Çift başlılığın karşısındaki Cumhurbaşkanlığı sistemi ne vadediyor?

Geri

İsmail Bayazıt

Türkiye, 16 Nisan 2017’de hükümet sistemi değişikliği için halk oylamasına gidiyor. 94 yıldır parlamenter sistemle yönetilen Türkiye neden bir hükümet sistemi değişikliği ihtiyacı hissediyor? Bu soruya verilecek cevaplar, 16 Nisan’daki referandumda onaylanacak anayasa değişikliği paketinin önemini daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

Türkiye’de hükümetlerin istikrarsızlığı, ülkede sık sık yönetim boşluğu doğmasına neden oldu. Pek çok reform zamanında gerçekleştirilemedi. Bu dönemlerde, yatırımcılar gözünde Türkiye güven ve kazanç vadeden bir ülke olmadı. Bu suretle sayısız yatırım yarım kaldı, maddi kaynak ve zaman israfı meydana geldi. Bu durumun son örneği, 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında yatırımcıların tereddüde düştüğü, pek çok sektördeki yatırım ve projelerin durduğu, koalisyon hükümetinin kurulamadığı 5 aylık dönem oldu.

Parlamenter sistem, tıpkı yarı başkanlık, başkanlık, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi gibi demokratik bir hükümet modeli olmasına rağmen yaklaşık her 10 yılda bir yapılmaya çalışılan askeri darbelerle bir vesayet aracı ve istikrarsız bir sistem haline getirildi.

Mesela 94 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 65 hükümet kuruldu, ortalama hükümet ömrü ise 17 ay. Kurulan hükümetler arasında en kısa süreli olan, 25 günlük 51. DYP hükümetiydi. En uzun hükümet ise 2003’te AK Parti tarafından kuruldu ve 54 ay görev yaptı.

1970-1980 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde toplam 12 hükümet kuruldu. Bu hükümetlerin ömrü ortalama 10 aydı. 1991-2002 arası dönemde ise ortalama 16 aylık ömürleri ile 9 hükümet kuruldu.

Koalisyon dönemlerinde bozulan Türkiye ekonomisi
Kısa süreli hükümetler veya koalisyon hükü- metleri Türk ekonomisini doğrudan etkiledi. Türkiye’nin en derin, yıkıcı ekonomik krizleri 1978, 1994 ve 2001’de ve hepsi koalisyon dönemlerinde meydana geldi. Bunlar arasında ülke ekonomisine en büyük zararı 2001 krizi verdi. Başta 1994 finansal krizi, iç borç miktarının artması, yüksek faizli nakit iç borç stokunda hızlı yükseliş, yüksek en asyon, kamu açıklarının Merkez Bankası kaynaklarıyla finanse edilmesi olmak üzere, bazı batık bankaların enkazının devlete yüklenmesi ve mali durumu iyileştirecek reformların yapılmaması 2001 krizine giden süreçte ekonomiyi zora soktu. Bunlarla birlikte Körfez Savaşı, 1998 Asya ekonomilerindeki krizler ve 1998 Rusya krizinin yansıması ile Rusya’dan net sermaye akışının negatife dönüşmesi ve bavul ticaretinin gerilemesi gibi dış nedenler de etkiliydi. Türkiye’deki istikrarsız hükümetler dışarda yaşanan bu gelişmeler karşısında çaresiz kaldı, etkili ekonomik tedbirler alınamadı.


2001 ekonomik krizi

19 Şubat 2001’de, parlamenter sistemin en önemli açmazı olan devlet yönetimindeki çift başlılığın yol açtığı kavga ve gerginlik, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birinin patlak vermesine neden oldu.

Hatırlayalım, MGK toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasında büyük bir gerilim yaşandı. Sezer, toplantı sırasında Ecevit’e anayasa kitapçığı fırlattı. Ardından Başbakan “Devlet yönetiminde kriz var” açıklaması yaptı. Bu açıklamanın ardından, 19 Şubat’ta 1 doların piyasa satış kuru 686.500 TL iken 23 Şubat’ta 920.000, 28 Şubat’ta 960.000 oldu. Kur artışı 10 gün içinde %40’a ulaştı. 21 Şubat’ta gecelik faiz, Interbank piyasasında yüzde %6.200’e, repo piyasasında ise %7.500’e çıktı. 22 Şubat’ta Türk Lirasının yabancı para birimleri karşısındaki değeri dalgalan- maya bırakıldı. 16 Şubat’ta 27,94 milyar dolar olan Merkez Bankası döviz rezervi, 23 Şubat’ta 22,58 milyar dolara indi. Rezerv kaybı 5,36 milyar dolar oldu. Şubat- Nisan 2001 arasında dolar 686.500 TL’den 1.200.000 TL’ye kadar yükseldi.

2001 krizini de içine alan 1998-2003 arası dönemde, 20’den fazla banka ve çok sayıda aracı kurum battı. Yaşanan her ekonomik kriz Türk ekonomisini daha da küçülttü, IMF’den kredi almaya mecbur bıraktı.

IMF’ye mecbur bırakılan Türkiye
Şu anda 189 üyesi bulunan IMF, 1945’te kurulup 1947’de faaliyete geçti. Ekonomik istikrarı koruma ve ekonomik yardım adı altında formüle edilen IMF kredileri, borçlu ülkelerin birçoğunu uluslararası sisteme daha da bağımlı hale getirdi ve bu ülkelerin kalıcı ekonomik üretim politikaları geliştirememelerine neden oldu.

Türkiye, yıllarca bağımlı kaldığı IMF’ye 1947’de CHP hükümeti döneminde üye oldu. IMF’den ilk borç ise 1960 askeri darbesinden sonra, 1 Ocak 1961’de alındı.

Türkiye ve IMF arasında toplam 19 stand-by anlaşması imzalandı. 1961-1970 yılları arası her yıl, IMF ile bir stand-by anlaşması yapıldı. Anlaşmalar genellikle bir yıl dolmadan sona erdi. 1970’ten 1978’e kadar stand-by anlaşması yapılmadı. Bu durumun başlıca nedeni yaşanan siyasi istikrarsızlığın ekonomik istikrarsızlığı daha da artırmasıydı. 1975’te 1,8 milyar dolar civarında olan dış ticaret açığı 1977’de 3,4 milyar dolara çıktı. Türkiye’nin borç görünümü zayı adı ve IMF Türkiye’ye kredi yollarını kapattı. IMF ile en uzun stand-by anlaşması 1980’de imzalandı ve bu anlaşma 17 Haziran 1983’te sona erdi. 1984-1994 yılları arasında IMF ile anlaşma yapılmadı. 28 Şubat postmodern darbesinden sonra yaşanan ekonomik kriz ise Türkiye’yi IMF ile yeni anlaşmalar yapmaya tekrar zorladı. Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerini yaşayan Türkiye, 2002’de IMF ile yeni anlaşmalar yaptı.

Türkiye, son borç anlaşmasını 2005’te yaptı. 2008’de IMF ile tekrar borç anlaşması imzalamamaya karar verdi. IMF’ye olan borcun son taksidi ise Mayıs 2013’te ödenerek borç tamamen kapatıldı. Yıllarca IMF’den kredi almak zorunda kalan Türkiye, 2013’ten sonra IMF’ye 5 milyar dolar kredi verme taahhüdünde bulundu.

Türkiye, IMF’den toplamda 50 milyar dolar kredi aldı. Sadece 2002-2013 yılları arasında IMF ́ye toplam 23,5 milyar dolar borç ödendi. IMF ile yapılan 19 stand-by anlaşmasından sade- ce 2002 ve 2005’de imzalanan başarıyla tamamlanabildi. Bunun nedeni de AK Parti’nin istikrarlı hükümetlerinin yarattığı güven ortamıdır.

Koalisyon ve tek parti dönemlerinde büyüme, faiz ve enflasyon oranları
Türkiye’de tek parti iktidarları dönemlerinde ekonomik parametreler, koalisyon hükümet- lerine göre daha olumlu seyretti. Tek parti iktidarları dönemlerinin ortalama büyümesi %5,5 iken, koalisyon hükümetlerinde bu oran %3,9’u gösterdi. 1965’ten itibaren en büyük iki ekonomik küçülme, 1994’te %-5 ve 2001’de %-5,7 olmak üzere koalisyon hükümetleri döneminde gerçekleşti. 1950’den bu yana Türkiye’de mali sene 7 kez negatif büyüme ile kapandı. Bunların 5’i koalisyon hükümetleri dönemlerinde ortaya çıktı. Tek parti hükümetleri döneminde yaşanan eksi büyüme, küresel daralmanın neticesinde gerçekleşti. Faiz ve enflasyon, ilk defa son 15 yıl içerisinde tek haneli rakamlara indi. Bu da yine bu dönemde yakalanan siyasi istikrardan kaynaklandı. Tek parti iktidarlarının aylık ortalama faiz oranları %30,6 iken, koalisyon dönemlerin- de bu rakam %75 olarak belirdi. Son 15 yılda aylık ortalama faiz oranı ise %13,7 oldu.

Enflasyon oranlarında da benzer bir farklılık göze çarpmaktadır. Tek parti iktidarları dönemlerinde en asyon oranları ortalaması %25,2 iken, koalisyon hükümetleri dönemle- rinin ortalaması %72,1 olmuştur. Son 15 yılın en asyon ortalaması ise %8,4’tür.

İstikrarlı hükümetler Türkiye ekonomisini büyütüyor
Türkiye ekonomisi, 2009-2016 arası 27 çeyrek boyunca kesintisiz büyüdü. Bu süre zarfında yıllık ortalama büyüme %3 oldu. Türkiye, Avrupa Birliği ve üye ülkelerle de ekonomik ilişkilerini ilerletti. Bu sayede, Avrupa’nın 5. büyük ticari partneri haline geldi. Türkiye’nin 2016 Gayri Safi Yurt içi Hasılası 1 trilyon 906 milyar dolar olarak açıklandı. Türkiye, GSYH’de dünya genelinde 14. sırada. Türkiye’nin planlanan 2030 GSYH’si 2 trilyon 996 milyar dolarken, öngörülen 2050 GSYH’si 5 trilyon 184 milyar dolar. Türkiye bu süreçte dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmeyi hedefliyor.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi Türkiye ekonomisini nasıl etkileyecek?


İstikrarlı ve güçlü hükümetler dönemi başlayacak

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin, ekonomide hem idari açıdan hem de anlayış açısından yeni bir paradigma inşa etmesi öngörülüyor. Bunun gerçekleşebilmesi için öncelikle siyasi istikrarın kurumsal ve güçlü bir şekilde tesis edilmesi gerekiyor. Yürütme yetkisi, mevcut düzenlemede Cumhurbaşkanına ve Başbakanın başında olduğu Bakanlar Kuruluna veriliyor. Bu durum, doğrudan ekonomiye de yansımak suretiyle devlet yönetiminde çift başlılıktan kaynaklı krizlere neden oluyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet modelinde ise yürütme yetkisi, kesintisiz 5 yıllığına doğrudan halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanına ait olacak. Cumhurbaşkanı, %50 ve üzeri bir oyla seçileceği için geniş bir uzlaşı ile göreve gelecek. Böylece halk ve devlet yönetimi arasında önemli oranda bir uyum oluşacak. Kriz ve kavgalara yol açan, bunun neticesinde ekonomik krizleri tetikleyen yürütmedeki çift başlılık sona erecek.

Cumhurbaşkanı, seçildiği an hükümetini kurup icraata başlayacak. Böylece koalisyon hükümeti ya da hükümetsiz bir dönem yaşanmayacak. Cumhurbaşkanı, 5 yıl boyunca kesintisiz hükümet etme görevini kanunlar çerçevesinde yerine getirecek. Hükümetin göreve başlaması, Meclisin vereceği güvenoyuna bağlı olmayacak. Mecliste çoğunluğun desteğinin alınamamasından kaynaklanan hükümeti kuramama ve iktidardan düşme sorunları bir daha yaşanmayacak. Meclisteki siyasi gerilim ve saf değiştirmeler sebebiyle hükümetler düşmeyecek. Ekonominin en büyük gerileme ve zarara uğradığı istikrarsız, kararsız ve belirsiz hükümetler bir daha kurulmayacak.

İstikrarlı hükümetler ekonomiye güven verecek
Cumhurbaşkanlığı sistemiyle beraber kuvvetler ayrılığı keskin bir şekilde işleyecek. Yasama, yürütme ve yargı organları arasındaki ayrım netleşecek. Hükümet, yürütme görevini; Meclis ise yasama görevini yapacak. Böylece siyasi istikrar neticesinde görevini yapan güçlü bir hükümet, ekonomide güven ve istikrarın tesis edilmesini sağlayacak. Ekonomik adımlar birer hükümet politikası değil, devlet politikası olarak yürütülecek. Ekonomi alanında atılması gereken adımlardan %50 ve üzeri halk desteğiyle göreve gelen Cumhurbaşkanı sorumlu olacak.

Ekonomik politikalar bir devlet politikası olacak
Ekonomi ile ilgili devlet kurumlarındaki bürokrasinin azaltılması ve süreçler arasında hız ve uyum tesis edilmesi, Cumhurbaşkanı ve ilgili bakanın sorumluluğunda olacak. İç siyasi istik- rarın tesisi ve çift başlılığın sona erdirilmesiyle ekonomi politikaları uyum içinde planlanacak, kararlar hızlı alınıp işleme konulacak. Değişen şartların gerektireceği ekonomik reformlar hızla hayata geçirilecek.

Uluslararası ekonomik güç dengelerinde ve kurumlarda ortaya çıkacak değişiklikler ve dalgalanmalara karşı daha hazırlıklı olunacak.Siyasi istikrarsızlıktan ötürü hiçbir yatırım yarım kalmayacak. Mevcut yatırımlar kararlılıkla sürdürülecek. Öngörülebilir ve güvenilir ekonomik yapı ile yatırımcılara yüksek vaatler sunulacak ve bunlar karşılanacak. Kamu kurumları, yatırım süreçlerine dair herhangi bir hantallık gösteremeyecek ve yüksek hassasiyetle iş yürütecek. Yeni yatırımlar için tam destek, esneklik ve kolaylık sağlanacak. Özel sektör bürokratik engellere takılmadan yatırımlarını artıracak.

Bölgesel etkiye sahip mega projeler kesintiye uğramadan tamamlanacak
Başta inşaat, konut ve emlak olmak üzere durağan seyirdeki sektörler tekrar canlanacak. Ülkenin cazip bir yatırım merkezi haline gelmesi sağlanacak. Bölgesel etkiye sahip 3. Havalimanı, Kanal İstanbul gibi mega projeler herhangi bir kesintiye uğramadan en kısa sürede tamamlanacak. Oluşacak hareketlilik, uluslararası yatırım girdisinde kendini gösterecek. Ülkeye yüksek miktarda fon akışı ger- çekleşecek. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının negatif puanları yatırım akışını engellemeyecek. Son 15 yılda elde edilen kazanımlar devam ettirilecek. Türkiye, ulaştığı kişi başı 10 bin dolarlık gelir seviyesinden bir üst gruba geçebilecek. Ülke, sahip olduğu potansiyel ve siyasi istikrarla enerji, finans ve ticaret alanlarında bölge ve dünya için bir merkez olma yolunda süratle ilerleyecek.
16 Nisan’da ‘’evet’’ çıkması durumunda koalisyon ihtimalinin artık olmayacağı, çift başlılıktan kaynaklanan krizlerin bir daha yaşanmayacağı, daha güçlü ve ekonomiye güven veren bir siyasi istikrarın kurulacağı yeni bir dönem başlayacak.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir