Bitmeyen aşkımız Çay

Geri

Sinem Mercan

Ülkemizde sudan sonra en sık tüketilen içecek olan çay, hayatımızın her anında kendine yer buluyor. Güne başlarken, gün arasında ve günü noktalarken onunlayız. Sıcak yaz aylarında bile vazgeçemiyoruz ondan.

Biz millet olarak Türk çayına aşığız ancak diğer milletleri de aşık edebiliriz. Dünyada kimyasal ilaçlama yapılmayan tek çay olan Türk çayı, bu yönüyle dünyanın en sağlıklı ve en organik çayı olma özelliğini taşıyor. Üretimdeki bu ayrıcalığı sebebiyle Türk çayı, iyi bir tanıtımla bir dünya markası olabilecek potansiyele sahip. Biz de The Brand Age olarak bu sayımızda çay sektöründe markalaşmayı masaya yatırdık. Sektörün önemli temsilcileri sektördeki sorunları ve yapılması gerekenleri anlatırken, çay markaları ise markalaşmaya yönelik yaptıkları çalışmalar ve stratejilerine dair önemli bilgiler verdi.

Günün her saatinde zevkle içtiğimiz çay, işlenmiş bitki yapraklarının kaynatılması veya haşlanmasıyla elde ediliyor. Çay çalısına 1753 yılından beri bilimsel olarak ‘Camellia sinensis’ ismi veriliyor. Çay, çalının yapraklarının fermantasyonu, ısıtılması, kurutulması ve bazen diğer meyve veya bitkilerle karıştırılması sonucu hazırlanıyor. Çayın üç temel çeşidi bulunuyor: Siyah çay, yeşil çay ve beyaz çay… Bununla birlikte, yetiştiği bahçe, yaprak boyutu, işleme yöntemi, fermantasyon yöntemlerine göre de sınıflara ayrılıyor. “Bitki çayı” terimi meyve ve bitkilerin işlenmesi ile elde edilen içecekleri kapsıyor. Kuşburnu gibi bitki çaylarında gerçekte çay yaprakları bulunmaz. Bazı bitkilerin aromaları çaylara eklenerek meyve ve bitki aromalı çaylar elde ediliyor.

Çayın tarihi

Çay, dünyada ilk defa Çin ve Hindistan’da yetiştirilmiş, anavatanı ise Assam’dır (Hindistan’ın Çin’e bakan iç tarafları). Çay bitkisi, Milattan Önce (M.Ö) 2737 yılında, medikal amaçlarla kullanılmaya başlanmış. M.Ö. 2700 yıllarında Assam’dan Çin’e taşınan ve orada kültürü yapılmaya başlanan çay bitkisi, zamanla suyla karıştırılıp içeceğe dönüşmüş. Çayın nasıl içecek haline geldiği ise bir efsaneye dayandırılarak anlatılır. Efsaneye göre, Büyük Çin İmparatoru Shen Nung kaynamış su içmekteyken, bardağın içine ağaçtan birkaç yaprak düşer. Meraklı İmparator bunu tatmaya karar verir ve bu demlemenin hem lezzetli hem canlandırıcı olduğunun farkına varır.

Bir Hindistan efsanesi de çayın bulunuşunu Budist bir rahip olan Bodhidharma’ya yorar. Yedi yıllık uykusuzluk düşüncesine son verildiği zaman rahip son derece yorgundu. Ümitsizlik içindeyken yakınındaki ağaçtan birkaç yaprak çiğnedi ve birdenbire canlandı.

Çay bir içecek türü olarak böyle bulundu farz edelim. Peki, dünyaya yayılması nasıl oldu?

İlk olarak Kore, Japonya ve Vietnam’a doğru yolculuğa çıkan çayın, tüm dünyaya yayılması ortaçağda ticari münasebetlerin başlaması neticesinde gerçekleşir.

Avrupa ise çayla 1559 yılında tanışır. 1635 yılından sonra, Hollanda ve Fransa, Avrupa’da çay tüketimine öncülük ederler. İlk demlik örnekleri de Çin’den Avrupa’ya 1650’li yıllarda ulaşır.

İngiltere çaya Hindistan sayesinde kavuşur. 18.yüzyılda bugün dünyanın en büyük çay yetiştirilen bölgesi sayılan Assam ve Seylan Adası`nda çay bahçeleri oluşturan İngiltere, üretilen bu çayları Avrupa’ya hızlı olarak taşımak için de süratli yelkenliler yapar.

Amerika’yı ise çayla Felemenkli koloni valisi Peter Stuyvesant tanıştırır. New Amsterdam’a, şimdiki adıyla New York’a yerleşen Hollandalı koloniler, Amerika’nın ilk çay tiryakileridir.

Avrupa ve Amerika’da çay endüstrisinin girmesi 1800’lü yıllarda başlar. Thomas Lipton, ilk dükkânını 1871 yılında, İngiltere’nin Glasgow şehrinde hizmete açar, 1890 yılında da Thomas Lipton, Seylan’da ilk çay tarlasını satın alır. Hindistan’dan getirilen çay tohumları 1903 yılından itibaren Kenya’da yeşermeye başlar.

Soğuk çay ise Amerika’da doğar. Amerika’da, sıcak havalarda çay satmak zorlaşınca Richard Blechynden’in aklına çayı soğuk halde sunma fikri gelir. Ice Tea kavramı da bu tesadüfle ortaya çıkar. Poşet çayın keşfi de 1908 yılında gerçekleşir.

Türkiye’de çay nerelerde yetiştiriliyor?

Çay, tropikal bölgelerde ve iklim bakımından bol yağışlı ve sıcak alanlarda yetişiyor. Bitkinin normal gelişebilmesi için toplam yıllık yağışın 2000 mm’den az olmaması ve aylara göre yağış dağılımının düzenli bulunması gerekiyor. Çay tarımında yetiştiricilik ise, genel olarak tohum ve çelikle çoğaltılan fidanlarla yapılıyor. Türkiye’de Doğu Karadeniz Bölgesinde Gürcistan sınırından başlayarak Ordu ilinin Fatsa ilçesine kadar olan kuşakta çay tarımı yapılıyor. Rize, tek başına Türkiye çay üretiminin % 85’ini karşılıyor. Türkiye genelinde 225-230 bin ton aralığında kuru çay üretimi yapılırken, Rize’de yıllık ortalama 180-200 bin ton aralığında kuru çay üretimi yapılıyor. Rize’den sonra Ordu, Giresun, Trabzon ve Artvin illerinde de çay yetiştiriliyor.

FAO istatistiklerine göre Dünya’da çay tarım alanları 2010 yılında 3.149.608 hektar, 2011 yılında 3.412.539 hektar, 2012 yılında 3.517.383 hektar, 2013 yılında ise 3.521.220 hektara ulaşmış. Aynı istatistiki rakamlar doğrultusunda Dünya’da çay üretimi ise 2010 yılında 4.606.606 ton iken (siyah çay, yeşil çay ve diğer çay çeşitleri), 2011 yılında 4.771.205 ton, 2012 yılında 5.034.967 ton ve 2013 yılında bu rakam 5.361.523 ton olmuş. Türkiye dünyada, çay tarım alanlarının genişliği bakımından 8’inci, kuru çay üretiminde 6’ncı, kuru çay tüketimi yönünden de 3.sırada yer alıyor.

Türkiye’de çay

Türkiye, çayla 1787 tarihinde, Japonya’dan getirilen çay tohumlarının ekilmesiyle tanışıyor. Bursa civarında gerçekleşen ilk ekim çalışmaları iklim şartlarının olumsuzluğu nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanır. Ancak 1917 yılında, zamanın Halkalı Ziraat Mektebi Alisi müdür vekili ve botanikçi olan Ali Rıza Erten yapmış olduğu teknik çalışmalar sonucunda 16.02.1924 tarihinde Rize’de çay yetiştirilmesi için meclisten onay alır ve günümüz çay üretiminin temelleri bu şekilde atılmış olur. 1947’de kurulan ilk fabrika ile üretim hızlanır.

İlk yıllarda ülkemizde üretilen çay miktarı iç tüketimi karşılayamadığından çay açığı ithalatla karşılanır. Ancak 1964 yılında çay üretimi iç tüketimi karşılayacak seviyeye ulaşabilir ve çay ithalatı durdurulur. Bu tarihten sonra ise az olmakla birlikte çay ihracatı yapılmaya başlanır.

Türkiye, aralarında Hindistan, Çin, Sri Lanka, Endonezya, Kenya ve Japonya gibi çay bitkisinin yetiştiği ve ekonomik olarak çay üretiminin gerçekleştirildiği yaklaşık 30 ülke arasında bulunuyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Bitkisel Üretim 2. tahmin verilerine göre, 2015 yılında 1 milyon 327 bin 934 ton olarak gerçekleşen yaş çay üretimi, 2016 yılında yüzde 3,2 oranında artışla 1 milyon 370 bin tona ulaşacak. Meyve bitkileri, içecek ve baharat bitkileri üretimindeki yaş çay üretimi payının ise 2015’teki yüzde 7,5’tan bu yıl yüzde 7,3’e gerileyeceği tahmin ediliyor.

Sektörün markalaşmak için tanıtım ve pazarlamaya ihtiyacı var

Türk çayı, son dönemde özellikle özel sektör yatırımlarıyla ve uygulanan sürdürülebilir çay tarımına yönelik projelerle marka olma yolunda hızla ilerliyor. Dünya pazarında en pahalı satılan, en kaliteli çay olma potansiyeli bulunan Türk Çayı’nın yurt dışında kabul görmesi ve bu bağlamda ihracatımızın artması için çay üretiminin önündeki engellerin kaldırılması, çay üretiminde kaliteli yaş çay alımını zorlayacak teşvik politikası ile sektörün desteklenmesi ve yaş çay alımında randımana göre fiyatın farklılaştırılması gerekiyor. Ayrıca çay bahçelerinde yenilenmeyi sağlamayan budama işlemi yerine bahçelerin yenilenmesine yönelik projelerin gerçekleştirilmesi büyük önem taşıyor. Bu doğrultuda üreticilere toprak ve gübre kullanımı konusunda eğitimler verilmeli. Böylece, Türkiye çay üretiminde sürdürülebilirlik sağlanırken, Türk Çayı’nın kalitesi ile dış pazarlarda var olmasının önü açılacak. Ancak asıl önemlisi Türk çayının markalaşması için global dünyanın en önemli rekabet aracı olan tanıtım ve pazarlamaya daha çok ağırlık verilmesi gerekiyor.

Biz de Brand Age olarak bu sayımızda çay sektöründe markalaşmayı gözler önüne serdik. Sektördeki markalar, markalaşma yolunda attıkları adımları bizlerle paylaştı. Sektör temsilcileri ise sektördeki sorunları ve bu sorunların çözümüne dair yapılması gerekenleri anlattı.

Çay, hangi bölgede nasıl içiliyor?

Erzurum ve doğusundaki illerde çay içme kültürü açık renkli ve kaşıksız gelir ve “kıtlama” denen özel bir yöntemle içilir. Kıtlama, Kars ve Erzurum yöresinde üretilen büyük ve sert şekerlere deniliyor. Özel makaslarla, elle ya da ısırılarak koparılan ufak parçalar, dil altına konur ve çay içildikçe, eriyen şeker de tat verir. Eğer misafirseniz, siz “yeter” demedikçe çay sürekli tazelenir. Teşekkür edip, başka istemediğinizi söyleseniz bile mutlaka bir bardak daha ikram edilir. Bunun adı cırıldım yani zor çayıdır. Cırıldım çayını içmemek ise ev sahibine karşı büyük bir hakaret anlamına gelir. Güneydoğu’da genelde kaçak çayı içilir. Rengi koyu, tadı daha acıdır. Bardaklar da diğer bölgelere göre biraz daha büyük olur. Gümüşhaneliler orta, Trabzonlular ise az şekerli çayı tercih eder. Tokat’ta bardak ufak olsa da mutlaka dudak payı bırakılır.

Türk çayını dünyaya kültürüyle birlikte pazarlayacağız

Yeni nesil Çayla çay evleri, bir buluşma ve sosyalleşme alanı olarak Türkiye’de öncü bir girişim olmanın yanı sıra 2017 yılı itibariyle yurt dışında özgün çay kültürümüzü yaşatan mekanlarımız olacak. Bu girişimle birlikte Türk çayını dünyaya kültürüyle birlikte pazarlamış olacağız.

Markanızdan ve sektörde bulunduğu konumdan bahsedebilir misiniz? Çaykur, diğer çay markalardan hangi özellikleriyle ayrılıyor?

Çaykur, Türkiye’nin Lovemark’ı. Çay denince ilk akla gelen ve en sevilen marka. Türkiye’de yılda 1.2 milyon tondan fazla çay üretiliyor. Çaykur, tek başına bu üretimin yarısından fazlasını alıyor. Çay tüketiminden aldığı pay da buna paralel. Global boyutta da dünya çay üretiminin %4’ü Çaykur fabrikalarından geliyor. Bilindiği gibi Çaykur sadece Türk çayı işliyor.

Çaykur son 3 senedir gerçekleştirdiği pazarlama hamleleri, yeni ürünler, yeni fabrikalar, kazandığı yeni ihracat pazarları, organik çay başta olmak üzere çay tarımına yaptığı yatırımlar ile en dikkat çeken markalar arasında. Dünyadaki inovasyonları, tüketici trendlerini takip ederek, hem üretiminde hem de pazarlamasında yükselen bir grafiğe sahip. 2015 yılında kuru çay satışı, 2016 yılında ise yaş çay alımında tüm zamanların rekorunu kaydeden Çaykur sayesinde bölgeye her yıl 2-2.5 milyar civarında kaynak akıyor.

Çaykur, hem zirai olarak Türk çayını iyileştirmek ve çay tarımını sürdürülebilir hale getirmek, hem de özellikle yurt dışında çayımızı tanıtmak ve yeni pazarlar açmak için çalışıyor. Bunu milli bir sorumluluk olarak gören Çaykur, ülkenin sermaye birikimine yardım ediyor ve geleceğe de yatırım yapıyor. Ana faaliyet ve uzmanlık alanı çay olan Çaykur’un pazarda kısa sürede dikkat çekici başarı elde eden soğuk çayı Didi, yeni nesil çay evi zinciri Çayla, sağlık alanında üzerinde Ar-Ge çalışmaları süren beyaz çayı Beyaz İksir, birçok endüstride hammadde olarak kullanılabilecek siyah ve yeşil çay pudrası ve bölgede çay tarımını destekleyecek stevia üretimi son dönemde dikkat çeken hamlelerinden birkaçı.

2016, “Didi” için çok verimli bir yıl oldu

Ürün gamınızda neler var? Ürün gamınıza eklemeyi düşündüğünüz yeni ürünler olacak mı? Tüketicilere ne gibi yenilikler sunmayı planlıyorsunuz?

Çaykur köklü geçmişi ve hafızasını koruyarak kendini yenileyen ve geliştiren, global olma vizyonuyla hareket eden bir marka. Çaykur ürün gamında siyah çay, yeşil çay, beyaz çay, siyah ve yeşil çayları meyve ve bitkilerle harmanladığı çaylar, soğuk çay ve ara ürün olarak ürettiği çay pudrası gibi birçok ürünü bulunuyor.

Çaykur’un birçok yeniliğe imza attığı 2016, “Didi” için çok verimli bir yıl oldu. Büyüyen tüketici talebi ile pazardaki yerini iyice sağlamlaştıran “Didi”, yeni ürünlerle birlikte büyümeye devam etti. “Didi”, son olarak sıfır kalorili stevialı çeşidini ürün gamına ekledi.

Soğuk çay son yıllarda hayatımıza dahil oldu. Kısa sürede çok sevildi ve yemeklerin yanında da tercih edilmeye başlandı. Siz marka olarak soğuk çay pazarına ne zaman girdiniz? Şu an soğuk çay satışlarınız ne durumda?

Çaykur soğuk çay kategorisine, 2013’ün Haziran ayında Didi markası ile giriş yaptı. Didi’nin pazara girmesiyle 2013’te %80, 2014’te %50 ve 2015’te %20’nin üzerinde ve 3 sene gibi kısa bir sürede 3 kattan fazla büyüyen kategori içecekte ve hızlı tüketim ürünlerinde de benzerine az rastlanan büyümeye şahit oldu. Sağlıklı içeceklere yöneliş ve kategoriye yapılan marka yatırımı ile bu çift haneli büyüme rakamlarının önümüzdeki yıllarda da devam etmesini bekliyoruz. “Didi” pazara girmeden önce, soğuk çayın toplam içecek piyasasından aldığı pay yalnızca %1,5’ idi. “Didi”, soğuk çayın, toplam içecek piyasasından aldığı payı %5’in üzerine çıkardı. Ve 2015 yılında da toplam kategorinin büyümesine en büyük katkıyı yapan marka oldu.

Çaykur’un ince belli bardakta çay kampanyası

Sıcakta, soğukta, güne başlarken, günü bitirirken, kız isterken, işte kafayı toplarken, muhabbet ederken, bir dostun derdini dinlerken, ağlarken, gülerken, yediğimiz her şeyle, günün her anında çay içen ve çayı seven bir ülkeyiz biz.

Öyle ki kişi başına en fazla çay tüketen ülkeyiz!

‘’Çay’’ bizim hayatımızda vazgeçilmez olmuşken, neden sanal ortamda çay içemiyoruz? Neden sushi, hamburger, taco, pizza gibi ülkelerin simgesi haline gelmiş emojiler var da, ülkemizin simgesi haline gelmiş ince belli çay bardağı yok? Oysa Whatsapp’ta yazışırken kolayca ‘’çayı’’ koy, geliyorum demek istiyoruz.

Çayımızın özgün sunumunun her gün kullandığımız emojiler arasında yer almasına sadece bir adım uzaktayız ve bu konuda yalnız olmadığımızı biliyoruz.

İnce belli çay bardağı emojisine ne kadar ihtiyacımız olduğunu göstermemizde bize destek olmak istemez misiniz?

O zaman Emojiler arasına Türk çayının eklenmesi için açtığımız kampanyaya sen de katıl!

Çaykur, Yıllardır Çaylar bizden…

Facebook, Instagram ve Whatsapp’ta ince belli çay bardağı simgesi istiyoruz

Sevgili Facebook;

Çay Türk kültürünün önemli bir parçasıdır ve uzun kahve tüketimi geçmişimize rağmen ülkede en çok tüketilen sıcak içecektir.

Çay ikram etmek Türk misafirperverliğinin bir parçasıdır.

Evlerde, dükkanlarda ve sosyalleşmenin olduğu her ortamda sıklıkla tüketilir.

Türk çayı geleneksel olarak lale şeklini andıran cam bardakta servis edilir.

Türk insanı her yemekten sonra mutlaka çay içer.

Rengi bayrağımız gibi kırmızıdır ve sıcaklığı dostluğumuz kadar çoktur.

Messenger, Instagram ve Whatsapp’da çay simgesi görmek harika olur.

Bir bardak çay simgesi ile sevgiyi yaymamıza fırsat verin (ince belli bardakta)

Facebook, Instagram ve Whatsapp’da ince belli çay bardağı simgesi kullanmak istiyoruz.

Bizim bir çay saatimiz yok

Biz çayı her saat içeriz.

Türk çayı marka olma yolunda hızla ilerliyor

Türkiye, aralarında Hindistan, Çin, Sri Lanka, Endonezya, Kenya ve Japonya gibi çay bitkisinin yetiştiği ve ekonomik olarak çay üretiminin gerçekleştirildiği yaklaşık 30 ülke arasında bulunmaktadır.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Bitkisel Üretim 2. Tahmin verilerine göre, 2015 yılında 1 milyon 327 bin 934 ton olarak gerçekleşen yaş çay üretimi, 2016 yılında yüzde 3,2 oranında artışla 1 milyon 370 bin tona ulaşacaktır. Meyve bitkileri, içecek ve baharat bitkileri üretimindeki yaş çay üretimi payının ise 2015’teki yüzde 7,5’tan bu yıl yüzde 7,3’e gerileyeceği tahmin edilmektedir.

BM Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun belirlemelerine göre, dünyada 2.7 milyon hektar alanda çay tarımı yapılırken, toplam çay üretimi ise yaklaşık 3.7 milyon tondur. Dünya çay üretiminin önemli bir bölümünü (%70) siyah çay oluşturmakta, ancak özellikle son yıllarda yükselen sağlıklı beslenme trendine bağlı olarak sağlık için faydaları ile öne çıkan yeşil çay, beyaz çay ve diğer çay çeşitlerinin üretiminde de artış gözlenmektedir.

77 bin hektar (dünya çay tarımı alanlarının yüzde 2,8’i) ile çay tarımı yapılan alanların büyüklüğü bakımından üretici ülkeler arasında 7. sırada bulunan Türkiye, 2004 yılından itibaren 200 bin tonun üzerinde seyreden kuru çay üretimiyle, 3.7 milyon tona yaklaşan dünya çay üretiminin yüzde 5,5’ini gerçekleştirmektedir.

Ülkemiz 2014 yılı itibariyle 246 bin ton kuru çay üretimi ile dünyada Çin, Hindistan, Sri Lanka, Kenya ve Endonezya’dan sonra 6. sırada bulunurken, yıllık 2.3 kg ile kişi başına tüketimde, İrlanda, İngiltere ve Kuveyt’in ardından dördüncü sırada yer almaktadır.

Yine FAO’nun verilerine göre, dünya çay ticareti 2005 yılında 3,5 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşmıştır. Dünya çay ihracatının yaklaşık %90’ından fazlasını Sri Lanka, Kenya, Çin, Hindistan Endonezya, Arjantin, Vietnam, Uganda ve Malavi gibi üretici ülkeler gerçekleştirirken, Türkiye aynı yıl gerçekleştirdiği 6 bin tona yakın ihracatla, ancak alt sıralarda yer bulabilmiştir. İhracat tutarı, 7 milyon doların biraz üzerindedir.

Çay, dünyada hem üretici ülkeler hem de çay tarımı yapılmayan, çay üreticisi olmayan ülkeler tarafından ithalata konu olan bir üründür. FAO’nun 2004 yılı verilerine göre, toplam çay ithalatı 1.404.971 ton olurken, ithalatta AB-25 ülke (%23,1), Rusya Federasyonu ve Bağımsız devletler (%12,2), Pakistan (%8,2), ABD (%7), Mısır (%5,2), Irak (%4,9) ve Japonya (%4) öne çıkmaktadır.

Ülkemizde harmanlanmış veya harmanlanmamış yabancı çaylara olan talebin artması sonucu son yıllarda başta Güney Asya ülkelerinden olmak üzere gittikçe artan miktarlarda çay ithalatı da yapılmaktadır. Yıllar itibariyle artış gösteren çay ithalatı 10 milyon doların üzerine çıkmıştır.

Rakamlar, ülkemizin henüz çay ihracatında olmasını arzu ettiğimiz noktanın gerisinde olduğunu göstermektedir. Ancak dünya çay ithalatında kuzey komşumuz Rusya, AB ile Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinin öne çıkması, çay üretimindeki artışla birlikte Türk Çayı imajını güçlendirecek markalaşmaya yönelik atılacak adımlarla, ihracattaki konumumuzun daha da iyileştirilmesi konusunda umut vermektedir.

Ülkemizde hem Çaykur hem de özel sektör kuruluşlarının yöneldiği organik çay üretimindeki artış da, ihracatta elimizi güçlendirecektir.

Bitki ve meyve çayları tüketiminde artış yaşanıyor

Türkiye’de çay; sabah kahvaltıdan başlayarak, akşam yatıncaya kadar her fırsatta tüketilen, sohbetlere eşlik eden, damak tadı olarak aşina olduğumuz içeceklerin başında gelmektedir.

Ülkemizde 2014 yılında ilk kez özel sektörün yaş çay alımları Çaykur’un önüne geçmiş; toplam 1 milyon 263 bin tonu aşkın yaş çay alımının 633 bin tonunu özel şirketler, 628 bin tonunu ise Çaykur gerçekleştirmiştir.

Türk insanı için adeta tutkuya dönüşen çay tüketimi, çay üretimindeki artışla birlikte, ürün kalitesini iyileştirmeye yönelik yatırımlarla desteklenmektedir. Bu gelişmede, Çaykur’un yanı sıra özellikle son yıllarda özel sektör yatırımlarındaki artış ve çay bahçelerinin yenilenmesi gibi projeler etkili olmaktadır.

Ülkemizde ağırlıklı olarak siyah çay tüketimine dayalı çay pazarı, dünyada yükselen sağlıklı beslenme trendine bağlı olarak sağlık faydaları ile öne çıkan farklı çay çeşitleri için de büyük bir potansiyel barındırmaktadır. Toplumda sağlıklı yaşam bilincinin yaygınlaşmasıyla birlikte özellikle bitki ve meyve çayları tüketiminde dikkate değer bir artış yaşanmaktadır.

Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu’muz (TGDF) üyesi Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği’nin (MÜMSAD) belirlemelerine göre, Türkiye’de 2010 yılında 560 milyon poşetlik bir hacme sahip olan bitki ve meyve çayları pazarı, 2016 yılında 900 milyon poşetlik bir büyüklüğe ulaştı. Diğer bir ifadeyle, ülkemizde yılda 1600 tonun üzerinde, 45 milyon kutu poşetli bitki ve meyve çayı tüketiliyor.

Kış aylarında tüketimi artan bitki ve meyve çaylarının yanı sıra yaz aylarında soğuk çay tüketiminin de yaygınlaştığı gözlenmektedir. Çaykur ve özel sektör şirketlerinin sahibi olduğu markalarla artan soğuk çay tüketimi, önümüzdeki yıllarda daha da artacaktır.

Çay üretiminin önündeki engeller kaldırılmalı

Yurt içi tüketimi ile öne çıkan Türk Çayı’nın, son dönemde özellikle özel sektör yatırımlarıyla ve uygulanan sürdürülebilir çay tarımına yönelik projelerle marka olma yolunda hızla ilerlediğini söyleyebiliriz.

Aslında Türk Çayı, iklim koşulları itibariyle markalaşmada önemli bir avantaja sahiptir. Çin, Hindistan, Sri Lanka gibi Asya ülkelerinde ekvatoral iklimin etkisiyle sıcaklık eksi seviyelere düşmemekte ve çay üretimi yıl boyunca yapılmaktadır. Dört mevsimin yaşandığı ülkemizde ise sıcaklık eksi seviyelere düşmekte, çay bahçeleri yılın 6 ayı nadasta kalmaktadır. Kış aylarında çay bahçelerinin üzerine kar yağmasından dolayı zirai ilaçlama yapılmamaktadır. Bu da Türk Çayı’na, “dünyanın en doğal çayı” niteliğini kazandırmaktadır.

Üretimindeki bu ayrıcalığından dolayı iyi bir tanıtımla dünya pazarında en pahalı satılan, en kaliteli çay olma potansiyeli bulunan Türk Çayı markasının yurt dışında kabul görmesi ve bu bağlamda ihracatımızın artması için yukarıda sıraladığımız çay üretiminin önündeki engellerin kaldırılması gerekmektedir.

Çay üretiminde kaliteli yaş çay alımını zorlayacak bir teşvik politikası ile sektörün desteklenmesi doğru olacaktır. Yaş çay alımında randımana göre fiyatın farklılaştırılması önemlidir.

Çay bahçelerinde yenilenmeyi sağlamayan budama işlemi yerine bahçelerin yenilenmesine yönelik projelere öncelik verilmelidir. Bu kapsamda üreticilere toprak ve gübre kullanımı konusunda eğitimler verilmeye devam edilmelidir. Bu, Türkiye çay üretiminde sürdürülebilirliği sağlarken, Türk Çayı’nın kalitesi ile dış pazarlarda var olmasını da beraberinde getirecektir.

Ülkemize büyük oranda kaçak giren yabancı menşeli çayların tüketimi ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile güneydeki sınır illerimizde kaçak çaya dayalı oluşan damak tadı yerine, Türk Çayı’na dayalı damak tadı oluşturmaya yönelik tanıtım ve reklam kampanyalarına hız verilmelidir.

Çay sektörüne kamu-özel ayrımı yapılmadan bir bütün olarak bakılmalı, sorunlara çözüm arayışında sektörle birlikte ilerlenmelidir.

Çayda Türk Markası’nın dünya piyasalarında yerleştirilmesinde, üretimde siyah çayın yanı sıra yeşil ve beyaz çay gibi çeşitlendirmeye gidilmesi de büyük önem taşımaktadır.

İçeriğimizi Türk damak tadına uygun şekilde geliştiriyoruz

Türkiye’de en çok sevilen ve tercih edilen çayın; buram buram bir kokuya, ateş kırmızısı renge ve yumuşak içime sahip olması sebebiyle biz de formülasyonumuzu bu bulgular çerçevesinde yeniledik.

Markanızdan ve sektörde bulunduğu konumdan kısaca bahsedebilir misiniz?

Global bir çay markası olarak, 150’den fazla ülkede, 125 yıllık uzmanlığımızla, tüketicilerin damak tadına uygun çay üretmeye özen gösteriyoruz. 1986 yılından beri de Türkiye’de, Doğu Karadeniz’deki 3 fabrikamız ile Türk çay severlere damak tatlarına en uygun çayı sunmak için büyük bir özenle hizmet veriyoruz.

Lipton, Nielsen verilerine göre 2015 yılında, %17’lik pazar payıyla pazarın 2. büyük oyuncusu ve özel sektörün lider markasıdır. Ayrıca, bardak ve demlik poşet çay pazarında ise, % 50’yi geçen pazar payı ile açık ara pazar lideridir. Yine 2015 yılı itibarıyla çay pazarının toplamda %20 oranında büyüdüğünü görüyoruz. Dökme çay pazarına baktığımızda, pazarın %21 büyüdüğünü görüyoruz. Toplam pazarda siyah bardak poşet çaylar %16, demlik poşet çaylar %25 büyürken, bitki, meyve, yeşil çaylar ise %4 büyümüştür.

Ürün gamınızda neler var? Ürün gamınıza eklemeyi düşündüğünüz yeni ürünler olacak mı? Tüketicilere ne gibi yenilikler sunmayı planlıyorsunuz?

Ürün portföyümüz farklı tüketici ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılayacak farklı lezzetlerden oluşuyor. Bazı ürünlerimiz %100 Türk çayı, bazıları ise dünyanın farklı yerlerinde üretilen çaylarla harmanlanarak üretiliyor. Lipton olarak yaptığımız araştırmalar ve çalışmalar, bize Türkiye’de en çok sevilen ve tercih edilen çayın; buram buram bir kokuya, ateş kırmızısı renge ve yumuşak içime sahip olduğunu gösterdi ve biz de çayın bu kadar çok sevildiği ülkemizde, formülasyonumuzu bu bulgular çerçevesinde yenileyerek içeriğimizi Türk damak tadına uygun şekilde geliştiriyoruz ve geliştirmeye de devam ediyoruz.

İlk olarak 1993’te Golden Ceylon paket ve Earl Grey teneke kutu çayların lansmanını yaptık, ilerleyen yıllarda da dökme çay ürünlerini piyasaya sunduk. Yüzde yüz Türk harmanı olan Doğu Karadeniz Çayı, Lipton İlk Hasat Dökme Çayı, Lipton Earl Grey Dökme Çayı, Lipton Siyah İnci, Yellow Label Tea ve nane içeriğiyle yeşil çaya yumuşak içim özelliği katan Fas naneli Lipton Moroccan Mint gibi ürünlerimizle yıllardır en keyifli anlarını bir bardak çayla tamamlamak isteyenlere farklı deneyimler sunmaya çalışıyoruz. Sürekli kendimizi geliştirmek, çay severlere en çok sevilen çayı sunmak için araştırmalar, Ar-Ge çalışmaları yürütüyoruz ve bu doğrultuda formülasyonumuzda zaman zaman yenilikler yapıyoruz.

Soğuk çay pazarına ne zaman girdiniz? Şu an soğuk çay satışlarınız ne durumda?

Türkiye’nin en çok sevilen soğuk çay markası Lipton Ice Tea, ilk olarak 1993 yılında piyasaya girerek tüketiciye yepyeni bir kategori sundu. Lipton Ice Tea, 2003 yılında Pepsico Beverages ve Unilever arasında gerçekleştirilen bir ortaklık ile piyasadaki değerini artırırken, her iki firmadan aldığı güç ile Türkiye pazarındaki yerini de sağlamlaştırdı. Pepsico ve Unilever’in AMEA bölgesinde oluşturduğu uluslararası ortaklık çerçevesinde Pepsico, Lipton markası altında Lipton Ice Tea ürünlerinin üretimini, pazarlamasını ve satışını gerçekleştiriyor. Dolayısı ile Lipton soğuk çay pazarında sektörün ilki ve kategoriye ismini veren marka olmakla birlikte, en bilinen ve sevilen markaların da başında gelmektedir.

Ölçümlenebilir etkileri olan projeleri hayata geçiriyoruz

Gelecek projeleriniz ve planlarınız hakkında bilgi alabilir miyiz? Proje ve planlarınıza dair iletişim stratejilerinizi de paylaşabilir misiniz?

Türk çayının geleceğini korumak için 2010 yılından bu yana sosyal, ekonomik ve çevresel anlamda birçok çalışmayı hayata geçirdiğimiz “Sürdürülebilir Çay Tarımı Projesi” kapsamında, çay üreticilerinin çay tarımı ve hasadı konusunda bilinçlenmelerini, böylece bölgede uygulanan çay tarımı uygulamalarının gelişmesini ve ekolojik dengeyi koruyacak uygulamaların yaygınlaşmasını hedefliyoruz. Proje dahilinde atık yönetimi, doğru gübreleme teknikleri, toprak yönetimi ve kullanımı gibi farklı başlıklarda eğitimler düzenliyoruz. Yine ölçümlenebilir etkileri olan projeleri hayata geçiriyoruz.

Lipton Sürdürülebilir Çay Tarımı Projesi’nin vizyonu, 200.000 binden fazla kişinin geçim kaynağı olan Doğu Karadeniz’deki çay tarımının gelecek kuşaklara kalmasını ve bir geçim kaynağı olarak devamını sağlamak. Yaratacağımız en büyük ekonomik değerin bu olduğunu düşünüyoruz. En büyük destekçilerimiz olan Karadenizli çiftçilerimizle el ele veriyor, çayımızın sürdürülebilir ve doğru tarım yöntemleriyle yetiştirilmesine destek olmaya her zaman devam ediyoruz. Önümüzdeki yıllarda da hem çiftçilerimizin hem de toplumun farkındalığını artıracak iletişim çalışmaları yapmaya devam edeceğiz.

Rize, Türkiye’nin çay üretiminin yüzde 85’ini karşılıyor

Türkiye genelinde 225-230 bin ton aralığında kuru çay üretimi yapılırken Rize’de yıllık ortalama 180-200 bin ton aralığında kuru çay üretimi yapılmaktadır. Haliyle çay tescilinin borsa işlem hacmi içerisinde büyük yer tutuyor olması son derece doğaldır.

 Borsamızda 243 faal üyemizin 149 tanesi kuru çay üretici firmalarından 46’ü kasaplardan geri kalan kısmı ise fındık ve un üreten firmalardan oluşmaktadır. Rize, tek başına Türkiye çay üretiminin % 85’ini karşılamaktadır. Türkiye genelinde 225-230 bin ton aralığında kuru çay üretimi yapılırken Rize’de yıllık ortalama 180-200 bin ton aralığında kuru çay üretimi yapılmaktadır. Haliyle çay tescilinin borsa işlem hacmi içerisinde büyük yer tutuyor olması son derece doğaldır. Rize Ticaret Borsası kurulduğu yıldan itibaren ilk yıllarındaki işlem hacmini sürekli yükseltmiştir.

Türkiye’de kimyasal ilaç kullanmadan çay üretiliyor

Türkiye, çay tarım alanlarının genişliği bakımından dünyada üretici ülkeler arasında yedinci, kuru çay üretimi yönünden beşinci ve yıllık kişi başı tüketim bakımından da birinci sırada yer almaktadır. Türkiye’de üretim ve tüketim açısından bu derece önemli olan çay, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde başta Rize olmak üzere Artvin, Trabzon ve Giresun illerinde yetiştirilmektedir. Bu bölge dünya çay yetiştiriciliği yapılan alanlar içerisinde en üst bölgeler arasında yer almaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan halkın en önemli gelir kaynaklarından birisini teşkil eden çay, bu yönüyle bölge ekonomisinin de öncü sektörlerinden biri olmaktadır.

Çay bitkisi Doğu Karadeniz Bölgesi’nin doğal florasında bulunmaz. Fakat 1917 yılında yapılan araştırmalar sonucunda ülkemizde çay yetiştiriciliğine Rize ve çevresinin uygun olduğu belirlenmiş, 1924 yılında çay üretimine başlanmış ve aynı yıl Çay Araştırma Enstitüsü kurularak ülkemizde çaycılığın geliştirilmesi için çalışmalar yapılmıştır. Zamanla çaylık alanlar yaygınlaşmış, üretim artmış, toplum tarafından hızla kabul gören çayın her geçen gün tüketimi de artmıştır. Dolayısıyla çay, kültürümüzün vazgeçilmez parçası haline gelmiştir.

Ülkemizde çay hasadı, kış mevsimi dışında Nisan-Mayıs aylarıyla Ekim-Kasım ayları arasında yapılmaktadır. Dünyadaki çay yetiştiren diğer ülkelerden farklı olarak Türkiye’de iklim koşulları nedeniyle (kış aylarında kar yağması) kimyasal ilaç kullanmadan çay üretimi yapmaktadır. Çay sektöründe üretim yapan toplam 197 fabrika mevcuttur. Bunların 46’sı Çaykur’a, 151’i özel sektöre ait çay fabrikalarıdır. Bu fabrikaların 154’ü Rize’de 29’u Trabzon’da, 10’u Giresun’da, 4’ü Artvin’de bulunmaktadır. Bunların 48’i büyük ölçekte fabrika, 74’ü orta ölçekli fabrika, 73’ü küçük ölçekli fabrikalardır. Yıllara göre değişen yaş çay üretim rakamları ortalama 1.200.000.000 ton civarındadır. Bu üretimin %50’si Çaykur tarafından, %50’si özel sektör tarafından yapılıyor. Özel sektör üretiminde %48.66’sı büyük ölçekli fabrika, %38.88’i orta ölçekli fabrika, %12.46’sı küçük ölçekli fabrikalardan oluşmaktadır.

Yandaki tablolarda sektörün son beş yıllık yaş çay üretimleri gösterilmektedir. 2016 yılı yaş çay sezonu devam ettiği için 2016 yılı istatistik verileri tamamlanmamıştır.

Ülkemizde üretilen çayı kimse tanımıyor

Borsa olarak öncelikli hedefimiz Türk çayını geliştirip ilimizin ekonomisine katkı sağlayıp, uluslararası arenada tanıtılmasını sağlamaktır.

Çalışmalarımızı genellikle bu yönde planlıyoruz. Dünyada çay denilince akla neden Türk Çayı gelmesin ki! Hedefimiz bu doğrultuda “TurkishTea” markası ile dünyaya açılmak ve dünyanın en doğal çayını bir dünya markası haline getirmektir.

Bu kapsamda yurt dışında çayla ilgili yapılan fuar ve organizasyonlara Rize Ticaret Borsası olarak katılıp, “Turkish Tea” markasıyla çayımızın tanıtımını yaptık. Yılda neredeyse üç kez katıldığımız yurt dışı tanıtım organizasyonlarında gördük ki dünyada çay üreten ülkeler arasında beşinci, tüketen ülkeler arasında ise birinci sırada olmamıza rağmen ülkemizde üretilen çayı kimse tanımıyor. Yıllarca kendi içimizde üretip, tükettiğimiz çayımızı ne yazık ki dünyaya tanıtamamışız.

Bu eksikliği son zamanlarda biraz da olsa giderdiğimizi düşünüyorum. Bu kapsamda yurt dışı temaslarımızda Dünya Çay Şampiyonası’nın ilk kez ülkemizde düzenlenmesi için çalışmalar yaptık. Ülkemizde ilk kez bu şampiyonayı düzenledik. Bu şampiyona sayesinde dünyadaki çay üreticisi ülkeleri ülkemizde ağırlama fırsatı bulduk. Türk çayının nasıl üretildiğini yerinde görme fırsatı oluşturduk.

Sıcak çaydaki uzmanlığımızı soğuk kategorisine taşıdık

Yeni ve yenilikçi ürünleri piyasaya sürerek, pazardaki rekabette etkin yerimizi koruyoruz. Son olarak, sıcak çaydaki uzmanlığımızı soğuk kategorisine taşıyarak, Doğuş Soğuk Çay’ı piyasaya sürdük.

Markanızdan ve sektörde bulunduğu konumdan bahsedebilir misiniz? Markanız diğer çay markalardan hangi özellikleriyle ayrılıyor?

1985 yılında babam Süleyman Karakan ile amcam Cemal Alpaslan Karakan, Rize’de sektörün ilk özel çay şirketini Doğuş Çay adıyla kurdular. Doğuş Çay’ın dökme çay ile başlayan yolculuğu yıllar içerisinde poşet çay, yeşil çay ve bitki meyve çayları ile ürün portföyü genişleyerek devam etti. ‘En Güzel Çay Doğuş Çay’ sloganı ile geniş kitlelere ulaştık ve pazarın en önemli oyuncuları arasına adımızı yazdırdık. Şirketimiz kurulduğu yıldan bu yana her yıl istikrarlı bir şekilde büyürken, asıl hızlı büyümesini 2008 yılından sonra gerçekleştirdi. Bunda hem yaptığımız pazarlama yatırımları neticesinde pazara sürdüğümüz ürünlerin lezzet, kalite ve çeşitlilik açısından tüketici tarafından daha çok fark edilmesi hem de üretim hacmimizin ek yatırımlarla her geçen yıl daha da artması etkili oldu. Üçü dünyanın en büyük çay fabrikaları arasında yer almak üzere; Rize’de 5 adet çay işleme, Ordu’da ise 1 adet çay paketleme tesisimiz bulunmakta. Bu tesisler yıllık 35 bin ton üretim kapasitesine sahip. Genel merkezimizle birlikte, fabrikalarımızda bin 500 kişiyi istihdam ediyoruz, çoğu Rize ve çevresinden olmak üzere mevsimsel istihdamın da eklenmesiyle beraber bu rakam 2 bin 650 kişiye kadar ulaşıyor. Türkiye’de toplam çay üretimi 220 bin ton; Doğuş Çay olarak bu üretimin yaklaşık 25 bin tonunu karşılıyoruz. Yüzde yüz yerli sermayeli bir kuruluş olarak, özel sektör kuruluşları arasında üretim hacmi bakımından birinci sırada yer alıyoruz.

Ürün gamınızda neler var? Ürün gamınıza eklemeyi düşündüğünüz yeni ürünler olacak mı? Tüketicilere ne gibi yenilikler sunmayı planlıyorsunuz?

Ürün gamımızda siyah çay, yeşil çay, bitki çayları, meyve çayları, fonksiyonel çaylar ve mistik çayların yanı sıra soğuk çay yer almaktadır. Faaliyet gösterdiğimiz her sektöre inovatif ürünler sunmak her zaman önceliğimiz oldu. Bunu da kesintisiz devam eden Ar-Ge yatırımlarımızla başarabiliyoruz. Bu sayede yeni ve yenilikçi ürünleri piyasaya sürerek, pazardaki rekabette etkin yerimizi koruyoruz. Son olarak, sıcak çaydaki uzmanlığımızı soğuk kategorisine taşıyarak, Doğuş Soğuk Çay’ı piyasaya sürdük.

Doğuş Soğuk Çay, yoğun Ar-Ge çalışmalarımız sonucu ortaya çıktı

Soğuk çay son yıllarda hayatımıza dahil oldu. Kısa sürede çok sevildi ve yemeklerin yanında da tercih edilmeye başlandı. Siz marka olarak soğuk çay pazarına ne zaman girdiniz? Şu an soğuk çay satışlarınız ne durumda?

Son beş yıla baktığımızda, klasik siyah çayın yanı sıra bitki ve meyve çayları ile soğuk çaya olan ilginin arttığını görüyoruz. Doğuş Soğuk Çay da, yoğun Ar-Ge çalışmalarımız sonucu ortaya çıktı. 2015 yılında, İzmir’de 35 milyon TL’lik yatırımla soğuk çay üretim tesisi kurduk ve ürünümüzü 2016’nın Nisan ayı itibariyle tüketiciye ulaştırdık. 330ml koruyucu ve renklendirici içermeyen, şeffaf şişe tasarımımızla bu alana önemli bir fark getirdiğimize inanıyoruz. Ayrıca aç kapa kapağıyla da, teneke kutulara oranla tüketicilere kullanım kolaylığı sağlayan bir ürün tasarlamış olduk. Avrupa ve Uzakdoğu ülkelerinde soğuk çay büyük ilgi görüyor, Türkiye’de ise daha yolun başındayız. Tüketicinin ilgisinden çok memnunuz, 2017 yılında da bu konuda yatırımlarımız devam edecek.

Yeni ürünlerimizle tüketicilerimizle buluşmayı planlıyoruz

Gelecek projeleriniz ve planlarınız hakkında bilgi alabilir miyiz? Yakın dönemde yurt dışına açılma planınız bulunuyor mu? Bu doğrultudaki iletişim stratejilerinizi paylaşabilir misiniz?

Doğuş Çay olarak pazarda büyüme ile eş zamanlı daha çok noktada bulunmayı ve bunun devamında da daha çok görünür olmayı hedefliyoruz. Değişen tüketici alışkanlıklarına paralel olarak, dünyadaki yeni trendlerin etkilerini ürün portföyümüze yansıtacak atılımları da gelecek dönemde gerçekleştireceğiz. Bunun yanı sıra geçmişten gelen deneyimimiz, satış ve dağıtım ağımızın gücüyle birlikte içecek sektöründe büyümeyi ve yeni ürünlerimizle tüketicilerimizle buluşmayı planlıyoruz. Ayrıca bu yıl yeni girdiğimiz soğuk çay sektöründe yaptığımız yatırımın karşılığını almayı hedefliyoruz.

Türk çayı organik özellikler taşıyor

Türkiye dünyada çay tüketiminde birinci, üretiminde beşinci sırada yer alıyor. Yani çay Karadeniz Bölgesi ve Türkiye için yaşamsal değerde bir ürün. Bir asra yakın geçmişi olan çay, aynı zamanda sosyolojik bir unsur. Ancak Türk çayının şöyle bir durumu var: Türkiye’de çay bitki örtüsü kışın eksi sıfırları görüyor ve üzerine yağan kar sebebiyle, tüm haşereler, pestisit yani ilaç kalıntıları ölüyor. Yani Türkiye’de yetişen çay, otomatik olarak organik özellikler taşıyor ki, bu da Türk çayını dünyada diğer çaylardan ayıran en önemli özellikler arasında yer alıyor.

Fuse tea, soğuk çay pazarında yenilikçi yönüyle ön plana çıkıyor

Türkiye’yi ilk defa karpuz aromalı soğuk çayı ve mango-ananas aromalı soğuk çay ile buluşturduk. Bu sene de yeşil çaylı, papatyalı, mango aromalı soğuk çay ve adaçaylı, armut aromalı soğuk çay ile pazarda var olmayan aromaları sunarak, yeniliklere imza attık.

Markanızdan ve sektörde bulunduğu konumdan kısaca bahsedebilir misiniz? Markanız diğer soğuk çay markalarından hangi özellikleriyle ayrılıyor?

Coca-Cola Türkiye olarak Fuse tea markasının lansmanını 2012 yılının Mayıs ayında gerçekleştirdik. Fuse tea’nin hem lansman döneminde hem de sonrasında yakaladığı bu başarının ardında, entegre bir lansman planı ile bir yandan yüksek bir marka bilinirliği sağlarken; bir yandan da özellikle, yerinde tüketimden, perakende satış noktalarına tüm mecralarda tüketicilerimizle bir araya gelerek yaygın bir bulunurluk elde etmemiz yatıyor.

Türkiye’de buzlu çay kategorisine bakacak olursak; içecek sektörü içinde en fazla büyüme gösteren, en dinamik kategorilerden biri olduğunu söyleyebiliriz. Pazardaki büyüme trendi, pazardaki mevcut oyuncuların ve pazara yeni giren markaların, artan reklam ve kampanyaları ile birlikte yeni geliştirilen ürünler sayesinde önümüzdeki dönemde de devam edecek. Özellikle genç tüketici grubunda artan bir tüketim trendi görüyoruz. Önümüzdeki dönemde, pazarda büyümeyi tetikleyici unsurların başında; iletişimde farklılaşarak tüketicilerin ilgisini çekmek ve inovasyonlar ile tüketicileri yeni lezzetlere davet etmek geliyor.

Ürün gamınızda neler var? Ürün gamınıza eklemeyi düşündüğünüz yeni ürünler olacak mı? Tüketicilere ne gibi yenilikler sunmayı planlıyorsunuz?

Fuse tea, soğuk çay pazarı içerisinde yenilikçi yönüyle ön plana çıkan bir marka. Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’yi ilk defa karpuz aromalı soğuk çayı ve mango-ananas aromalı soğuk çay ile buluşturduk. Bu sene de yeşil çaylı, papatyalı, mango aromalı soğuk çay ve adaçaylı, armut aromalı soğuk çay ile pazarda var olmayan aromaları sunarak, yeniliklere imza attık. Gelecek yıllarda da, yeni ve farklı lezzetler ile buzlu çay severleri şaşırtmaya devam edeceğiz.

Dünya soğuk çay sektörü içinde Türkiye’nin bulunduğu durumu değerlendirir misiniz? Ülkemiz; üretim ve tüketim açısından diğer ülkelere göre nasıl bir konumda bulunuyor?

Türkiye, kişi bazında sıcak çay tüketiminin en yüksek olduğu ülkelerden biri… Bu gerçekten yola çıkarak; Türk tüketicilerin buzlu çay gibi farklılaşmış formatlarda kendilerine sunulan kategorilere, kolaylıkla adapte olduğunu söyleyebiliriz. Son yıllarda pazardaki oyuncuların tüketicileriyle buluşturdukları birçok yeni aroma ve paket seçeneği de, pazarı tüketiciler için daha cazip ve çekici hale getiriyor. Bununla birlikte, sayısı gittikçe artan soğuk çay markalarının arasında tüketici gözünde farklılaşmak; kategorinin tüketim alışkanlıklarını ve motivasyonlarını çok iyi anlayıp, her gün daha yaratıcı bir şekilde tüketicilere seslenmekten geçiyor.

Markamız, ürün reçeteleri ile rakiplerinden ayrılıyor

Ürünümüz tatlandırıcı içermeden %35 daha az enerjili bir formüle sahip. Üstelik koruyucu ve renklendirici de içermiyor. Bu sayede 2016 yılında tüketicilerin seçtiği “Yılın Seçilmiş Ürünü” ödülünü inovasyon dalında kazandık.

Markanızdan ve sektörde bulunduğu konumdan bahsedebilir misiniz? Nestea diğer soğuk çay markalarından hangi özellikleriyle ayrılıyor?

Güçlü bir marka mirasına sahip olan Nestea, soğuk çay kategorisinin en eski ve köklü markalarından birisi. Türkiye’de de Nestlé uzmanlığıyla 20 yılı aşkın süredir tüketicilerin beğenisine sunuluyor. Gerçek çay özü ve meyve aromalarının karışımıyla damak tadına uygun olarak hazırlanan Nestea “serinlik iddası”nı sürdürüyor. Markamız özellikle ürün reçeteleri ile rakiplerinden ayrılıyor. Ürünümüz tatlandırıcı içermeden %35 daha az enerjili* bir formüle sahip. Üstelik koruyucu ve renklendirici de içermiyor. Bu sayede 2016 yılında tüketicilerin seçtiği “Yılın Seçilmiş Ürünü**” ödülünü inovasyon dalında kazandık.

*Eski formülümüze kıyasla

**Nielsen tarafından, 18-55 yaş arasında 4155 tüketici ile Ocak-Şubat 2016 tarihlerinde yaptığı yenilikçi ürünler anketi sonucunda içecek kategorisinde seçilmiştir. www.yilinurunu. com.tr

Ürün gamınızda neler var? Ürün gamınıza eklemeyi düşündüğünüz yeni ürünler olacak mı? Tüketicilere ne gibi yenilikler sunmayı planlıyorsunuz?

Nestea şeftali ve limon olmak üzere iki farklı lezzet ile tüketicilere sunuluyor. Ürünümüzü yeni tüketicilerimize denetmek amacıyla tasarladığımız 250 ml’lik yeni deneme boy ürünümüzü de bu yıl tüketicilerle buluşturduk. Tüm ürünlerimiz 250 ml 330 ml ve 1 lt boylarında mevcut. Böylece farklı boylarda tüketicilerimizin hem ev hem de ev dışı kullanımları için farklı alternatifler sunmuş olabiliyoruz. Tüketicilerin değişen tercihlerini ve tüketim trendlerini yakından takip ediyor, planlarımızı buna göre gerçekleştiriyoruz.

Dünya soğuk çay sektörü içinde Türkiye’nin bulunduğu durumu değerlendirir misiniz? Ülkemiz; üretim ve tüketim açısından diğer ülkelere göre nasıl bir konumda bulunuyor?

Soğuk çay pazarı Neilsen Eylül 2016 rakamlarının da gösterdiği üzere, %19’luk bir büyüme ile FMCG sektöründe en hızlı büyüyen kategorilerden biri. Türkiye, buzlu çay tüketiminin en fazla arttığı ülkeler arasında yer alıyor. Bu büyümeyi sağlayan en önemli unsurların arasında sağlıklı beslenme trendinin yükselmesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının yaygınlaşması, farklı aromalar sunulması ve tabii ki genç nüfus oranı.

Tüketicilerimize sürekli yeni ürünler sunmaya devam edeceğiz

Doğadan’ın 40 yıllık sürdürülebilir başarısının ardında yatan en önemli etkenlerden biri; inovasyon. Bu alandaki stratejimizi geliştirirken her ne kadar dünyadaki trendleri takip ediyor olsak da Doğadan için asıl inovasyon tüketicinin zihninde başlıyor.

Markanızdan ve sektörde bulunduğu konumdan kısaca bahsedebilir misiniz? Markanız diğer çay markalarından hangi özellikleriyle ayrılıyor?

Doğadan, tam 40 yıldır Doğadan gelen bitkilerin iyiliğini en sağlıklı, en doğal, en kaliteli şekilde tüketicileriyle buluşturuyor. Rakamlarla ifade edilebilen birçok kriter sayabiliriz ancak Doğadan’ı farklı kılan DNA’sında doğallık barındıran ve iyilik vaat eden bir marka olması. Diğer yandan rakamlara dönecek olursak Doğadan, Türkiye’de hem bitki meyve kategorisinin kurucusu hem de pazarın açık ara lider markası konumunda. Bugün Türkiye’de bitki ve meyve çayı denince akla gelen ilk marka da Doğadan. Bitki meyve kategorisinin yanı sıra ürünlerimiz arasında siyah çay, demlenmiş soğuk çay, bitki şekeri ve meyve püresi de bulunmaktadır.

Ürün gamınızda neler var? Ürün gamınıza eklemeyi düşündüğünüz yeni ürünler olacak mı? Tüketicilere ne gibi yenilikler sunmayı planlıyorsunuz?

Doğadan olarak bitki ve meyve çayları, siyah çay, bitki şekeri, demlenmiş soğuk çay ve meyve püresi olarak 5 ana kategoride tüketicilerimize ulaşıyoruz. Bitki ve meyve çaylarında 50 den fazla ürünümüz bulunuyor. Beyaz çaydan yeşil çaya, fonksiyonel çaylardan vücudun direncine destek olan bitki ve meyve çaylarına birçok seçeneği tüketicilerimizin beğenisine sunuyoruz. Siyah çay kategorisinde ise Uluslararası Üstün Lezzet Ödülü’ne sahip Gizli Bahçe, Altın Yaprak, Geleneksel Karadeniz ve Altın Filiz ile dökme, demlik poşet ve bardak poşet formlarında tüketicilerimizle buluşuyoruz. Tüketicilerimize sürekli yeni ürünler sunmaya devam edeceğiz. Doğadan’ın 40 yıllık sürdürülebilir başarısının ardında yatan en önemli etkenlerden biri; inovasyon. Bu alandaki stratejimizi geliştirirken her ne kadar dünyadaki trendleri takip ediyor olsak ve akademik destek aldığımız AR&GE yapımız ile yeni ve özgün formüller geliştirsek de Doğadan için asıl inovasyon tüketicinin zihninde başlıyor.

Doğadan Demlenmiş Soğuk Çay’ın ciddi fanatikleri var

Soğuk çay son yıllarda hayatımıza dahil oldu. Kısa sürede çok sevildi ve yemeklerin yanında da tercih edilmeye başlandı. Siz marka olarak soğuk çay pazarına ne zaman girdiniz? Şu an soğuk çay satışlarınız ne durumda? Bahsedebilir misiniz?

Aslında daha önce de bahsettiğimiz üzere bu kategoride de inovasyon ve tüketicisinin görüşü Doğadan’ın ürün yapısını etkiledi. Türkiye’de ilk kez demleme bitki çayı ile pazara soğuk çay sunduk, bu nedenle de diyebiliriz ki; Doğadan olarak biz soğuk çay pazarının farklı bir yönünde bulunuyoruz. Soğuk çay pazarını düşündüğümüzde yine tüketicilerimizden görüşler aldık, lezzet ve form açısından zihinlerindekini öğrendiğimizde klasik bir soğuk çay değil “demlenmiş soğuk çay”ı tüketicilerimiz ile buluşturduk. Böylece yeni bir kategori yarattık. Doğal bitki meyveler, Doğadan uzmanlığıyla gerçek bir demleme sürecinden geçip hazırlanarak soğutuluyor. Tamamen içeriğindeki bitki ve meyvelerden gelen rengi ve lezzetiyle gerçek bir demleme sürecinden geçerek şişelenen ürünler herhangi bir renklendirici, koruyucu ve katkı maddesi içermiyor. Demlenmiş soğuk çay kategorisinde 5 farklı ürünümüz bulunuyor. Doğadan Demlenmiş Soğuk Çay’ın ciddi fanatikleri var. Bu genişlemeye ve büyümeye müsait yapıda olan bu pazarla biz de yeni ürünlerimizi buluşturmayı planlıyoruz.

Gelecek projeleriniz ve planlarınız hakkında bilgi alabilir miyiz? Yakın dönemde yurt dışına açılma planınız bulunuyor mu? Bu doğrultudaki iletişim stratejilerinizi paylaşabilir misiniz?

İhracat 2016 için operasyonel anlamda öncelik verdiğimiz bir konu oldu ve bu yıl ihracat yapımızı yeniden kurduk. Doğadan’ın cirosunun %10’a yakın bir kısmı ihracat gelirlerinden oluşuyor. Avrupa, Kafkasya, Orta Asya, Ortadoğu ülkeleriyle birlikte Amerika ve Japonya’nın da aralarında bulunduğu 30’dan fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Doğadan ürünlerinin bulunurluğunu yakın coğrafya başta olmak üzere dünya genelinde yaygınlaştırmayı hedefliyoruz.

Türk çayının tanıtılması için yurt dışındaki yarışmalara katılıyoruz

Türk çayı şu anda dünyada nasıl bir imaja sahip? Türk çayının markalaşması yönünde atılan ve atılması gereken adımları anlatır mısınız?

Türkiye çay üretiminde dünyada 5’inci, tüketiminde ise ilk sırada yer alıyor. Buna rağmen Türk çayının henüz hak ettiği yerde olmadığını düşünüyoruz. Türk çayının hak ettiği noktaya gelebilmesi için tüm sektör oyuncularının da bir arada çalışması gerektiğine inanıyoruz ve bu nedenle de; hedefini Türk çayını dünyaya taşımak olarak belirleyen Türk Çay-Der’in kurucu üyesiyiz. Bu hedef uzun vadeli ve temelleri sağlam atılması gereken, aşamalı bir planlama sürecini gerektiriyor. Her bir dernek üyesi de bu hedefe ulaşmak için sistematik bir çalışma düzeniyle emek gösteriyor. Doğadan olarak biz Türk çayının tanıtılması için yurt dışında düzenlenen yarışmalara katılıyoruz. Siyah çaylarımız ile Uluslararası Kalite ve Tat Enstitüsü (iTQi- International Taste & Quality Institute) tarafından verilen Superior Taste Awards’da (Üstün Lezzet Ödülü) iki altın yıldız almaya layık görüldük.

Çay sektörümüzün gururu doğal çayımız

Çay ağaçlarını gençleştirerek hammadde kalitesini artırmak, dünyanın öz aroması yüksek en doğal çayını üretmek hedefleniyor. Çünkü dünyada üretici ülkeler içinde çay sektörümüz, zararlılara karşı ilaç kullanılmayan en önemli örneği teşkil etmektedir.

Yıllar boyunca çay hakkında sayısız hikayeler anlatıldı. Törenlerde kutlama aracı oldu. İnsanoğlu ona duygusallık kattı ve sunumunu seremonilerle yaptı. Sağlıklarına olumlu katkı sağladığına inandı, öylesine önem verdi ki üzerinden savaşlar çıktı. Bir efsaneye göre çay 5000 yıl önce Çin imparatoru Shen Nung tarafından keşfedilmiştir. Diğer bir efsaneye göre ise Hindistan da Budha’nın ilahi buluşudur. Hangi efsane doğru olursa olsun çay, bugün dünyadaki en popüler ikinci içecek.

Biz çayın adını duyduğumuzda siyah ya da yeşil sıcak içeceği algılıyoruz. Oysa çay denildiği zaman ilaç sanayinden kozmetik sanayine, gıda sanayinden temizlik sanayine kadar yaklaşık 3000 kalem mamul malın hammaddesi anlaşılır.

Dünya çay sektörünün, 2024 yılında, 21 milyar dolarlık bir piyasa değerine ulaşması bekleniyor. Böylesine büyük bir ciro, sektörü her geçen gün daha da önemli hale getirmiştir.

Son yıllarda, artan stoklar yüzünden çay şirketleri dünyanın çeşitli bölgelerinde geleneksel harmanlama yaparak, çeşitlerini artırmak, tüketici kitlesini çayı daha çok tüketmesi yönünde cesaretlendirmek amacıyla çalışmalar yapmaktadır. Yeni tatlar, yeni dokular ve cezbedici paketleme teknikleri kullanılırken, çok sayıda büyük çaplı ve mahalli tanıtıcı fuarlar, festivaller ve tanıtım gösterileri düzenlenmektedir. 15 Aralık tarihinin “dünya çay günü’’ olarak ilan edilmesindeki temel amaç da ticaridir.

Bugün çay tüketicileri nezdinde oluşan endişelerden biri, hava kirliliğinin çay bahçeleri üzerindeki etkilerinin neler olduğu yönündedir. Ne yazık ki, Çin çayında, arsenik ve alüminyum izleri bulunmuştur. 2013 yılından itibaren yapılan bir araştırma kapsamında bakkal raflarından kapalı ambalajlar içinde 30 farklı çay numunesi alınmış ve ağır metaller için test edilmiştir. Numunelerde % 73 oranında kurşun ve kabul edilen oran üzerinde (% 20) alüminyum çıkmıştır. Hava kirliliği olan diğer ülkelerde yapılan araştırmalardan da benzer sonuçlar alınmıştır.

Diğer bir tehlike ise satış rakamlarını artırmak için yapılan yeni harmanlama şekilleri ve kullanılan aroma çeşitlerinin doğal olup olmadığı ile ilgilidir. Uluslararası sermaye şirketlerinin kar endişesi yüzünden yeni damak tadı oluşturarak, müşteri kitlesini genişletmek ve tüketimi artırmak isteği beraberinde doğal olmayan sağlıksız aromaların kullanımını da getirmiştir. Bu karışımlar çayı doğallığından uzaklaştırmakta ve sağlığımıza olan yararını yok etmektedir.

Türk çayının masum olduğu bu alanlar, Türk çay tüketicisinin şansını oluşturmaktadır. Kış boyunca kar altında kalan çay ağaçlarımız zararlılardan arındığı gibi, hava kirliliğinin olmadığı çay bölgemizde, dünyanın pestisit oranı en düşük çayı üretilmektedir. Şimdi gururla ifade edebiliriz ki, Türk çay sanayicisi ham madde kalitesini yükselten teknolojileri kullanarak, çayın kendi aroması dışında katkı maddesi kullanmadan, tüketiciye en kaliteli doğal çayı üretmekte ısrarcı davranıyor.

Çay sektörümüzün kamu ağırlıklı büyümesi ve hala kamunun istikrar unsuru olarak sektörde hakim bulunması bu sonucun teminatını oluşturmuştur. Sektörümüz çay ağaçlarından toplanan yaş çay yapraklarını aynı doğallıkta işlemekte ve aromasına müdahale edebilecek hiçbir katkı maddesi kullanmamaktadır. 2016 yılı itibarı ile sektörün cirosu 1 milyar dolara yaklaşırken, özel sektörün piyasa payı da %50’ye ulaşmıştır. Kamu sektörünün kullandığı teknolojiyi kullanan özel sektör aynı kalitedeki doğal çayı üretebilmektedir.

Dünya çay pazarındaki değişimleri yakinen takip eden çay sektörümüz geleceğe yönelik, çay ağaçlarının yenilenmesi ve çay bahçelerinin birleştirilmesi yönünde çalışmalar yapmaktadır. Çay ağaçlarını gençleştirerek hammadde kalitesini artırmak, öz aroması yüksek dünyanın en doğal çayını üretmek hedefleniyor. Çünkü dünyada üretici ülkeler içinde çay sektörümüz, zararlılara karşı ilaç kullanılmayan en önemli örneği teşkil etmektedir. Greenpeace 2012 ve 2014 yıllarında Çin’de ve Hindistan’da yaptığı araştırmalarda, Çin ve Hindistan çaylarında yasadışı ve listelenmemiş pestisit kalıntıları bulmuştur. Alınan bu sonuçların tehlikeli boyutta olduğu ilan edildi.

Ülkemiz en çok çay tüketenler listesinin başında iken aynı zamanda, doğal olmayan aromaların karışımı ile farklı tatlar kazandırılan sağlıksız kaçak çayların da tehdidi altındadır. Bir başka tehdit de, Greenpeace’ın uzak doğu çaylarında pestisit değerlerinin yüksek olduğu yönündeki araştırmalarının sonuçlarıdır. Son yıllarda süpermarketlerimizin raflarında boy gösteren uzak doğu çayları, bu yönleri göz önünde bulundurularak tüketilmelidir.

Nitekim açlık gidermeyen, karın doyurmayan çay ağacının yaprakları yüzyıllar boyunca, cilt enfeksiyonlarının tedavisinde, uyku iyileştirilmesinde ve öksürük yatıştırılmasında tedavi aracı olarak kullanıldı. 1923 yılında Avustralyalı kimyager, Arthur Penfoldub’un, çay ağacı yağının antiseptik etkinliğinin, yaygın olarak kullanılan fenik asitten veya fenol asitten 12 kat güçlü olduğunu açıklaması çayı, değeri kat be kat artan bir ürün yaptı.

Hiç kuşkusuz kalp krizini engelleyen, kanserle savaşan, beyin tümörü riskini azaltan, sindirimi kolaylaştıran ve ağrı kesici olarak kullandığımız sihirli içeceği insanoğlu, baş tacı yapmaya ve törenlerde araç olarak kullanmaya bundan sora da devam edecektir.

Çay sektöründeki sorunlar nasıl çözülecek?

Sektörde haksız rekabetin önüne geçilmeli

Türkiye çay sektörünün önündeki en temel sorunların başında, çay bahçelerinin yaşlı olması gelmektedir. Çay üretim alanlarında yaşlanan ve ekonomik ömrünü tamamlayan bahçelerin yenilenmesi, çay tarımında sürdürülebilirlik için şarttır. Türkiye’de üretim maliyetlerinin yüksekliği, çay sektörü ihracatının artmasının önündeki en büyük engeldir.

Çayda en önemli maliyet kalemini oluşturan yaş çayda dünya fiyatlarının üzerinde alım yapmak durumunda kalan özel sektör şirketleri, yüksek ürün fiyatları nedeniyle dış pazarlarda rekabet edememektedir.

Çay sektöründeki bir diğer sorun, “kaçak çay” adı verilen yabancı menşeli çay tüketimidir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri ile Doğu Akdeniz’deki sınır illerinde yoğun olarak tüketilen yabancı menşeli çayların yüzde 90’ı vergisiz ve gayri resmi yollardan, kaçak olarak yurda girmektedir.

Bugün 30 bin tonlara ulaştığı tahmin edilen, devletin vergi kaybına ve sektörde haksız rekabete yol açan kaçak çay girişinin önlenmesi için denetimlerin sıklaştırılması ve daha etkin hale getirilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte Türk Gıda Kodeksi standartlarına uymayan kuru çay üretimi ve satışına yönelik denetimler de artırılarak, sektörde haksız rekabetin önüne geçilmelidir.

Dahilde işleme rejimi kapsamında ihraç edilmesi kaydıyla gümrüksüz olarak ithal edilen çayların, yurt içinde satışının yasak olmasına rağmen, bu şekilde ithal edilen çayların satışa sunulduğu da bilinmektedir. Bu konunun da titizlikle takibinin yapılması ve söz konusu satışların engellenmesi doğru olacaktır.

Yeni çaylık alanlar oluşturulmalı

Toprak ve bitkiye bağlı sorunlar; miras yoluyla küçülen çay tarım alanları, kimyasal gübre ve bu gübrenin bilinçsiz şekilde kullanımı nedeniyle toprağın yapısının bozulması, çay bahçelerine yeterli bakım yapılmaması.

Çözüm; kimyasal gübrenin terk edilerek, yerine organik veya yarı organik gübreye geçilmelidir.

Hasat ve taşıma sırasında yaşanan olumsuzluklar; ürünün geç hasat yapılması, çayın bahçeden fabrikaya kadar yanlış taşınmasından dolayı ürünün zarar görmesi,

Çözüm; üretici bu konuda iyi eğitilmeli ve kalitesiz kötü yaprak asla alınmamalı.

Budama programının etkisi; budama programı artık çay bitkisine bir fayda sağlamamaktadır.

Çözüm; çayda gençleştirme ve yenileme çalışmalarının devreye sokulması gerekmektedir.

Maliyetlerin yüksekliği; yurtdışında üretim maliyetleri bize göre çok daha düşüktür. Bu durum piyasadaki fiyat rekabetinde dezavantaj olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çözüm; çayımıza, diğer çay üreten ülkelerde olduğu gibi %50 dolaylarında destekleme sağlanması, sektöre rekabet gücü kazandırması bakımından önemlidir.

Pazarlama, reklam ve tanıtım eksikliği; çay sektörü, tanıtım ve pazarlamayı yeterince verimli kullanmamaktadır.

Çözüm; çay sektöründe pazarlama ve tanıtıma önem verilmelidir. Çay sektörünü iyi bilen tanıtım ve pazarlama uzmanları yetiştirilmelidir.

Yeni çaylık alanlarının oluşturulması gerekliliği; Çay tüketimi hızla arttığı sürece üretilen kuru çayın ülkemiz tüketimini karşılamayacağını öngörüyoruz.

Çözüm; yeni çaylık alanlar oluşturulmalıdır.

Çay fidanlarının çoğaltılması üzerinde çalışıyoruz

Çaykur, çay yapraklarını en verimli şekilde işlemek, üretim faaliyetlerinden doğan yan ürünleri değerlendirmek, yardımcı maddeler üretmek için çalışma ve araştırmalarına kesintisiz olarak devam ediyor. Yaşlanan çaylıkları yenileme projesi doğrultusunda araştırma enstitüsünde doku kültürü laboratuvarı ve gen havuzu oluşturan Çaykur, sağlıklı ve kaliteli çay fidanlarının çoğaltılması üzerinde çalışıyor. Türkiye’deki çay tarımımıza önemli katkılar sağlayacak gen havuzu projesiyle, büyük çay yetiştiricisi ülkelerin ıslah ettiği çay çeşitlerinden performansı ve uyum kabiliyeti iyi olanları çoğaltarak, siyah, yeşil, oolong, beyaz çaylar için farklı çay çeşitleri kullanımını arttırma çalışmalarını sürdürüyor. Kısaca Çaykur, topraklarımızdaki çay tarımını geliştirmek, regülasyonları oluşturmak, çayımızı ve kültürümüzü dünyaya tanıtmak için bilfiil devletle birlikte çalışan, öncü kuruluş görevini üstleniyor.

Sürdürülebilir Çay Tarımı Projesi’ni başlattık

Ülkemizde 200 bini aşkın kişinin doğrudan geçim kaynağı olan çay, iklim değişikliğinin yanı sıra, tarımsal ilaçların ve gübrelerin bilinçsiz kullanımı, yanlış budama teknikleri gibi nedenlerle de tehdit altında. Bu sebeplerle Lipton olarak 2010 yılında Sürdürülebilir Çay Tarımı Projesi’ni başlattık. Proje kapsamında, sürdürülebilirlik sertifikasyon sürecinin ilk aşamasında Rizeli çiftçilere, ihtiyaçları doğrultusunda, entegre atık yönetimi, gübreleme teknikleri, toprak yönetimi ve koruma, entegre üretim yönetimi, ekosistemi koruma gibi konularda çeşitli eğitimler vererek sektördeki temel sorunlara çözüm oluyoruz. Bugüne kadar tarım uygulamaları hakkında 18 bini aşkın üreticimizi eğittik. Teorik eğitimler alan çiftçiler daha sonra uygulamalı eğitimlere de tabi tutuluyor. Genel olarak eğitimlerin içeriğini ekonomik, sosyal ve çevresel olarak üç ana başlıkta değerlendirebiliriz. Doğru kayıt tutma, atık yönetimi, doğru çay tarımı uygulamaları gibi ekonomik; mesleki sağlık ve güvenlik, eşit haklar sağlanması gibi sosyal ve doğal hayatı koruma ve erozyondan korunma gibi çevresel konularda eğitimler vererek, çiftçileri sürdürülebilir çay tarımı konusunda bilinçlendiriyoruz.

‘Her Dem Toprak İçin’ projesini hayata geçirdik

Yapılan araştırmalar ve çay üreticisini birebirde dinlediğimizde yapılan aktarımlar, Rize’de çay bahçelerinde toprağın giderek asitleştiğini, çay bitkisinin uygun yetişme koşullarının dışına çıkmaya başladığını ortaya koyuyor. Topraktaki asitliğin artmasıyla beraber toprağın fiziksel ve organik yapısında değişimler meydana geliyor. Toprağın su tutma kapasitesi düşüyor, havalanması azalıyor, toprağın geçirgenliği giderek azalıyor. Bu da çay tarımının sürdürülebilirliğini, çayın kalite ve verimini tehdit ediyor. Bu konuda tüm paydaşlar nezdinde farkındalık yaratmak; üreticiden başlayarak, bölgede çay tarımının içinde olan, etki sahibi kim varsa, tüm kesimlere bu alandaki bilimsel gerçekleri ve alınabilecek tedbirleri aktarmak gerekiyor. İşte bu bakış açısıyla Doğu Karadeniz’de çayın bugün de, gelecekte de bölge insanlarına katkısının devamı için TEMA ile güçlerimizi birleştirdik ve ‘Her Dem Toprak İçin’ projesini hayata geçirdik. Mart ayında hayata geçirdiğimiz projeyle üreticilerin ve üreticiyi etkileyen tüm kesimlerin toprakla ilgili farkındalığını artırmayı, topraklarında yaşanan sıkıntının çözüm yollarını görmelerini sağlamayı hedefledik.

Poşet çay üretimi gıda güvence sistemine uygundur

Bitki meyve kategorisinde çözüm bulunması gereken öncelikli konu, açıkta satılan bitki meyve çayları. Toplanma ve depolanma koşullarının standardize edilmemesinin yanı sıra uygun oranlarda bir araya getirilmeden tüketilen bitki meyve çayları ne yazık ki faydadan çok zarar getirebiliyor. Bu iki önemli gündem maddesi toplum sağlığı açısından değerlendirilmesi gereken konular.

Bu yüzden poşet çayın önemi yadsınamaz. Poşet çay üretiminde, depolama koşulları gıda kalite güvence sistemlerine uygundur. Ham madde üretime geçmeden önce birçok analizden geçirilir ve özel olarak formüle edilir. Doğadan kalitesinde ise her bitkinin özelliğine göre ham madde farklı miktarlarda poşetlenerek ürünlerin istenilen lezzette ve etkide olması sağlanır. Burada önemli olan sağlıklı bir tüketim alışkanlığına sahip olmamız için toplum bilincini geliştirmemizdir.

Siyah çay konusunda ise sektörün gelişmesini destekleyecek her türlü düzenlemenin sektöre yarar sağlayacağını düşünüyoruz. Çay Emtia Borsası’nın kurulmasına yönelik düzenlemelerin, hem dökme çay satıcılarına hem de alıcılara daha saydam ve güvenli bir ticaret ortamı yaratması bakımından çok yararlı olacağını söyleyebiliriz.

Böyle bir borsanın, ürettiği kuru çayı dökme olarak satmak isteyen gerçek ve tüzel kişilerle, bunları satın alan ve harmanlayıp pazara sunanlar arasında ürün güvenliği ve kalite artışını temin eden bir rol üstlenmesi sektörde herkesin yararına olacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir