Basın toplantılarının anlam ve önemine dair!

Geri

Dr. Fatma Kamiloğlu

Basın toplantıları yoğun iş gündemimiz arasında katıldığımız önemli (!) etkinliklerden (mi?) Marka tarafını, PR’cıları ve medya mensuplarını bir araya getiren basın toplantıları, içerik zayıflığı, organizasyon eksikliği, hazırlıksızlık, yaratıcılık yoksunluğu ve yetersiz bilgi paylaşımı yüzünden anlamını yitiriyor. Çay ve kahve eşliğinde altın gününü aratmayan basın toplantıları bu haliyle adeta zaman kaybına dönüşüyor.

Medya sektöründe çalışanlar bilir ki zaman herkes için değerlidir ama bizim için daha bir değerlidir. Dergimizi zamanında baskıya yetiştirme ve vaktinde raflarda bulma telaşı, hiç bitmeyen tatlı bir telaştır. Bu telaş içerisinde vaktimizin bir kısmını da basın toplantıları meşgul eder. Akademisyenliğim süresi boyunca pek haşır neşir olmadığım basın toplantıları ile iki yıla yakındır yazı işlerini yürüttüğüm Brand Age dergisi sayesinde epey bir haşır neşir olduğumu düşünürsek basın toplantıları ile ilgili hem PR tarafının hem de marka tarafının dikkat etmesi gereken noktaların olduğunu yazma zamanı gelmiş demektir.

Telefon tacizi bitmeli

Öncelikle artık PR’cıların mail yoluyla ilettikleri daveti telefonla ve özellikle cep telefonundan ulaşarak tekrar hatırlatmasına gerek yok. Bizim de bir ajandamız var elbet. Bu yüzden basın toplantılarının içeriğinin ve konusunun haber değeri taşımasına bakılıyor. Medya mensupları, sınırlı imkanlarla maksimum verimi alacağı toplantılara katılmaya çalışıyor. İnanın siz telefonla aradınız diye bir basın toplantısına katılma kararı verilmiyor. Karar tamamen, iş akış sürecine, ekibin planlamasına ve toplantının içeriğine göre veriliyor.

Hazırlıksız olmayın, ben mükemmelim demeyin!

Önemli sorunlardan biri de şirketlerin basın toplantısına hazırlıksız gelmesi. Sözcüler hazırlıksız olduğu için istenen sonuçlar alınamıyor ve bunun faturası gelen gazetecilere kesiliyor. Basın toplantısında verilen malzemeler eksik ve yetersiz. Gerekli malzemeler genellikle basın toplantısı çıkışında veriliyor ki toplantı sırasında gazeteci bunları okuyarak kendine sorular çıkaramasın. Ayrıca soru-cevap bölümünde sorulan sorulara kaçamak cevaplar değil gerçekçi cevaplar verilmeli. Yani markaların basın toplantısına her yönüyle hazırlıklı olması gerekir. Sırf yapmış olmak için bir basın toplantısı yapmak yerine basın bülteni geçmek daha mantıklı olur. Örneğin son zamanlarda katıldığım Henkel Diadermine “Kadınlar ve Gençler Güçlensin, Destek Sensin” projesi ve Sabancı Holding’in yıllık değerlendirme basın toplantısı, soru-cevap bölümü bakımından yetersizdi. Diadermine basın toplantısında ve basın bülteninde proje ile ilgili hiçbir detay verilmedi ve soru-cevap kısmı da yapılmadı. Sabancı Holding basın toplantısında ise sorulan soruların bir kısmı geçiştirildi bir kısmı da cevaplanmadı. Madem yapacağınız basın toplantısında soru-cevap olmayacak, o halde az önce yazdığım gibi basın bülteni yollayın. Ne siz yorulun ne de biz…

Basın toplantıları tüm basına yönelik değil seçilmiş basına yönelik yapılan bir etkinlik haline dönüştü. Markalar adeta bilgi vermek için değil ne kadar mükemmel olduklarını anlatmak için ve de basın toplantısı değil de adeta tanıtım toplantısı organize ediyor. Markalar da haliyle kendilerine dokunmayacak gazetecileri çağırıyor. Dostlar iyi günde görsün hesabı…

Gezdirip eğlendirmek haber değeri taşımaz

Markaların büyük lansmanlarının basın toplantılarının, içerikle uygun olmayan abartı şehir dışı hatta ülke dışı gezilere dönüşmesini anlamlandıramıyorum. Gazetecinin asıl mesleği haber yapmak. Basın lansmanı içeriği gezmeyi gerektiriyorsa sorun yok. Ama etkinliğin abartısı içeriğin önüne geçiyorsa orada ciddi sıkıntı var demektir. Ayrıca bu pahalı lansmanlara hangi gazetecinin çağırılıp hangisinin çağırılmayacağına nasıl karar veriliyor? Gazeteci oradan oraya gezip eğlenirken onu gezdiren ve eğlendiren markaya karşı güzel haber yapma zorunluluğu hissetmemeli. Bu tarz büyük lansmanlarda markalar da ‘’gazetecileri gezdirdim’’ diye onlardan olumlu haber beklememeli. Bu şartlarda seçilmiş gazeteciler öğrenmek için değil de yaranmak için; seçilmemiş gazeteciler ise eleştirmek için soru soruyorlar. Markalar, bilmeden ya da bilerek gazeteciler arasında öteki ayrımı yaratıyor.

Reklamcılar siz biraz uzak durun

Bazı gazeteciler toplantılara asıl amaç olarak haber yapmak için değil reklam alabilmek için geliyor. Genellikle gazeteciler basın toplantılarına gelseler de gelmeseler de özellikle büyük gazetelerin reklamcıları toplantılara geliyor ve açıkça reklam istiyor. Basın toplantılarına ilk katıldığım dönemlerde büyük medya organlarının reklamcılarının 3er 5er toplantılarda olduğunu görünce epey şaşırmıştım. Bu hoş olmayan durumdan markaların da rahatsız olduğu aşikar. Fakat medyayı bu duruma getiren de markalar değil mi?

Biraz yaratıcılık lütfen

Basın toplantılarında hiçbir yaratıcılığın olmadığı, ezbere aynı akışların uygulandığı, bilginin tam net verilmediği ve yapmış olmak için yapıldığına dair birkaç örnek vermek istiyorum. Avon, 2 Şubat’ta Pera64’te Mark isimli yeni ürününün lansmanını bir basın toplantısı ile yaptı. Dar bir alanda, ürüne dair ne gibi bir yeniliğin olduğunun anlatılamadığı, provasız zayıf kürsü konuşmaları, olmayan dijital görüntüler ve anlamlandırmadığımız bir tual boyama ile zayıf bir basın lansmanı ile karşılaştık. Avon gibi bir marka yeni bir ürün lansmanı yapıyorsa, basın lansmanından önce biz basın mensuplarını heyecanlandırmalı elbette. Hazırlıksız, aceleye getirilmiş basın toplantılarına katılan basın mensupları da ‘’paketimi alıp gideyim’’ havasına giriyor ne yazık ki. Örneğin Gliss’in 8 Şubat’ta Sofa Otel’de düzenlediği Gökçe Bahadır’lı basın toplantısı ayrı bir inceleme alanı. Ünlü bir yüzü kullanan marka, bu yüzü toplantıda, sadece 10 dakika ve yine hazırlıksız konuşturarak sizce üzerimizde nasıl bir heyecan yaratmış olabilir? Hiçbir şovun, hiçbir özel etkinliğin, hiçbir sürprizin ya da ürüne dair hiçbir özel bilginin olmadığı bir basın toplantısına, işimizi gücümüzü bırakıp gitmemizin amacı iki kurabiye yemek olmasa gerek.

Bir sohbet etseydik bari!

Basın toplantısı organize eden markanın ve PR’cının, gelen her basın mensubu ile ilgilenmesi ve bir hoş geldin demesi gerekmez mi? Gelen basın mensubunun büyük ya da küçük medyadan demeksizin sıcak, samimi ve hoş sohbet havasında karşılanması ve marka temsilcilerinin gelen medya mensupları ile tanışıp ilgilenmesi olması gereken hal değil mi? En son Vodafone’un Çırağan’da düzenlediği “Altın Kulüp” basın toplantısında, toplantı öncesi, sırası ve sonrası hiçbir Vodafone yetkilisini yanımızda göremedik. Vodafone markasından gelenler misafir gibi basın toplantısına katılırken, biz basın mensupları ev sahibiydik adeta.

Yazık oluyor Aydın Doğan Genç İletişimciler Yarışması’na!

Bu ay üzülerek katıldığım bir etkinlik de 28. Aydın Doğan Genç İletişimciler Yarışması oldu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğrenci iken, hem saha araştırmasını yaptığımız hem de haberini yazdığımız çalışmada ödül alan ekipten biri olarak bu yarışmanın iletişim öğrencilerinin gözünde ne denli itibarlı bir yarışma olduğunu bilirim. Akademisyenliğim süresince de pek çok proje ile öğrencilerim bu yarışmaya başvurmuştur. İletişim alanında parmakla gösterilen bir yarışmanın ödül töreni ise tam bir hayal kırıklığı idi. Bu yıl 21 Şubat’ta Kadir Has Üniversitesi’nde düzenlenen ödül töreni, 28 yıldır devam eden böyle etkin ve köklü bir yarışmaya yakışmayacak amatörlükte idi. Öncelikle park sorunu ile başlayan gece, küçücük bir salonda hiçbir özel sahne şovu olmadan, atlı koşturur hızında, kötü sahne düzeni, kötü ses sistemi, kötü ışık ve kötü ikramla son buldu. Limonata, şerbet, helva ve bulgur pilavının dağıtıldığı kokteyl sünnet törenlerinden daha sönüktü. Birçok hoca ve öğrenci ödül töreni için şehir dışından gelip saatlerce bekleyip geceyi aç ve yorgun tamamladı. Bu etkinlik iletişim sektörü gibi yaratıcılığın ve şovun ön planda olduğu bir sektör için yakışık almadı. Umarım bundan sonra bu değerli ödül töreni, hakkına yakışır şekilde organize edilir. Ayrıca ödül alan gençlere verilen para hediyesi gerçekten komik bulunur nitelikteydi. Örneğin birincilere 1000 TL, ikincilere 200 TL ve üçüncü olan gençlere 150 TL’lik para hediyesi vardı. Gerçekten komedi gibi değil mi?! Sonuç olarak hem markalardan hem de PR ajanslarından, daha dikkat çekici, daha yaratıcı, daha bilgi odaklı ve soruların cesurca cevaplandığı basın toplantıları yapmalarını talep ediyorum. Yapan markalar var elbette ama genel olarak böyle devam ederse basın toplantıları beş çayı eşliğinde leziz kurabiyelerle altın gününe dönecek. Not: Bu mevzuyu önümüzdeki ay PR’cılara da sormak istiyorum. Ayrıca örnek verdiğim markaları özellikle seçmedim sadece son dönem katıldığım basın toplantılarını baz aldım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir