ekonomik büyüme dinamiğinin Batı’nın gelişmiş ülkelerinden Doğu’nun gelişmekte olan ülkelerine kaydığı ve yükselen ekonomiler arasında Çin’in önderliğinde Doğu Asya’nın öne çıktığı görülmektedir. Hızlı ekonomik büyümenin yaşandığı Latin Amerika ülkelerinin de gelecekte doğal kaynakların ihracatının yanı sıra farklı mal ve hizmetlerde uzmanlaşabildikleri ölçüde dünya ekonomisinin de daha fazla paya sahip olması beklenmektedir. Gelişen ekonomiler, dünya ekonomisi içindeki ağırlıklarının artmasına paralel olarak, sistemde daha fazla söz sahibi olmak istemektedir. Güç dengelerinin gelecek dönemde bu yönde bir gelişim göstermesi beklenmektedir. Tüm bunların yanında, istihdam kritik bir konudur ve gelişmekte olan ülkelerde hızlı büyüme sayesinde yeni istihdam yaratmak kolay gözükse de, kentleşme olgusunun getirdiği değişimlere uyum sağlayabilecek bir yapıya ve bunun için eğitim, sağlık, altyapı vb. alanlarda büyük yatırımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Batı’nın gelişmiş ülkelerinde ise istihdam konusu farklı bir boyut kazanmıştır. Küresel kriz, finansal piyasalardan reel sektöre de yayılarak özellikle ABD’de işgücü piyasalarında derin bir yara açmıştır. Avrupa’da işsizlik önemli ölçüde yükselmiş, üstlenilen banka borçları sebebiyle ciddi iş gücü piyasaları bozulmuştur.

Politik ilişkilerde de ekonomik gücün etkisinin görülmesi beklenmekte; özellikle iki büyük güç olan ABD, Çin ve son dönemlerde Rusya arasındaki ilişkilerin uluslararası ekonomik konjonktüre yön vereceği tahmin edilmektedir. Öte yandan, gelişmekte olan ülkelerin, ekonomik arenada seslerini daha fazla duyuracağı görülüyor; oluşacak yeni yönetim temsil platformlarından Türkiye’nin de önemli bir güç olarak masaya oturacağı düşünülürse. Bu bağlamda, yeni ekonomik ve siyasal sistemde doğru bir yer bulabilmek ve olası fırsatlardan faydalanabilmek gerekmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir