Duyarlılığın “Mert” Yüzü

Geri

Elif Tütüncü

Karşımıza başarılı bir tiyatro oyuncusu olarak çıktı ilk önce. Sonra ardı ardına rol aldığı diziler, reklamlar derken ekranda aşina olduğumuz bir yüz haline geldi Mert Fırat. Çok güçlü oyunculuğunun yanı sıra sempatikliği, mütevazılığı ve pozitifliğiyle kısa sürede dikkat çekmeyi başardı. Ancak daha da önemlisi, onu diğer oyuncu ve ekran yüzlerinden farklı kılan şey bizim derdimizi, kendi derdi olarak sahiplenmesi. Bu bağlamda toplum yararı güdüp, toplumsal meselelerde sorumlu duruşuyla herkese örnek olan Fırat, son olarak ihtiyaç sahiplerini ve destekleyenlerini buluşturduğu kendi sosyal sorumluluk projesi ihtiyacharitasi.org ile gönlümüzdeki yerini sağlamlaştırdı. Fırat, sosyal sorumluluk başlığı altında 25’in üzerinde dernekle faaliyet yürütürken, bu çalışmaların hepsini tek bir yerde toplama ihtiyacı hissediyor. Ortaya çıkan ihtiyacharitasi.org projesi bugün tek bir merkezden, büyük bir şeffaflıkla yönetiliyor. Henüz birkaç senelik olan projenin, bugün başarılı bir noktada olabilmesinin nedeni de bu zaten. Kendini topluma adayan Fırat’a 20-21 Nisan tarihlerinde düzenlenen Sustainable Brands 2017’de rastladık. Hem bu güzel projeye hem de kendisine dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Sizi ekranlarda çok sık görüyoruz, samimi bir kişiliğiniz ve mütevazı, kendine has sağlam bir duruşunuz var. Oyunculuk kariyerinizin yanı sıra reklam filmleriyle ve kendi sosyal sorumluluk projenizle dolu. Bu duruşunuzla birçok sanatçıya da iyi örnek oluyorsunuz. Fakat ekranın ardında nasıl bir Mert Fırat var? Neler yapmayı sever? Mert Fırat kendisine ayırdığı bir günü nasıl geçirir?

Genelde araba kullanmayı, at binmeyi, kürek çekmeyi severim. Fiziksel aktiviteleri biraz daha fazla seviyorum. Gerçekten kendime zaman ayıracaksam 1-2 gün, yakın mesafedeki yerlere gidip orada dinlenmeyi seviyorum, Şile’de, Kazdağları’nda… Bazen bir parka gidip orada oturup hiçbir şey yapmadan etrafı seyretmek de keyif veriyor. Bir çeşit meditasyon. Durmak bazen çok önemli. Gün içinde bile 1-2 saat duruyorum hiçbir şey yapmadan. Kitap okumayı film seyretmeyi seviyorum, beni gün içerisinde en çok rahatlatan zamanlar onlar. Oyun bittikten sonra eve gittiğimde saat 12’de 1’de bir filme başlamayı ya da bıraktığım kitabın devamını getirmek, onunla ilgili notlar almak beni ertesi güne hazırlarken bir yandan da heyecanlandırıyor.

Kendi kişisel markanızı tanımlamanızı istesek, Mert Fırat nasıl bir marka?

Kişilerin marka olmasıyla çok ilgilenmiyorum aslında. O markanın nasıl kullanılacağı ile ilgileniyorum. Benim için sivil toplum çok önemli. O yüzden bir şekilde sivil toplumcu tarafımı da çok ön plana çıkardığım için galiba öyle tanımlayabilirim. Yani sivil hayatla, sivil toplumla ilişkili… Neredeyse başkalarının derdini dert edinmeyi kendi üstüne iş bilmiş birisi olarak. O dertlerin hepsi benim de dertlerim. Sanatı da bunun için yapıyorum. Sivil toplumda da bunun için çalışıyorum. Sizin derdiniz benim derdim aslında. Bu yüzden de Mert Fırat, marka olan kişi, bu düsturda ilerleyen biraz daha sosyal bir kişilik diyebiliriz aslında.

Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Mesleki anlamda hedeflerinizi ne zaman koymaya başladınız? Sizi bu konuda en çok etkileyen şey neydi?

Annemle babamın işlerinden dolayı çokça seyahat eden bir çocuktum.. Çok fazla il ve okul değiştirdim. Yarım dönem okuduğum sınıflar oluyordu özellikle ilkokul döneminde. Bütün bunları niye anlatıyorum? Aslında girdiğim çevreye hızlıca uyum sağlayıp o çevrenin koduna kültürüne adapte olduğum için. Sadece mahalle değiştirmiyorum aslında il değiştiriyorum.

Bu çevrelere uyum sağladım çocukluğum süresince. Mesleki anlamda aldığım kararlar da 12-13 yaşımdaydı. Bir hocam vardı o dönemde. Bize İngilizce öğretirken bir yandan da skeç yazmaya itti. Her hafta bir skeç yazıp gelip oynayacaksınız diye bizi zorladı. Sonra ben yazmayı ve oynamayı çok sevdiğimi farkettim. Her yıl okulun tiyatro kolunda oyunlar çıkarmaya başladım.

Ortaokul ve lise böyle geçti. Devamında ben oyunculuk okumak istiyordum ve bizimkiler çok sıcak bakmıyordu derken sınava girdim ve İsveç’te iki yıl sinema televizyon okudum. Daha sonra da kariyerim başladı. Ciddi anlamda bu kararı lise son, lise 2 gibi aldım ama bizimkiler çok sıcak bakmamıştı. Onların da gönlünü yapmak için 2 yılın ardından buraya geldim. 15-16 yaşlarımda kararımı verdim ama uygulamada 20 yaşımda net bir adım atmış oldum.

Yaptığım şey ‘’iş değil’’

Çok yönlülüğünüzden dolayı birçok farklı projeyle karşımıza çıkıyorsunuz. Bir iş gününüz nasıl geçiyor? Nasıl bir çalışma düzeniniz var?

Biraz yoğun bir tempoda çalışıyorum ama böyle çalışmayı da seviyorum. Çünkü beni ayakta ve zinde tutuyor. Yeni fikirlerle, yeni insanlarla karşılaştırıyor. Ve insanlardan aldığım ilhamlar, okudum kitaplar, gördüğüm sergiler… Beslendiğim şeyler aslında bunlar benim. Bunu angarya ya da eziyet gibi görmüyorum. Tam tersine hepsi keyif aldığım şeyler. İnsan çevresine keyif aldığı bir dünya kurabilmeli. Bizim işler biraz daha rahat oluyor bu anlamda. Ben çok şükür ki bunu seçebilecek bir imkana sahip oldum, şansım bu konuda yaver gitti. O yüzden de bunun bir avantajı olduğunu söyleyebilirim. Oyunculuk yapıyorum, çok keyifle yaptığım bir iş. Kitap okuyorum, yazıyorum kim yazmak istemez ki. Herkesin hayalidir bir şey yazsın o hayata geçsin. Sosyal sorumluluk çalışmaları, sivil toplum… Hepsi gördüğünüz gibi eğlencesi bir tarafta, manevi tatmini bir tarafta… Ben tiyatro sahnesinde kendimi çok büyük bir iş yapıyor gibi hissetmiyorum. Bana bir iş yükü yok. Tam tersine benim de rahatladığım bir yer. Prova yapmak da oynamak da sosyal sorumluluk da bana iş gibi gelmiyor. Zorunda kaldığım şeyler bana iş gibi geliyor. Mesela senaryosu iyi gitmeyen bir dizide oynuyor olmak zorundaysam o bana artık zor gelmeye başlıyor. Çünkü ‘’onu çok etik bulmuyorum’’. Fakat anlaşma ve sözleşme var. İşte o zaman benim için iş olmaya başlıyor. Ve ben de bundan hiç hoşlanmıyorum. Ama yine de işimi en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Fakat sinemayı da tiyatroyu da sivil toplumu da iş yükü gibi görmüyorum, tam tersine ‘’ne kadar güzel, her şey hayal ettiğim gibi’’ diye düşünüyorum. Dolayısıyla kendime ayırdığım zamanla iş için ayırdığım zaman neredeyse birbirine çok paralel ve birbirini besleyen şekilde geçiyor. Bazen ‘’işinden başka ne yapıyorsun?’’ diyorlar. Anlatıyorum böyle ‘’ama o da işle ilgili’’ diyorlar. Benim hayatım iş. Yani 7/24 ben bu işi yapıyorum aslında. Oyuncu 8 saat oyuncu değildir 7/24 oyuncudur.

Bireysel olarak korkularınız, kaygılarınız var mı?

Birilerine zarar vermekten korkarım her zaman, bilmeden dolaylı anlamda. Sevdiklerimin zarar görmesinden korkarım. Vebal almaktan korkarım. Aslında hepimizin korktuğu şeyler.

Oyuncu olmanın ötesinde, Mert Fırat’ı kamera arkasında da görebilecek miyiz?

Var da öyle çok acelesi yok. Yazdığım senaryo var. Bir başka yönetmen de çekebilir mutlaka. Belki de bir başka yönetmen çeker ama ben çok iyi bildiğim için sanki ben çeksem daha iyi anlatırım derdimi. Ama acelesi yok, 1-2 yıl içinde belki.

Yeşilçam’dan bir Türk jönü olsanız, hangisi olurdunuz?

Sadri Alışık.

Neden?

Samimi, sıcak, gerçek, çok yönlü.

‘’Asla yapmam’’ dediğiniz bir şey var mı?

Asla yapmam demek herhalde (Gülüyor). Bilemiyoruz, insanoğlu her şeyi yapabilir. Hak yemem, onu söyleyebilirim. En önemsediğim şey insana duyulan saygı ve hak yememek. Haksızlık yapmak. Beni en sinirlendiren şey zayıf bir insanın zayıflığından yararlanmak. Galiba bunları asla yapmam.

Üzerinizde mutlaka taşıdığınız şey?

Silahımı hiç yanımdan ayırmam (Gülüyor). Cep telefonu mecburen, artık hepimizin. Bir yere giderken çantamın içinde olmazsa olmaz okuduğum kitap oluyor ya da hep başlamak istediğim kitap.

Uçan arabalar beni heyecanlandırmıyor

Teknoloji ile aranız nasıl? Son zamanlarda sizi en çok etkileyen teknolojik inovasyon ne?

Beni en çok etkileyen göze lensle kayıt edebilme özelliği son zamanlarda gördüğüm. Tüm hatıralarınızı, her şeyinizi saklayabildiğiniz bir cloud var artık. Belki de görsel işitsel ve öğrenebilme imkanını kaydedebildiğiniz bir veritabanı. Yani artık insanın ruhunun haricinde bütün bilgisini aktarabileceği bir sürekli kayıt cihazı var. Bir çeşit ölümsüzlüğe giden bir yol gibi. Beni çok etkiledi ve hakkında çokça şey yazmaya başladım bu konuyla ilgili. Bana ilham da verdi. Ama bir tarafında da beni çok korkutan bir teknolojik gelişme.

Bir diğeri de dilin çok büyük bir engel olmasından dolayı, 7 dil de konuşsak karşımızdaki o 7 dili bilmiyor ya, onun için şimdi yeni bir sistem çıktı kulaklıkla birebir eşzamanlı çeviri yapılabiliyor. Demek ki önümüzdeki 2-3 yılda bu herkesin olabilecek. Bu harika bir şey. İletişim engeli bu dünya üzerinde bizim için bir utanç kaynağıyken onu ortadan kaldıracağımız bir yere geliyor dünya. Ve tüm kaynakların, tüm bilgilerin, tüm birikimlerin paylaşılabildiği bir alana doğru gidiyor. Bilgi zaten herkese açık olmalı. Bu anlamda da bu gelişim beni heyecanlandırıyor. Uçan arabalardan çok bunlar beni heyecanlandırıyor.

İş dünyasında girişimci olsanız hangi alanda nasıl bir yatırım yapardınız?

Güneş enerjisi. Dünya kendinden verdiklerini geri alacak bir noktada. Buradaki bizim sonsuz güç kaynağımız da güneş. Dolayısıyla doğal kaynaklardan yapılacak her türlü enerji ve onların dönüşümü beni çok ilgilendirirdi, ona doğru bir yatırım yapmak isterdim. Atıkların dönüştürülebilmesi. Beni heyecanlandıran şeyler böyle şeyler olurdu. Akıllı evlerin çevreye zararsız kendi ısısını elektiriğini üreten ve bunun sadece projede 3-5 örnek olmaktan çıkıp bir devlet projesi haline gelmesini isterdim. Katı atıkların enerjiye dönüştürülmesine ya da başka bir şeye dönüştürülmesine yatırım yapmak isterdim. Çünkü bunlar sürdürülebilirlik anlamında sonu olmayan şeyler.

Sizi en çok etkileyen marka hangisi?

Valla öyle bir marka yok, aklıma gelmiyor.

Siz de bir marka yüzüsünüz. Peki sizin en beğendiğiniz marka yüzü kim?

Çok büyük etki yaratan, o markayı bambaşka bir yere getiren Michael Jackson – Pepsi ilişkisi. Galiba dünyanın en çok tanınan kişisiydi Michael Jackson ve Pepsi’yi de bambaşka bir yere getirdi. Bence dünyadaki en iyi match olabilir.

Sinemayı da tiyatroyu da sivil toplumu da iş yükü gibi görmüyorum, tam tersine “ne kadar güzel, her şey hayal ettiğim gibi’’ diye düşünüyorum.

Düzenli takip ettiğiniz internet siteleri hangileri?

Birgün’ün, Bianet’in, Cumhuriyet Gazetesi’nin internet sitesini takip ediyorum her gün haber kaynağı olarak. Habertürk’e bakıyorum. Onedio’ya bakıyorum ara ara. İlgimi çeken şeyler oluyor. Twitter, Instagram, Facebook’a çok büyük zaman ayıramasam da bakıyorum. UNDP’nin sayfalarına gün içerisinde bakıyorum. İhtiyaç Haritası’na bakıyorum. Onun dışında tiyatro sayfalarına çokça bakıyorum. Ekşi Sözlük’ün sinema bölümü Ekşi Sinema’ya çok bakıyorum. Ve teknoloji sitelerine. Box Office Türkiye, IKSV, Salt Galata, İstanbul Modern…

Yazarlığınız var mı peki?

Yok. Ekşi Sözlük yazarı değilim.

Son olarak 2017’den beklentileriniz, sizin kişisel olarak gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz neler?

Bu yıl İhtiyaç Haritası’nı daha kuvvetli anlatıyor olacağız. Çokça gönüllü arkadaşımız aramıza katılıyor. Onlarla birlikte yürüyor olacağız. Şu anda İhtiyaç Haritası’nın onlarca projesi var. Her aya ayrı bir başlık, her başlığın ayrı bir projesi var. Dolayısıyla bu yıl benim için galiba daha çok İhtiyaç Haritası’nın yılı olacak. Bu anlamda başka buna benzer bir proje galiba yok. 

Size dair birkaç sorumuz olacak…

Son zamanlarda en sık dinlediğiniz müzik?

Gevende’nin albümünü çok dinliyorum.

Takip ettiğiniz bir program, bir dizi var mı?

Cem Seymen’in CNN Türk’teki programını (Para Dedektifi) takip ediyorum.

Dizi?

Dizi seyretmiyorum. Sevmiyorum ama yabancı dizilerde Narcos’u seyrettim yakın zamanda. Çok sevdim.

Cep telefonunuzda en sık kullandığınız uygulamalar hangileri?

Facebook, Twitter, Instagram.

Fotoğrafınızı düzenlediğiniz uygulamalar var mı?

Hiç yok. Keşke olsa. Öyle şeyleri kullanamıyorum ya (Gülüyor).

Dünya’da ve Türkiye’de en beğendiğiniz CEO’lar?

İş Bankası’nın CEO’su Adnan Bali var. Coca Cola’nın CEO’su Muhtar Kent. Chobani’nin CEO’su Hamdi Ulukaya, rahmetli Mustafa Koç ve Steve Jobs.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir