Dijital dünyanın paralı orduları: Sahte takipçiler

Geri

Elif Tütüncü

Hepimizin dijital dünyada bir kimliği, bir kişiliği, bir yaşam biçimi ve geride bıraktığı bir ayak izi mevcut. Kurduğumuz sanal dünyalarımız kimi zaman bize gerçeğini bile unutturuyor. Eskiden televizyon karşısında geçirdiğimiz vakitler yerini sosyal medya platformlarına bıraktı. Özellikle gençler dijital dünyada çokça vakit geçiriyor. Ama diğer yaş kitleleri de gençleri aratmayacak nitelikte. Hal böyleyken dijital dünyaya yatırım yapmak, markaların kendilerini daha çok görünür kılmak için bu dünyada en önlerden yerlerini alması kaçınılmaz oldu. Ancak bu ışıltılı dünyanın ne kadarı gerçek? Olduğumuz değil, olmak istediğimiz, görünmek istediğimiz kişiliklerimizle bu dünyayı ne kadar sahici kılabiliyoruz? Herkesin en başta kendini ifade etme biçimiyle bulunduğu bu dünya, markaların işin içine dahil olup ticari getirilerinin farkına varılmasıyla adeta taht oyunlarına dönüştü. Ünlülerin birbiriyle olan rekabetini simgeleyen, ünlü olmayanların da markalarla iş birliği için olmazsa olmazı haline gelen ‘’takipçi ve izlenme sayıları’’ bu dünyanın yeni savaş kuralı haline geldi. Takipçi sayısı fazla olan sosyal medya hesapları daha fazla itibar görmeye başlayınca herkes adımlarını ‘’takipçi kasmak’’ için atmaya başladı. Takipçi sayısını artıramayanlar ya da kısa sürede çok fazla takipçisi olmasını isteyenler de çözümü pazardan kiloyla meyve alır gibi takipçi satın almakta buldu. Sahte takipçi satın alan kullanıcılar deyim yerindeyse kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeyip, markaların gözünde takipçileri organik olanların önüne geçiyor ve işi kapıyor! Ama nereye kadar? Markaların bu yeni iletişim biçimine saçtığı paraların haddi hesabı yok ancak organik olmayan takipçi sayısına yapılan yatırım kısa ya da uzun vadede markaya ne kadar getiri sağlıyor? Bu ayki sayımızda sanal dünyanın paralı orduları olan sahte takipçileri masaya yatırdık ve ilk etapta önemsiz gibi görülen ancak tedbir alınmadığı sürece reklam dünyasına ne denli zarar verebileceğini gözler önüne serdik.

Sosyal medya platformları, pazarlamanın en önemli yapı taşlarından biri haline geldi. Birçok marka kullanıcılarına ve hedef kitlesine bu mecra üzerinden de ulaşmak istiyor. Bazı markalar etkileşimi daha da arttırabilmek adına, ürünlerini, hizmetlerini tanıtmak için sosyal medya fenomenlerinden ve ünlü isimlerden destek alıyor. Bu kişilerin yaptığı paylaşımlar ile daha fazla kişiye ulaşma imkanı elde ediliyor. Markalar da bu kişilere yaptıkları paylaşım karşılığında yüksek rakamlar ödüyor. Böylece markaların reklam bütçelerinde, dijitale ayrılan pasta dilimi her geçen gün büyüyor. Bu büyümenin en büyük sebeplerinden biri de sosyal medya kullanıcılarının ve dijital dünyada geçirilen zamanın günden güne artışı…

Günümüz dünyasında sosyal medya kullanım oranlarına bakacak olursak, Wearesocial. net’in her yıl yayınladığı global internet, dijital kullanımlara dair 2017 raporuna göre dijital dünya 2015’e kıyasla 2016’da neredeyse tüm önemli göstergelerde muazzam bir büyüme yaşadı. Aktif internet kullanıcısı 3,773 milyar ve bu oran bir önceki yıla göre %10 artış gösteriyor. Yani her geçen gün sanal dünyaya yeni birileri merhaba diyor. Kullanıcıların 2.56 milyarı sosyal medyaya mobilden bağlanırken, toplam mobil kullanıcı sayısı ise 4.92 milyar. Ayrıca dünya genelinde 1.61 milyar kişi e-ticaret kullanıcısı. İnternet kullanıcıları 2015 yılına kıyasla %10 büyüyerek 354 milyon; aktif sosyal medya kullanıcıları %21 büyüme ile 482 milyon arttı. Tekil mobil kullanıcılar son 12 ayda %5 büyürken, mobil sosyal medya kullanıcılarında %30 artış gerçekleşti.

Değişim hızı, 2016 yılında yayınlanan raporda da dikkat çekiciydi. Fakat yeni raporda internet penetrasyonunun %50’yi aştığını görüyoruz, yani son 12 ay boyunca şaşırtıcı bir büyüme hızı söz konusu. Akıllı telefonların fethettiği hayatlarımıza bakılırsa bu oranın git gide artacağı öngörülüyor. Sosyal medya platformları arasında Facebook bu yıl da açık ara önde. Platform, hakimiyetini ikinci ve üçüncü sırada yer alan Messenger ve Whatsapp uygulamaları ile sürdürüyor ve Google’ın sahibi olduğu Youtube 4. sırada yer alıyor.

Ülke bazında internet kullanımında Birleşik Arap Emirlikleri %99’luk bir oranla başı çekerken, Türkiye ise %60’la yani 48 milyonluk bir oranla listede 21. sıradan kendine yer buluyor. Raporda Türkiye’deki aktif sosyal medya kullanıcı sayısı 48 milyon ancak bu oran tekil kullanım değil. Mobil kullanıcı sayısı 71 milyonken, sosyal medyaya mobilden bağlanan kullanıcı sayısı ise 42 milyon. Büyümeye baktığımızda Türkiye’de 2016 Ocak ayından bu yana internet kullanıcı sayısının %4 ile 2 milyon, aktif sosyal medya kullanıcısı sayısının ise %14 ile 6 milyon arttığını görüyoruz. Ülkemizde sosyal medyayı mobilden kullanan kişi sayısı ise son bir yıl içerisinde %17 oranında artmış durumda. Kullanıcılar gün içerisinde ortalama 7 saatini bilgisayar karşısında, 3 saatini telefon üzerinden internete bağlanarak sosyal medya platformlarında geçiriyor. TV karşısında geçirilen vakit ise ortalama 2 saat.

Yine rapordaki bir diğer dikkat çeken nokta ise masaüstü aygıtların kullanım oranındaki düşme. Türkiye’nin web trafiğine göre; bir zamanlar başından kalkmadığımız Laptop ve PC bilgisayarlar üzerinden ziyaretlerin %29 oranında gerileyerek %36’ya düştüğünü, mobil trafiğin ise %33 oranında artarak %61’e çıktığını görüyoruz. Bu durum Türkiye’de web trafiği konusunda mobilin ne derece önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Son olarak ülkemizde en çok kullanılan sosyal medya kanallarına da değinelim. Türkiye’de en çok kullanılan sosyal medya kanalı Youtube ve onu küçük bir fark ile Facebook takip ediyor. Diğer popüler sosyal medya kanalları ise Instagram ve Twitter. 2015 yılında ikinci sırada yer alan Facebook Messenger ise 2016 yılında altıncı sıraya gerilemiş. 

Alınan ücretler dudak uçuklatıyor!

Elbette bu devasa sanal dünyanın birçok olumlu yanı var. En başta daha fazla insana, daha kısa sürede ulaşmak markaların ilk tercih sebebi. E-ticaret verilerinin gözle görülür şekilde artışı, perakende satışların yerini yavaş yavaş dijital ortamdaki sanal mağazalara bırakıyor olması da başka bir etken. Devamında dijital ortamda yürütülen reklam ve iletişim faaliyetlerinin daha düşük bir bütçeyle yapılabiliyor olması ve mobil kullanıcı sayısının giderek atması da markalar için çok cazip. Başlarda banner, pop-up gibi yollarla başlayan internet reklamcılığı, tüketicilere gına getirmesi üzerine yerini native reklama yani tüketici için daha doğal yollarla ‘’göze sokulmadan’’ mesajı vermeye bıraktı. Virallerle başlayan bu yeni akım da son olarak kullanıcıların sosyal medya platformlarında severek takip ettiği ‘’influencer’’ denilen blogger, vlogger, youtuber gibi içerik üreticilerinin bu mesajları aktarmasıyla devam ediyor. Basit bir tabirle takipçi sayısı çok olan influencer’lar markalarla iş birliğine giderek, markanın ürünlerini ve hizmetlerini takipçilerine anlatıyor. Bu kişilerin yaptığı paylaşımlar ile daha fazla kişiye ulaşma imkânı elde ediliyor. Markalar da bu kişilere yaptıkları paylaşım karşılığında yüksek rakamlar ödüyor.

IAB Türkiye’nin açıkladığı dijital reklam yatırımları AdEx-TR sonuçlarına bakacak olursak, dijital reklam yatırımları 2015 yılına göre yüzde 13,7 oranında artarak 1.872,4 milyon TL’ye ulaştı. Ayrıca display reklam yatırımları 2016’da yüzde 11 büyüyerek 1.059,1 milyon TL oldu.

Display reklamlar kategorisinde en büyük payı 821,4 milyon TL ile Gösterim ya da Tıklama Bazlı Reklam Yatırımları aldı. Video reklam yatırımları yüzde 34’lük büyümeyle 179,8 milyon TL olarak gerçekleşirken, sponsorluk reklamlarının yerini alan Native 58 milyon TL’ye ulaştı.

Reklamverenler Derneği Başkanı Ahmet Pura, geçtiğimiz aylarda derneğin 25. yılına özel düzenlenen organizasyonda Türkiye’deki reklam yatırımlarının yıllık 2.1 milyar dolar olduğunu, dünya ile kıyaslandığımızda bu yatırımın oldukça düşük olduğunu belirtti. 8.5 milyon nüfuslu İsrail’in reklam yatırımları 5.4 milyar dolar, İsveç’in nüfusu 10 milyon iken reklam yatırımları 3.2 milyar dolar diyerek, Türkiye’nin 2.1 milyar dolar olan reklam harcaması hedefini 5 milyar dolar olarak belirledi.

Ayrıca Pura reklamverenlerin verdiği reklamın istediği kitleye ulaşıp ulaşmadığını kontrol edemediğini, bir reklamın tıklanma oranının ne kadarının insan, ne kadarının robot ölçülemediğini ifade etti. Reklamverenlerin gerçek bir insan tarafından görülmeyen veya bir robot tarafından tıklanan bir reklam için ödeme yapmak istemediğini bu yüzden RVD olarak, bünyelerinde kurulan Dijital Yürütme Kurulu’nun, WFA ve IAB Türkiye ile dijital dolandırıcılık konusunda çalışmalar yaptığını belirtti. Geçtiğimiz aylarda Amerika’daki tüketici haklarını koruma organı olan Federal Ticaret Komisyonu (FTC), bu konuya el atarak birçok ünlü isme uyarıda bulundu ve “yapılan paylaşımların reklam olduğu belirtilmeli” vurgusunu yaptı. Türkiye’de henüz buna benzer bir yaptırım bulunmuyor ancak Maliye Bakanı Naci Ağbal daha önce yaptığı açıklamada, internet üzerinden gerçekleştirilen reklam ve tanıtım hizmetlerinin vergilendirilmesi üzerine bir çalışma başlattıklarını belirtmişti. İlgili vergi oranının yüzde 15 civarında olması bekleniyor.

Dünyada genel itibariyle durum böyleyken Türkiye’de de sektör git gide büyüyor. Türkiye’deki çok takipçili ünlüler ve kişisel hesaplar Instagram üzerinden yaptıkları tek bir paylaşım için 6 bin ila 20 bin TL arasında para talep ediyor. Talep edilen tutarlar, kişinin bilinirliğine, takipçi sayısına ve takipçi etkileşimine göre değişkenlik gösteriyor. Yurtdışındaki fenomenlerin Instagram paylaşımı başına talep ettikleri tutar ise 10 bin ile 300 bin dolar arasında değişiyor.

Markalar iş birliği yapacağı nam-ı diğer sosyal medya elçileri olan influencer’larını seçerken, en çok onların takipçi sayılarını göz önünde bulunduruyor. Başlarda oldukça normal olan bu durum, işin ticari boyutu bu denli artınca yerini kullanıcıların sahte takipçi tüccarlığına bıraktı. Üstelik Instagram’dan Twitter’a kadar her sosyal medya platformu için yapılan sahtelikler yalnızca takipçi satın alınmasıyla sınırlı kalmayıp, sahte etkileşim hatta sahte like’lara kadar birçok farklı alanda kendini gösteriyor.

Sahte takipçili fenomenler yalnızca markaları değil, beyazperdeyi de etkiliyor. Yerli bir filmde rol alan oyuncu Oğuzhan Yıldız’ın bir röportajında söylediklerine bakılırsa, yapımcılar ve yönetmenler de artık projeleri için oyunculuk yeteneği olanı değil, sosyal medyada takipçisi çok olanı seçiyor. Organik takipçili kullanıcılara takipçi satın almasını öneren yapım şirketleri bile olduğu iddia ediliyor. Yerli sinemanın bugün içler acısı halde olmasının nedenlerini pek de uzakta aramaya gerek yok.

Platformlar düğmeye bastı, bir gecede takipçisiz bırakıldık!

Sosyal ağ hesaplarındaki takipçi sayısı sosyal medya ünlüsü olma yolundaki kapıları aralarken aynı zamanda hesap sahibinin itibarını da etkileyen bir etmen olarak görülüyor. Bu noktada kullanıcıların sosyal medyadaki itibarını artırmalarının yolu da takipçi satın almaktan geçiyor. Ancak bu sahte gerçekliğin farkına varan platformlar her ne kadar tam anlamıyla önüne geçemeseler de önlemlerini almaya yıllar öncesinden başladılar bile. Instagram  2014 yılında aldığı radikal bir kararla sahte hesapların tümünü sildi. Platformda yapılan temizliğin ardından Instagram, ünlü isimlerden sıradan kullanıcılara kadar yoğun tepki aldı. Bir gecede milyonlarca takipçi kaybeden ünlüler, iplikleri pazara çıkınca o dönemde gündeme oturdu. Justin Bieber 3.5 milyonluk takipçi kaybıyla zirveye yerleşirken, Akon’un takipçi sayısı 4.3 milyondan 1.9 milyona düştü. Amerikalı rapçi Mase ise bir gecede 1.6 milyon takipçiden 272 bin takipçiye düşünce Instagram hesabını tamamen kapattı. Diğer Instagram kullanıcıları, Instagram’ın resmi sayfasına yorumlar atarak -sahte- takipçilerini geri istedi ancak Instagram bu konuda geri adım atmadı.

Dijital dünyanın sahtelikleri takipçilerle sınırlı da değil. Popüler video izleme platformu Youtube, 2012 yılında bazı şirketlerin videolarındaki izlenme sayılarını artırmak için bot hesap kullandıklarını fark etti. Aralarında Universal, Song/BMG gibi profesyonel şirketlerin de bulunduğu hesaplara yönelik temizlik yapan Youtube’un sahte izlenme oranlarını silmesi üzerine hesapların görüntülenme sayılarında büyük oranda düşüş yaşandı. Universal temizlik sonrasında 7 milyara ulaşan izlenme rakamının 1 milyarını kaybetti. Universal kadar büyük bir kaybı da Sony/BMG şirketi yaşadı. Şirketin Youtube’da 850 milyondan fazla bulunan izlenme sayısı 2.3 milyona kadar geriledi. Bir diğer dev şirket RCA ise, 159 milyon izlenme sayısından 120 milyona geriledi. Şirketler izlenme sayılarının silinmesinin ardından yalnızca maddi değil, manevi anlamda da büyük prestij kaybettiler. Bu temizlikten etkilenen diğer Youtube kanalları arasında; Michael Jackson, Chris Brown, Beyoncé ve Avril Lavigne’nin kanallarının yanında 500’den fazla tanınmış Youtube kanalı yer aldı. Youtube’da popüler olan bu kanalların görünenden oldukça az izlenme sayılarının bulunduğu ancak bunları manipüle ederek arttırdıkları ortaya çıkmış oldu.

Sahte tıktan izlenme sayısı düşürmeye…

Günümüzde sahte fazla tık hilesi yerini izlenme rakamını düşürme hilesine bıraktı. Yeni yöntem bir öncekinin aksine hesaba sahte tık gönderek, kanalı veya video’yu dondurmaya çalışıyor. Basitçe ifade etmek gerekirse, Youtube’un sahte izlenme rakamlarına karşı geliştirdiği algoritmaya ‘’yakalanmak’’ için sevmediğiniz sanatçının veya kullanıcının hesabına bu sahte tıkları göndererek, kanalın Youtube algoritmasına yakalanmasını sağlıyorsunuz.

Peki nasıl oluyor bu sahte hit? Eğer birisi video’ya girip 10 saniye izleyip hemen kapatıyorsa ve bunu “alışkanlık haline getirmişse” Youtube algoritması bunun robot hesap olduğunu varsayıyor. Ve sonrasında video’nun izlenme sayısını dondurup hit kaynaklarını incelemeye alıyor, işlem sonunda sahte gördüğü tüm hit’leri siliyor. O sırada video donduğu için orjinal hit’lerin sayımı bozuluyor, kurunun yanında yaş da yanıyor ve sahte tıkların oranına göre organik hit’ler de gidiyor.

Yani kısaca X kullanıcının videosuna 5000 sahte tık yollarsanız Youtube alarmı devreye giriyor ve kullanıcı şüpheli duruma düşüyor. Eğer sahte tıklar çok fazlaysa Youtube videoyu kaldırıyor ve bu işlem kanalı kapatmaya kadar gidebiliyor. Tabi bunu engellemenin henüz mevcut hiçbir yolu yok. Youtube’un ‘’yakalayamadığı’’ sahte hit‘leri satan sitelerde fiyatlar oldukça yüksek, çünkü o bot’lar video’ları bitene kadar izliyor, arada durduruyor, fullscreen yapıyor vb. hareketlerle insan taklidi yapıyor. Ama kalitesiz hit satılan sitelerde 100.000 hit 50$ civarlarında. Bu yüzden sizi hedef alan kişinin bu iş için çok para harcamasına gerek kalmıyor.

Bot hesaplar oy kullanamıyor

Bot ya da sahte takipçiler yalnızca müzik, film, reklam dünyasını işgal etmiş değil. Sahte takipçi orduları siyaset meydanında da kendilerine yer buluyor. Geçtiğimiz günlerde Fransa’da gerçekleşen seçimin ardından sahte takipçi konusu yine gündeme oturdu. Adaylardan Marine Le Pen, sosyal medyayı en etkin kullanan kişi olarak görünüyordu. Onu olumsuz gösteren anaakım haber kanallarını, sosyal medyanın gücüyle alt etmeye çalışıyordu. Le Pen’in Twitter’da 1.5 milyonun üstünde bir takipçi kitlesi var ve seçimlerin öncesinde sosyal medyada Le Pen destekçileri çok etkindi. Kimi raporlara göre özellikle Twitter’daki bu görünürlüğün nedeni partinin medya stratejisi değil, bot yani robot hesaplar ve trollerden oluşuyor.

Bot hesapların artışı Fransız siyasetinde ve kamuoyu manipülasyonu konusunda yeniden tartışma doğurdu. Bu sahte hesaplar aracılığıyla, Le Pen’e olan desteğin gerçektekinden daha yüksek olduğu algısı oluştu. Çok sayıda bot hesap, kolektif olarak hareket edip sosyal medyada ırkçı parti lideri Le Pen’e yarar sağlaması amacıyla ırkçı ve ayrımcı görüşleri bir norm gibi sundu. Yaratılan algı yönetimine bağlı olarak Le Pen’in Ulusal Cephe Partisi (Front National-FN) sosyal medyada küresel popülist rüzgârı da arkasına alıp kampanyasını güçlü bir hale getirdi. Ancak bot hesaplar oy kullanamadığı için seçimlerin kazananı Macron oldu.

Ülkemizde de özellikle seçim dönemlerinde gündem oluşturmak için yapılanmış, partiler için çalışan troll hesapların bağlantıları zaman zaman tartışma konusu oluyor. Twitter’da dakikalar içerisinde trend topic oluşturabilen troller, en çok hesapların ‘’yumurta hesap’’ oluşuyla ve seri şekilde benzer twit içerikleri paylaşımıyla ayırt ediliyor. Bunun dışında bazı fenomenler de ücret karşılığında partiler için propaganda yapıp algı yaratıyor.

Sahte takipçiler birleşse ülke kurar!

Twitter’da takipçi sayısı milyonları bulan hesaplara ilişkin yayınlanan bir liste, takipçi konusundaki hileleri gözler önüne serdi. Adli Bilişim Uzmanı Tuncay Beşikçi, Twitter’da takipçi sayısı sahte olan hesaplara ilişkin çarpıcı bilgiler paylaştı. Türkiye’de en çok takipçi sayısına sahip 10 hesabın ele alındığı listede Cem Yılmaz, Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Ata Demirer, Demet Akalın, Cüneyt Özdemir gibi isimler ve Galatasaray, NTV, NTV Spor gibi kurumlar yer alıyor. Twitter Audit isimli sitenin algoritmalarına dayalı yapılan analize göre 10 kullanıcıya ait toplamda 28 milyon takipçi sahte olarak görülüyor. Beşikçi yaptığı paylaşımda bu durumu ‘’bot partisi kurulsa iktidarlar’’ olarak ifade ediyor. Ancak söz konusu analizin güncel olmadığını ve sahte olarak görünen takipçi sayısının kişi tarafından satın alınması ihtimalinin yanı sıra, Twitter tarafından sahte olabileceği varsayılan;

• gerçek kişi tarafından açılıp bir süre sonra kullanımı bırakılan

• tamamen bot olan hesapların rastgele biçimde söz konusu kullanıcıları takip etmesi

• tıpkı youtube örneğinde ifade ettiğim gibi, başka kişiler tarafından itibarsızlaştırmak için yapılan toplu bot gönderimi

gibi ihtimallerin de göz önünde bulundurularak hesapların bu şekilde görünebileceğini de belirtmekte fayda var.

Tek karede kazanılan servetler

Sosyal medyanın artan popülaritesi bu mecraları son yılların en karlı iş kollarından birine döüştürdü. NTV’nin geçtiğimiz ay paylaştığı habere göre milyonlarca takipçisi bulunan ünlü isimlerin Instagram hesapları da bu isimlere her yıl hatrı sayılır bir servet kazandırıyor. Görselliğin ön planda olduğu Instagram’da daha çok mankenler bu kazanç listesinin zirvesinde yarışıyor.

Instagram’da 99 milyon takipçisi bulunan Beyonce, yaptığı paylaşımlardan kazandığı parayla başı çekiyor. Hamilelik fotoğrafıyla 10 milyon beğeni alarak yeni rekorun sahibi olan şarkıcının, sosyal medyada artan sponsorları sayesinde paylaştığı her bir fotoğraftan 3.7 milyon lira kazandığı biliniyor.

Beyonce’un ardından Kardashian-Jenner ailesinin popüler üyelerinden manken Kendall Jenner geliyor. 81 milyonun üzerinde takipçisi bulunan Jenner, 2016 yılında yalnızca Instagram’dan 10 milyon dolar kazanmış durumda. Bir diğer manken Gigi Hadid ise 34 milyonu aşan takipçisi sayesinde yılı 64.5 milyon dolarla kapatıyor. 40 milyon takipçiye sahip manken ve oyuncu Cara Delevigne ise 33.2 milyon dolarlık kazançla listeye üçüncü sıradan girerken; Barbara Palvin, Taylor Hill, Jasmin Tookes, Lily Aldridge gibi isimler 4 milyon dolarla bu kazanç listesini takip ediyor.

Yeni bir meslek: ‘’Youtuber’lık’’

Youtube’a gelindiğindeyse Instagram’daki görselliğin önemi yerini video içerik kanallarına bırakıyor. En çok takipçisi olan kanallara baktığımızda gamer kullanıcılar bu platformun zirvesini işgal etmiş durumda. Forbes’un 2016 yılına ait en çok kazanan 10 Youtube Yıldızı’nı açıkladığı listenin zirvesindeki tahtta PewDiePie isimli kullanıcı oturuyor. Oyunlara kattığı ilginç ve eğlenceli bulunan yorumlarıyla 50 milyona yakın takipçisi bulunan PewDiePie yıllık 15 milyon dolar kazanıyor. PewDiePie’nin neredeyse yarısını kazanıyor olsa da yaptığı şaka temalı videolarıyla ünlü olan Roman Atwood, 8 milyon dolar geliri ile ikinci sırada kendisine yer bulmayı başarıyor. Kanalında yaptığı çeşitli içeriklerle 7.5 milyon dolar kazanan Lilly Singh ise bu pastadan 7.5 milyon dolarlık gelirle payını alıyor. Yine başka bir gamer içerikli kanala sahip Smosh’lar da 7 milyon dolarlık gelirleriyle bu isimleri takip ediyor.

Ülkemizdeki kullanıcıların kazandığı gelirler her ne kadar bu isimlerle boy ölçüşemeyecek durumda olsa da genel itibariyle çok fena durumda değil. Web Takibi isimli haber sitesinin verilerine göre ülkemizde de oyun kanalları başı çekiyor. İlk başlarda oyun içerikli videolarla yayın hayatına başlayan sonrasında challange vb. videolarla devam eden Enes Batur isimli kullanıcı, Youtube’dan yıllık ortalama 276 bin dolarla 4.5 milyon dolar arası gelir elde ediyor. Çocuklara yönelik oyuncak videoları yayınlayan ‘’prenses elif’’ isimli kullanıcı ise yıllık 158 bin dolarla 2.5 milyon dolar arası bir kazanca sahip. Yine listenin devamında yer alan gamer kullanıcılardan Oyun Portal yıllık 1.9 milyon dolar kazanırken, Burak Oyunda i se 1.6 milyon dolarlık kazancıyla onu takip ediyor. En çok kazanan kanallar bu şekilde sıralanıyor ancak en kaliteli içeriğe sahip kanalların bu isimlerden oluştuğunu söyleyemeyiz.

Örneğin, “Var böyle tipler” isimli hesap otelz.com’un
reklamını yapıyor ancak bu reklamın markaya dönüşü
(etkileşim) beklentinin çok altında.

Peki ya vergiler?

Bizim ünlülerimizin ve blogger’larımızın Beyonce’tan Kendall’dan neyi eksik? Ülkemizde de Instagram paylaşımlarını paraya dönüştüren kişi sayısı bir hayli fazla. Çoğunluğunu ünlülerin oluşturduğu bu kitleden, o markanın lansmanından bu markanın lansmanına koşan meşhur blogger’larımız da geri kalmıyor. Takipçiler reklam kokan hareketleri sevmiyor! Bu nedenle ürün yerleştirme yöntemini kullanan ünlüler ve diğer kullanıcılar, markalardan aldığı para karşılığında reklamını yaptıkları ürünleri takipçilerine ‘’tavsiye eder gibi’’ sunuyorlar. Elbette kazandıkları parada gözümüz yok ve kişinin beğendiği herhangi bir şeyi takipçileriyle paylaşıp onları da haberdar etmesi oldukça normal. Ancak bu durum artık öyle bir hale geldi ki, tavsiye edilen ürünler konusunda kimin samimi kimin ‘’reklamcı’’ olduğunu anlamakta zorlanıyoruz. T24’ün haberine göre Türk kullanıcılar arasında 2 milyonu aşkın takipçiye sahip İvana Sert Instagram paylaşımlarından aylık 10 bin TL gelir elde ediyor. Takipçi sayısı İvana Sert’e göre oldukça düşük olan 417 bin takipçili Eda Taşpınar da aylık 10 bin TL kazanıyor. 1.2 milyon takipçili Nur Yerlitaş tıpkı programdaki gibi deyim yerindeyse ‘’oturarak’’ Instagram’dan da para kazanıyor. Aylık Instagram geliri 10 bin TL olan Yerlitaş’ı 5.4 milyon takipçiye sahip şarkıcı Demet Akalın takip ediyor. Akalın’ın aylık kazancı da 10-15 bin TL arasında değişiyor. Manken Özge Ulusoy aylık 8 bin kazanırken, markaların vazgeçilmez yüzü Burcu Esmersoy bu mecradan da asla geri kalmayıp Özge Ulusoy gibi 8 bin TL ile ayı kapatıyor.

Peki paylaşımlarının hangisinde reklam yapıp hangisinde yapmadığını anlamadığımız ancak her halükarda bu kapıdan gelir elde edilen bu isimlerin ne kadarı vergisini ödüyor? Ülkemizde haksız rekabet olmaması açısından bu isimlerin vergi ödemesi gerektiği tartışılıyor. Yurtdışı menşeili Booking.com gibi sitelerin üzerine kabus gibi çöken vergi sistemimiz, bu isimleri neden göz önünde bulundurmuyor?

Gazeteci kimliğiyle tanıdığımız Ayşe Arman’ın, Instagram’da çeşit çeşit Skechers’larıyla boy gösterdiği için Hürriyet Okur Temsilcisi Faruk Bildirici’den reklam yaptığı konusunda aldığı eleştiriye cevaben ‘’Ben kimseye Instagram’ımla ilgili hesap vermek zorunda hissetmiyorum kendimi. Sevdiğim, fayda gördüğüm şeyleri paylaşırım, duyururum, överim, hoşuma gitmeyen şeyleri de yererim, bunu bir hizmet olarak addediyorum. Ürün de yerleştirmem, böyle bir numara yapmaya gerek yok çünkü. Ben şeffaf, açık kadınım, sevdiğim şeyi cart diye koyarım. Öyle de yapmaya devam edeceğim. Nokta’’ şeklinde açıklama yapmıştı. Bu cümleler vergi gerçeğinden kaçmak için yeterli mi bilemiyoruz ama Arman’ın Skechers ile iş birliği yaptığı bilinen bir gerçek. Ancak Arman haksız sayılmaz, sonuçta yaptığı reklam için para alarak bu üründen kendisi de ifade ettiği gibi ‘’fayda görmüş’’ oluyor.

Bu defa güldürmedi Cem Bey!

Bir diğer sosyal medya platformu olan Twitter’da, Twitter Audit ve Status People gibi sahte kullanıcı oranı ölçüm yaptığı siteler dışında sahte takipçi oranını anlamanın yöntemlerinden birinin de ‘’takipçi-etkileşim oranının uyumsuzluğu’’ olduğunu belirtmiştik. Bunu biraz daha açmamız gerekirse; milyonlarca takipçisi olan bir hesabının attığı twitin çoğunlukla 10 binin altında bir etkileşime sahip olması sahte takipçilerinin olduğunun kesin kanıtı olmasa da göstergelerinden biri.

Türk Twitter kullanıcılarına baktığımızda en çok takipçisi olan kullanıcının Cem Yılmaz olduğunu biliyoruz. Yıllarca hiç twit atmadığı halde halkımız tarafından sevilen komedyenin takipçi sayısı bir hayli fazlaydı. Ancak Cem Bey twit atmaya başladığında gördük ki, takipçi sayısını aldığı etkileşime kıyaslarsak tabiri caizse yerlerde sürünüyor. Tüm ölçüm sitelerinde en çok ‘’sahte takipçi’’ sayısına sahip ünlü komedyenin paylaşımlarıyla sosyal medya halkını bu defa güldürmediğini görüyoruz.

Parayla itibar olmaz!

Dijital dünyanın bu kadar hızlı ve sürekli büyümesine paralel olarak, her geçen gün hakkında yeni bir tartışma konusu açılırken, biz de merak edilenleri kendi alanında uzman isimlere sorduk.

Dijital dünya ve bu dünyanın trendleri konusunda uzmanlaşmış Gazeteci, Yazar, TV Programcısı Serdar Kuzuloğlu, Türkiye’nin sayılı adli bilişim uzmanlarından Tuncay Beşikçi, Skala Medya Planlama Ajans Başkanı Sinan Çilek, Avukat Cevat Kazma gibi değerli isimler konuya dair merak edilenleri profesyonel bir bakış açısıyla bizim için yanıtladılar. Avukat Cevat Bey’den aldığımız yanıtlara göre işin hukuki tarafında, cezai yaptırımlar konusunda dünyanın oldukça gerisindeyiz. İşin yargı ve idari boyutunda ise bu iş için yapılandırılmış bir ekip bulunmuyor. Dolayısıyla işlenen suçun ardından gereken cezai yaptırımın sağlanması oldukça vakit alıyor. Ayrıca popüler sosyal medya ağlarının yurt dışı menşeili olması sebebiyle adli konularda söz konusu ülkeler Türkiye ile iş birliğine sıcak bakmıyor. Çeşitli sektörlerden aldığımız bu görüşler ışığında uzmanların hemfikir olduğu nokta ise markaların sahte takipçilerle ve bot hesaplarla gerçekleştirdiği iletişimin markaya uzun vadede hiçbir katkı sağlamaması. Yani kısa süreli oluşturulan bu sahte gündem oluşturma, markaların kendini kandırmasından öteye gidemiyor. Ayrıca çeşitli hilelerle yine bot hesaplar tarafından oluşturulan bu ‘’sosyal medya gürültüsü’’ nitelikli içeriklerin de gözden kaçmasına sebep oluyor. Dijital reklamcılık ve marka iletişimi konusunda uzmanlaşmış Serdar Bey ve Sinan Bey’e göre markaların organik olmayan kanallara yatırım yapıp kendilerini riske atmak yerine, daha güvenilir etki sağlayacak organik bir iletişim stratejisi çizip, bu yönde ilerlemesi gerekiyor.

Serdar Kuzuloğlu’ndan markalara tavsiyeler

  • Markanın iletişimi sosyal medyanın her alanında tutarlı olmalı

  • Marka mesajını tüketiciye iletirken sosyal mecraların özelliklerini göz önünde bulundurmalı

  • Marka mecraların kişiliklerine göre kendi güçlü yanlarını lanse etmeli

  • Markaların dijital ortamda olduğundan samimi ya da mesafeli davranmaması gerekiyor

  • Marka yetkilileri sosyal medya iletişimlerini ajansa devredip sıyrılmak yerine sahiplenip, tam anlamıyla süreci takip etmeli

  • Marka tarafından satın alınan takipçilerin platform tarafından fark edilip silinmesi üzerine markanın büyük bir itibar kaybı yaşamaması için organik iletişim tercih edilmeli

  • Marka sosyal medya kanallarında içerik paylaşmadan önce ‘’bu mesaj, buradaki insanları ilgilendiriyor mu?’’ sorusunu kendisine sormalı

  • Tüketiciye ulaştırılmak istenen mesajlar ‘’az ama öz’’ nitelikte olmalı

  • Markanın en büyük hedefi odak noktasını net şekilde belirleyip, cephaneyi akıllıca ve zamanında kullanmak olmalı

Markaların iletişim çalışmalarıyla alakalı veya alakasız; Facebook, Twitter, Instagram, Snapchat vb. her mecrada olması gerekiyor mu? Tüketiciler neden her mecradan bu markaları takip etmek istesin?

Serdar Kuzuloğlu: Markaların algı ve iletişimde sosyal medya ayrımı yapmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Bir kapsayıcı tanım olarak ‘marka’ öncelikle tutarlı olmalı. Bu doğrultuda elbette her mecrada olmak zorunda değil. Daha da ötesinde her mesajını istisnasız her mecrada yayma telaşında da olmamalı. Her mecranın ayrı özellikleri, ayrı kullanım alışkanlıkları var. Kullanıcı kitlesinde ortak paydalar olsa dahi (ki bu bir garanti değil) her kullanıcının her mecrada ayrı bir kimliği, ilgi odağı ve beklentisi var. Dolayısıyla markanın her kararında “bu acaba hangi mecradaki kullanıcıları ilgilendirir?”, “hangi mecrada, hangi tarafını öne çıkartabilirim?” gibi bir dizi soruyu kendisine sorması gerekir. Takip konusuna gelirsek; tüketicilerin ‘aşık olunan marka’ (lovemark) kategorisindeki birkaç örnek dışında markaları her mecrada takip etme eğiliminde olmadığı da aşikar. İlgiyi toplamanın zor, takipçi kazanmanın daha zor ama kaybetmenin çok kolay olduğu bu mecralarda kullanıcılar gibi- markalar da lafını özenerek, seçerek sarf etmeli.

  • Sinan Çilek’ten markalara tavsiyeler

  • Dijital ölçümler bağımsız ve denetlenebilir teknolojilerle yapılmalı

  • Her marka ya da ajans alanında yetkin ölçümleme teknolojileriyle çalışmalı

  • Kampanyaya dair ölçülen verilerin tamamı birbiriyle tutarlı olmalı

  • Tutarsız veriler göz ardı edilmemeli ve takip edilmeli

  • Organik olmayan kanallara yatırım yapıp risk almak yerine organik iletişim faaliyeti sürdürülmeli

Markalar, çeşitli ajanslar ya da işbirliği yapılan kişiler tarafından yürütülen dijital dünyadaki sahtelikler nedir bize biraz anlatır mısınız?

Sinan Çilek: Aslında bu konuda, sektörde çokca kafa karışıklığı mevcut. Her iş alanında olduğu gibi; burada da yeni bir gelir kaynağı olduğunu görenler pazara girmeye başladı. Güvenli iş modelleri olduğu kadar, marka güvenliğinin düşük olduğu iş modelleri de var.

Sahtelikler genelde; açılan sahte ve bot hesaplarla belirli script’ler oluşturarak, sosyal medya’da marka hakkında konuşulmayı artırmaya yönelik modeller. Ancak burada tek düze ve birbirini tekrar eden içerikler, sahte hesaplar tarafından yayıldığından; aslında markaya bir katkısı olmuyor. En iyi ihtimalle kısa süreliğine trend oluyorlar. Bu durumda tabii markanın konuşulmasını istediği içerik de ilgi çekmiyor. Yalnızca sahte bir görünürlük sağlanmış oluyor.

S. Kuzuloğlu: ‘Sahtelik’ konusunu ikiye ayıralım. Birincisi performansa yönelik. Doksanlı yıllarda hayata geçirdiğimiz gazete sitelerini reklamverenlere tanıtırken “geleneksel mecraların ölçümü zor, burada her detayıyla ölçebileceğiniz; verimini tartabileceğiniz bir mecramız var” diyorduk (ve bu doğruydu). Fakat bugüne geldiğimizde görüyorum ki bir koz olarak ortaya sürülen bu ‘ölçülebilirlik’ geleneksel fiyat (düşürme) rekabeti ve performans baskısıyla ortaya rakamsal sonuçlarına güvenmenin asla mümkün olmadığı mecralar çıkarttı. Bugün dijital reklamcılıkta takipçi sayısından gösterime, tıklamadan etkileşime sahte hesap ve botlarla yürüyen istismarlar; öte yandan ajans ve medya planlama yapıları arasındaki ‘karanlık’ ilişkiler her şeyi sorgulanır hale getirdi. Takipçi sayısıyla övünen markalar yüz binlerce takipçili hesaplara sahip oldu ancak etkileşim yerlerde sürünüyor. Etkileşimi yüksek bazı hesapların detaylarına indiğimizde botların hükümranlığıyla karşılaşıyoruz. Bu tam olarak neye yarıyor ve kimi tatmin ediyor bilmiyorum fakat eğer reklamveren (gerçek anlamda paranın cebinden çıktığı şahıs) bütçesinin ne kadarı gerçekte hedefine ulaşıyor bilse eminim dijital reklamcılık gözünü yoğun bakım servisinde açardı.

İkinci gruptaki sahtelik ise markaların sosyal medyadaki şizofrenik durumu. Markalar sosyal medyada ya hiç olmadığı kadar samimi ya da olmadığı kadar mesafeli. Bu sorunun kökeninde yürütülen çalışmanın bir ‘iletişim’ olduğunun unutulup bunu ‘teknik bir kabiliyet’ olarak algılamak yatıyor. Bugün 8 yaşındaki çocukların bile hesap sahibi olup içerik üretebildiği Instagram, Facebook, Twitter, Snapchat ve türevi platformları ‘teknik bir uzmanlık’ olarak algılayıp tamamen ajanslara devrederseniz bugün olduğu gibi bazen markanın kendi marka yaşından dahi küçük elemanların basmakalıp, hiçbir fayda sağlamayan ve adına yine de ‘iletişim’ denen çabalarına teslim olduğunu görürsünüz.

Özetle; markanın yetkilileri, sorumluları tarafından uçtan uca sahiplenilmeyen, takip edilmeyen bir sosyal iletişim parayı çarçur etmenin en garantili yöntemlerinden biridir. Bunun yerine o bütçeyi bir çekiliş düzenleyip müşterilerine dağıtsalar çok daha fazla ilgi toplar ve hayır işlerler.

Tuncay Beşikçi: Başlıca sahtecilikleri; marka ile ilişkilendirilen sahte hesaplardan sızdırılan ticari sır veya gizli şirket bilgileri, sosyal medya hesabı olmayan markaların adına açılan veya küçük değişikliklerle bire bir taklit edilen hesaplar, rakip firmaların markayı kötülemek amacıyla açtığı hesaplar, marka hakkında isimsiz hesaplarla yayılan sahte görsel ve sloganlar, sahteciliklerin arkasından gelebilecek tehdit ve şantajlar, kendisini şirket çalışanı olarak gösterip negatif içerik paylaşan sahte hesaplar olarak sayabilirim.

Markaların ve kişisel hesapların sahte takipçi oranlarını hangi parametrelere göre ölçüyorsunuz? Bu değişkenlerin güvenilirlik düzeyi nedir?

T. Beşikçi: Takipçilerin gerçek mi, sahte mi, bot hesap mı veya inaktif mi olduklarına dair gerek sosyal medya şirketlerinin kendileri gerek sosyal medya analizi yapan firmalar çeşitli algoritmalar kullanıyor. Takipçi hesapların analizi yapılırken, hesapların oluşturulduğu tarih, gönderi ve paylaşım sıklıkları, profil bilgilerinde yazanlar, takip ettiği diğer hesapların sayısı, sisteme giriş, görüntülenme ve takipçi eklenme sıklıkları, paylaşılan içeriğin takipçi sayısına oranı, zaman çizelgesi ve gönderilerin içerik analizi gibi çeşitli parametreler kullanılıyor. Sosyal medya hesaplarına sahte takipçi sağlayan kişi veya kuruluşların kullandıkları akıllıca ve organize yöntemler nedeniyle bu algoritmalar dahi sahte takipçi oranlarını tam olarak belirleyemese de yaptığımız incelemelerde takipçi analizlerinin aşağı yukarı doğru sonuçlar verdiğini gözlemleyebiliyoruz.

Dijital dünyadaki organik olmayan büyümeye karşılık, bizi bekleyen tehlikeler neler?

S. Kuzuloğlu: Yukarıda değindiğim gibi eğer sadece takipçi sayılarıyla tatmin olan türden bir yaklaşımınız varsa sizi bekleyen ilk tehlike bir gün sahte takipçi satın aldığınız hesapların platform tarafından fark edilip silinmesi olur. Böyle bir durumda (hiç hak etmediği halde) dijital iletişim faaliyetleriniz ve bu alana ayırdığınız bütçe sorgulanır hale gelir. Bilmeyerek de olsa hiçbir markanın böyle bir aldanmanın içinde görmek isteyeceğini sanmıyorum.

Serdar Kuzuloğlu: Takipçi sayısıyla övünen markaların etkileşimleri yerlerde sürünüyor. Etkileşimi yüksek bazı hesapların detaylarına indiğimizde botların hükümranlığıyla karşılaşıyoruz. Bu tam olarak neye yarıyor ve kimi tatmin ediyor bilmiyorum fakat eğer reklamveren bütçesinin ne kadarı gerçekte hedefine ulaşıyor bilse eminim dijital reklamcılık gözünü yoğun bakım servisinde açardı.

S. Çilek: Hali hazırda bilgiye erişimin çok kolaylaşması ve hızlanması zaten kullanıcıların ilgi ve dikkat süresini oldukça kısalttı. Hızla artan sahte ve bot hesaplar, birbirini tekrar eden tek düze içerikler, giderek sosyal medyadaki bilgi gürültüsünü de artırıyor. Bu durum da, kullanıcıların gerçek ve değerli içeriğe ulaşmasını zorlaştırıyor. Gerçek konularda oluşan nitelikli içeriğin kaçırılması veya bu başlıklara ilgilisiz içeriklerin girilmesi kullanımı oldukça zorlaştırıyor. Bu gürültüden sıyrılmak için, organik, içgörüsü ve niteliği oldukça güçlü içeriklerle iş çıkarılması zorunlu hale geliyor.

T. Beşikçi: En büyük tehlike marka değerine, şirket itibarı ve güvenilirliğine gelebilecek ve telafisi çok zor noktalara varabilecek zararlardır. Hatta yasadışı veya uygunsuz içeriklerin marka ile ilişkilendirilmesi durumunda şirket resmi hesabının kapatılması dahi söz konusu olabilir. Sahte takipçilerin marka veya şirket adının altına yapacağı olumsuz yorumlar ve gerçek dışı beyanlar, ‘spam’ olarak bilinen marka ile ilgisiz reklam kampanyalarının verdiği zarar gerçek reklam kampanya verilerini de yanıltmaktadır. Sahte takipçi ve botların yarattığı markalarla ilişkilendirilen içeriğin takibi ve silinmesi de oldukça zor ve zahmetli olmakta.

Ayrıca maddi zararlar da olası, örneğin ücretli olarak verilen ilanlarda, insan gibi davranarak reklam bağlantılarına klikleyen ve platformun kendisi tarafından dahi tespit edilemeyen botların varlığı biliniyor. Reklam kampanyalarında sahte veya inaktif hesaplar için harcanan para, zaman ve emek boşa gittiği gibi bu kampanyalar hiçbir zaman hedefini bulmuyor ve satışa dönüşmüyor, sahte hesapların marka altında oluşturdukları spam içerik nedeni ile gerçek kullanıcıların da takibi bırakması çoğunlukla gözlemlediğimiz bir durum. Er ya da geç ortaya çıkan sahte hesap alımları tespit edilip hesap kapatıldığı takdirde şirketler gerçek hedef kitlelerine ulaşabilecekleri platformlardan da olabiliyorlar. Herhangi bir itilaf durumunda ise sahte hesapların tespit edilse dahi arkasındaki gerçek kişi veya kurumların bulunması oldukça zor.

Tuncay Beşikçi: Markaların başına gelebilecek en büyük tehlike marka değerine, şirket itibarı ve güvenilirliğine gelebilecek ve telafisi çok zor noktalara varabilecek zararlardır. Hatta yasadışı veya uygunsuz içeriklerin marka ile ilişkilendirilmesi şirketin resmi hesabının kapatılması dahi söz konusu.

Uygulanan sahteliklere karşı hukuksal yaptırımlara bakacak olursak, dünyaya göre ne durumdayız? Yasalarımız caydırıcılık anlamında yeterli yaptırım gücüne sahip mi?

Avukat Cevat Kazma: Dijital dünyada ne yazık ki; hem cezai, hem de idari anlamda gelişmiş ülkelere nazaran daha geri konumdayız. Bunun birkaç sebebi var. Bunlardan en önemlisi sahte hesapların fazla sayıda olması ve hesapların hukuka aykırı işlemlerin tümünde kullanılması. Örneğin, İngiltere yakın zamanda Facebook ve Twitter gibi sosyal ağlar üzerinde sahte hesap açmayı sahtecilik saymaya başladı. Yani, sahte hesap kullanan biri herhangi bir suça bulaşmasa dahi sahtecilikten yargılanmaya başladı. Bu çok önemli bir gelişme. Sahte hesapları azaltıp engelleyemediğiniz sürece bu hukuksuz uygulamaları cezalandırmanız da, engellemeniz de oldukça güçleşiyor.

Yine diğer bir konu; hızlı işleyen bir yargı ve idari sistemin bulunmaması bu suçların artmasındaki en büyük sebeplerden biri. Dijital alanda bildiğiniz gibi her şey saniyeler içinde gerçekleşiyor. Ancak bu seri işlemleri takip edebilecek hem polis anlamında hem de yargı anlamında uzman ekipleriniz yok ise bu seri işlemleri hızlı bir şekilde tespit edip cezalandırmanız çok uzun süreler alabildiği gibi çoğu zaman da mümkün olamamakta. Bu nedenle bu konuda emniyet içinde siber suçlarla mücadele departmanı olmasına karşın savcılık aşamasında uzmanlaşmış güçlü bir kadro mevcut değil.

Avukat Cevat Kazma: Büyük sosyal ağların yabancı menşeili şirketler olması nedeniyle Türkiye devleti ile zaman zaman iş birliğine yanaşmaması ve kendi etik kurallar bütününe göre konuya yaklaşması devletin elini kolunu bağlıyor.

Siz dijital dünyadaki bir uzman olarak, bu dünyadaki sahte takipçi, bot hesaplar ve robot yazılımlarla ulaşılan, organik olmayan izlenme, beğenilme, etkileşim oranlarına karşı markalara yönelik ne gibi tavsiyeler verirsiniz?

S. Kuzuloğlu: Markanın sosyal medyadan üç temel beklentisi vardır: algısını güçlendirme, müşterileriyle ilişkisini diri tutma ve ürünlerini pazarlama / satma. Bu üç temel beklentinin ötesindeki çabaların enerji, zaman ve bütçe kaybı olduğunu unutmamaları gerekir. Ayrıca mecralarda paylaştıkları her içerikte “bu gerçekten buradaki insanları ilgilendiriyor mu?” sorusunu kendine sorması gerekir. Hele ki birörnek, basmakalıp mesajların havada uçuştuğu özel günlerde “benim mesajım diğerlerine göre bir katkı sağlıyor mu? Anlam yaratıyor mu?” demesi de faydalı olabilir. ‘Az ama öz’ kuralı fazlasıyla gürültülü sosyal medyada da altın değerindedir. Diğer cevaplarımda ayrıntılarıyla anlatmaya çalıştığım gibi markanın temel üç beklentisine hiçbir katkısı olmayan bot trafiğinin ‘kendini kandırma’ ötesinde bir faydası olamaz. En büyük hedef odak noktasını net belirleyip cephaneyi akıllıca ve zamanında kullanmak olmalı.

S. Çilek: Öncelikle dijital dünyada gerçekleştirilen her çalışmanın mutlaka bağımsız ve denetlenebilir teknolojilerle ölçümlenmesi gerekiyor. Her marka veya ajans mutlaka alanında yetkin bir veya bir kaç ölçümleme teknolojisi ile çalışmalı.

Hem kampanya materyalleri hem de sahip olunan ve yönlendirilen kanalların aynı anda ölçümlenmesi ve mukayeseli olarak değerlendirilmesi çok önemli. Tüm veriler birbiriyle tutarlı olmalı. Aradan oluşan farkların kaynağı göz ardı edilmemeli ve takip edilmelidir. Buna ek olarak, gelen verilerin gün & saat aralığı bile oldukça kritik. Sadece belirli zaman dilimlerinde bir yoğunlaşma mevcutsa, sahtelikler meydana geliyor olabilir. Özetle bir çok parameter, bağımsız ve denetlebilir teknolojilerle mutlaka çok sıkı bir şekilde incelenmeli ve değerlendirilmelidir. Markalara önerim, organic olmayan kanallara yatırım yaparak kendilerini riske atmak yerine; gerçekten çalışacak organic fikirlerle ilerlemeleri yönünde. Tabii ki daha zorlu bir süreç olacağı kesin. Ancak bu zoriletişim sürecinin sonunda, sahte bir görünürlükten ziyade gerçek etkiler sağlayabilecekleri marka güvenliği yüksek kampanyalar gerçekleştirebilir.

T. Beşikçi: Sahte takipçi satın almak bütün büyük sosyal medya ağlarının kullanım şartlarına aykırı olması ve çeşitli yaptırımların bulunması haricinde, yapılan birçok araştırma sosyal medyadaki takipçi sayısının fazlalığının kesinlikle maddi bir getirisinin olmadığını ve daha iyi bir sosyal medya görünümü ve itibarı sağlamadığını ortaya koymuş durumda. Sahte hesap alındığının ortaya çıkması halinde karşılaşılacak itibar ve müşteri kaybı riski her zaman mevcut. Bu nedenle şirketlere, takipçi satan kişi ve kurumlardan uzak durmalarını, sosyal medyadaki güncel durumlarını analiz ettikten sonra, müşteri ile bire bir iletişime olanak sağlayacak özgün içerik yaratabilecek, doğal ve organik büyümeye yönelik markaya uygun platformlarda hedef odaklı strateji geliştirip kampanya yürütebilecek, kampanyaları, sonuçları ve trendi hızlı bir şekilde takip edip aksiyon alabilecek konusunun uzmanı kişi veya kurumlarla çalışmalarını öneririm.

Youtube’daki ve diğer platformlardaki izlenme/dinlenme oranı ve diğer sahteliklere karşı sizce ne gibi önlemler alınabilir? Bu anlamda markalara ve yer sağlayıcı platformlara düşen sorumluluklar neler?

Avukat C. Kazma: Mahkemelerde siber suçlar mahkemesi gibi özel ihtisas mahkemelerinin kurulmasına ihtiyaç var. Savcılık ve mahkemelerin bu konuda yetişmiş ekibinin olması siber suç ve suçlularla mücadelede çok önemli bir nokta. Diğer önemli bir konu ise, büyük sosyal ağların yabancı menşeili şirketler olması nedeniyle Türkiye devleti ile zaman zaman iş birliğine yanaşmaması ve kendi etik kurallar bütününe göre konuya yaklaşması devletin elini kolunu bağlayan durumlardan biri olarak ortaya çıkmaktadır. Sahte hesapları engelleyici kanun değişikliği, polis ve savcılık soruşturmasının etkinliği için uzmanlaşmış güçlü kadrolar, siber suçlar mahkemesi adında özel ihtisas mahkemelerinin kurulması ve büyük servis sağlayıcılar ile daha sıkı diyalog, lobi faaliyetleri ve uluslararası hukukun bu şirketlere karşı daha etkin ve caydırıcı olarak kullanılmaması siber suçlarla mücadelede olan en büyük eksikliğimiz.

Avukat Cevat Kazma’ya göre Türkiye’nin başlıca eksikleri

  • Hızlı işleyen bir yargı sisteminin bulunmaması
  • Adli alanda konuyla ilgilenecek istihdam yetersizliği
  • Siber suçlar gibi özel ihtisas mahkemelerinin bulunmaması
  • Sosyal ağların yabancı menşeili olması ve kendi yargıları çerçevesinde değerlendirmeleri
  • Lobi faaliyetleri ve uluslararası hukukun bu şirketlere karşı etkin kullanılmaması

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir