Başarının Marka Hali: Gülsüm Azeri

Geri

Dr. Fatma Kamiloğlu

Gülsüm Azeri, Türkiye’nin en güçlü iş kadınlarından biri. 30 yılı aşkın süredir, bir çok yeniliğe ve başarıya imza attığı sanayi hayatı boyunca, kimya sektöründe, cam ev eşyası sektöründe, düz cam sektöründe ve enerji sektöründe, Türkiye’de pek çok ilke ve inovatif yatırıma imza atarak uluslararası başarılara ulaştı. Kadın sezgilerinin kendisini iş hayatında başarıya taşımada destek olduğu aşikar. Beni en çok etkileyen sözlerinden biri; “İş hayatım boyunca 15’e yakın fabrika kurdum ve yatırım yaptım. İnovasyon ve teknolojiyi baz alarak hiçbir fabrikayı bir öncekinin benzeri olarak kurmadım. Her yeni fabrikaya bir yenilik kattım,” cümlesi olmuştur. Disipline verdiği önem, çalışkanlığı, takım kurma ve yönetme becerisi, konsantrasyon kabiliyeti, yenilikleri hızla takip etmesi, sektöre hakimiyeti, aile bağlarına verdiği değer ile O, örnek bir Anadolu ve Cumhuriyet kadını. Onun başarı algısında cinsiyetçiliğe yer yok. Ama o, Türkiye’de kadının istihdamını artırmasında ve kadınların iş dünyasında daha etkin olmasında elinden gelen desteği veriyor. Ona göre iyi yönetici olmanın yolu iyi bir lider olmadan geçiyor. O iyi bir yönetici olduğu kadar iyi bir lider ve Türkiye’nin gözbebeği başarılı iş kadınlarından biri. Dünya Kadınlar Günü’ne özel hazırladığımız bu sayıda, Türkiye’nin parlayan kadın yüzü Gülsüm Azeri ile başarının kadın halini konuştuk.

Bize biraz Gülsüm Azeri’nin çocukluğundan ve gençliğinden bahseder misiniz? Hayatınızın ilk döneminde geleceğe dair hayalleriniz nelerdi? Sizi Türkiye ekonomisine yön veren önemli bir sanayici olarak tanıdık, kariyerinizde bu hayalleriniz gerçekleşti mi?

Sakarya’nın Hendek ilçesinde doğdum. İlkokulu tamamladıktan sonra, İstanbul’a geldim. 11 yaşındayken, kız çocuklarının gittiği Avusturya Lisesi Sankt Georg’u ikinci olarak kazandım ve yatılı olarak ortaöğrenimime başladım. Avusturya Lisesi’nde tamamladığım beş yıldan sonra – iki yıl Almanca hazırlık ve üç yıl ortaokul eğitimi ünlü Robert Koleji’nin giriş sınavına girdim ve lise eğitimimi burada tamamladım. Böylece küçük yaşlardan itibaren aldığım yoğun Türk eğitiminin üstüne iki farklı kültürün ve eğitim tarzının tecrübesini yaşadım. Daha sonra, karar verdim, mühendis olmak istedim ve Boğaziçi Üniversitesi’nde dört yıl kimya mühendisliğinde iddialı bir öğrenci olarak keyifle mühendislik eğitimi aldım.

Lisans düzeyinde aldığım sağlam mühendislik eğitiminden sonra, Boğaziçi Üniversitesi’nin endüstri mühendisliği yüksek lisans programına girmenin ilginç olacağına karar verdim. Çünkü endüstri mühendisliği bütün dünyada gelişen, ilginç ve öne çıkan bir mühendislik dalıydı. Yüksek lisansı bitirdikten sonra, akademik kariyer yapmak isteyip istemediğimi düşündüm. Ancak özel sektörde çalışmaya karar verdim. İş hayatını doğrudan tecrübe etmenin daha heyecan verici olduğunu düşünüyor- dum. Dışadönük bir kişiyim ve dünyayı daha fazla tanımak istiyordum. Türk iş dünyasındaki kariyerim işte böyle başladı.

Kariyerimde yaptığım işleri bir üst noktaya getirmek için hep iddialı projeleri gündeme getirdim. İlginç ve zorlu projeleri başarılı kılan ekibin bir parçası oldum önceleri, kısa bir zaman sonra da başına geçtim. Şirketi büyütecek veya yönetiminde olduğum işin karlılığını ve büyümesini farklı bir boyuta taşıyacak iddialı projelerden bahsediyorum.

Örneğin genç bir mühendis olarak kariyerimin ilk aşamasında kendimi teknik müdür olarak Mersin’de Rus teknolojisi temelli bir kimyasal madde fabrikası kurarken buldum. Burada yatırım döneminde teknik müdürdüm. Ardından, fabrikanın inşaatı tamamlandı. O günkü amirim, hiç pazarlama eğitimi almamış olmama rağmen “Pazarlama bölümünü yönetmek ister misin?” diye sordu.

Düşünmek için bir gecelik süre istedim. Ertesi gün, Genel Müdürüme gidip “Tamam, yapacağım,” dedim. Kabul etmiştim çünkü bu teknik bir üründü. Ürünle ilgili tüm ayrıntıları, teknik özelliklerini biliyordum. Ayrıca üretim sonrası teknik süreçlerde nasıl kullanılacağını da biliyordum. Ancak en önemlisi, tam kapasiteyle üretilecek ürünleri 5 kıtada satmamız gerekiyordu. Dünya devleriyle rekabet edebilmek için bir yılın 200 gününü seyahatlerde geçirdiğim oldu, ama başardık.

İlerleyen yıllarda da dünya devi Solvay’e gidip Bulgaristan’da büyük bir soda külü üreticisi olan SODI’yı almayı teklif ettim. Bu Şişecam’ın yurt dışındaki ilk işiydi. Bu iddialı proje Şişecam Kimya Bölümünü bir Avrupa Oyuncusu haline getirdi. Daha sonraları da başarılı bir kadroyla birlikte Paşabahçe’yi zarardan kara geçirerek, alanında dünyanın 2. büyük cam ev eşyası şir- keti haline getirdik. Zor olanı başarmak ve bir sonraki zorlu göreve hazırlanmak beni motive ediyor. Bu motivasyonu da birlikte çalıştığım ekiplere aktarabilen bir liderlik tarzım var.

Aileniz sizi eğitim ve iş hayatında nasıl yönlendirdi? Onlardan edindiğiniz sizi en çok etkileyen öğütler nelerdi?
Babam Hendek’te üniversiteyi bitirmiş ilk kişiydi. Annem ise yalnızca ilkokulu bitir- mesine rağmen, tanıdığım en zeki kadındı. Dedem büyük bir düşünürmüş, annem de ondan almış temel eğitimini. Fakat o günlerin şartlarında, eğitimini istediği şekilde devam ettirememiş. Ailesinde de tüm çocuklarının en iyi eğitimi almasını istedi. Ailemizin eğitim açısından tutkuları büyüktü, tüm çocuklarını yatılı okula göndermeyi bile bu uğurda göze aldılar. İlkokulu tamamladıktan sonra, İstanbul’a geldim. Ailem yabancı dil öğrenmemi istediği için yabancı okulların sınavlarına girdim. Şimdi düşünüyorum da, o yıllarda çocuklarını bir kasaba ortamında uluslararası bir rekabete hazırlayan bir vizyon ile büyüttüler. Anne ve babamın bana öğüdü şu oldu: “Ulaşabileceğin en iyi eğitimi almalısın, kendine güvenmeli ve hayatını bu özgüven üzerine kurmalısın.”

İş hayatında Gülsüm Azeri’yi Gülsüm Azeri yapanlar nelerdir? Çalışma felsefesi, prensipler vb.
İş hayatı hep ciddi ve zaman zaman oldukça sert. Bu zorlukları yönetme tarzımda; öncelikle konsantrasyon, sorun çözmede analitik yaklaşım, şartların ve çevrenin doğru algılanması ve zorlukları aşmak için doğru komünikasyondan oluşuyor. Bu tarzı hem kendim uyguluyor, hem de birlikte çalıştığım ekip arkadaşlarımın uygulamasında büyük fayda görüyorum.

Yöneticilik önemli konuları ve önceliklerin tümünü görebilen bir vizyon gerektiriyor, ancak yaşanılan sorunun önemine bağlı olarak liderin de kollarını sıvayarak, ne kadar zor olursa olsun operasyonları bizzat yönetmesi gerekiyor. Düsturum, hem iş arkadaşlarıma hem de kendime karşı, cesur ve şe af yaklaşıma sahip olmak. Hayatımda hiç hede ediğim şeyi yapamayacağım gibi bir duyguya kapılmadım. Kariyerimin ilk yıllarında bile dünya devleriyle rekabet etmekten hiç çekinmedim. Yeni ürünler için fabrikalar kurarken, yeni pazarlara girerken, yurt dışında büyük ortaklıklar gerçekleştirirken; hep Türkiye için önemli atılımlar yaptığımı düşündüm. Bugün enerji sektöründe olmamın bir nedeni de konunun Türkiye ekonomisindeki önemidir. Ayrıca iletişim, ağ oluşturma, yaşadıklarımdan sonuç çıkarma ve cesaret ile birlikte sabır gibi özellikler kariyer yolculuğu boyunca bana yol göstermiştir.

Bu klasik bir soru olacak ama iş dünyasına atıldığınız günden bu yana Türkiye’de kadın yönetici olmak konusunda neler söylemek istersiniz?
Kadın bir yönetici olarak iş ortamında spesifik hiçbir zorlanma ile karşılaşmadım, tam aksine her zaman saygı ve takdir gördüm. Bundan dolayı Türk iş camiasına müteşekkirim. İş dünyasının yöneticilerden talepleri zorlu ve çoktur; başarı ise benim tecrübelerime göre kadın veya erkek olmakla hiç alakalı değildir.

Düzenli yaptığınız bir spor var mı?
Geçmişte profesyonel olarak voleybol oynadım; spor hala hayatımın önemli bir parçası. Kışın haftada 2-3 kez spor salonuna gitmeye özen gösteriyorum. Spor salonuna ek olarak açık hava yürüyüşleri yapmayı da seviyorum. Yaz aylarında da sıkça ve uzun mesafe yüzüyorum.

İş hayatının stresinden uzaklaşmak için neler yaparsınız? Hobi gibi…
Ailemle, dostlarımla, özellikle Avusturya Lisesi ve ACG (American College for Girls) dönemin- den beri beraber olduğum arkadaşlarım ile birlikte olmak, onlardan uzak kalmamak benim için çok önemli. Bu ilişkiler uzun mesailer yap- tığım ve çok dolu olduğum için, ancak gereken önemi ve önceliği verirsem sürdürülebiliyor. Hafta sonlarım hep ailemle ve dostlarımla dolu.

Bununla birlikte dünyadaki çeşitli kültürleri ve yaşam tarzlarını iş hayatımdaki uluslara- rası çalışmalar nedeniyle yoğun bir şekilde yaşadım. Bunu yılda 2-3 seçilmiş ve planlan- mış kültür seyahatiyle hobi olarak da devam ettiriyorum.

Müzikle aranız nasıl?
Müzik önemli bir hobimdir. Küçük yaşlarda piyano dersleri aldım ve büyük abim de beni klasik Türk müziği konserlerine götürürdü. Dolayısıyla klasik batı müziği ve Türk müziğiyle çok küçük yaşlarda tanıştım ve çok sevdim. Sesimi kullanmayı öğrendim. Eşim de çok zengin bir koleksiyona sahip, böylelikle evde hep farklı müzikler dinleriz.

Çocuklarınızı yetiştirirken nelere öncelik verdiniz? Sizce Gülsüm Azeri nasıl bir anne?
Aile faktörü, hem yetiştirilişim itibariyle, hem de çocukluğumdan beri aldığım Türk aile eğitiminin etkisiyle benim için fevkalade önemlidir. ‘Öncelikleri doğru koyma’ olgusu da benim için büyük önem taşır. İnsan bunu tecrübesiyle ve iş hayatının da katkısıyla oluşturuyor. Aileyle ilgili konularda da tam bir iş kadını yaklaşımıyla öncelikleri doğru oturtmayı prensip edindim. Önceliği ve önemi yüksek konular olduğunda gözümü kırpmadan tüm programları iptal eder ve ailemin yanında olurum. Bunu da aileme hep hissettirdim; o nedenle de çocuklarım kendilerini hep güvende hissettiler. Bence konu denge kurmaktan ziyade, öncellikleri doğru oturtmak ve zamanı doğru kullanmak.

Çocuklarıma çok düşkün bir anneyim. Çalışan bir anne olarak, onlarla beraber olduğum zamanı en iyi şekilde değerlendirmek yönünde gayet dikkatli davranıyorum. Çocuklarımı da benim yetiştirildiğim gibi iddialı okullarda, bir o kadar da insan sevgisi yüksek kişiler olarak yetiştirdim. İkisi de çok başarılı ve aynı zaman- da ailelerine karşı mesuliyetlerini çok bilinçli bir şekilde ve sevgiyle götürüyorlar. Şimdi merak ediyorum; onlar kendi çocuklarını nasıl yetiştirecekler, bunu ilgiyle takip ediyorum. İki oğlumuzdan sonra ailemize bir kız torun geldi. Bu mutluluğu yaşayabildiğimiz için de çok şanslı olduğumuzu düşünüyoruz.

PO’dan bahsedersek, marka olarak nasıl bir konumlandırma yaptınız? Müşteri hizmetlerinde ve vaatlerinde neler ön plana çıkıyor?
Petrol Ofisi kuşkusuz Türkiye’nin en köklü markalarından biri. Petrol ofisi bugüne kadar sadece şehir hayatında değil, Anadolu’nun merkeze en uzak noktalarında da hayatın, sanayinin, tarımın, üretimin devam etmesi için yatırım yapmış, halen bu yatırımlarına aralıksız devam eden bir marka. Biz Türkiye genelinde hayatın ne kadar içindeysek, müşterilerimizi de kendi iş ve hizmetlerimizin o kadar odağına koyma kararı içinde yol aldık. 2016’da adımızın yanına “Kolaylıklar Dileriz” mottomuzu ekleyerek müşterilerinin hayatlarını kolaylaştıracak yeni ürün ve hizmetler sunmaya odaklandığımız bir dönem başlattık. Bu hizmetlerin başında “ÖDEGEÇ” geliyor. Petrol Ofisi, akaryakıt ödemelerinin araçtan inmeden kredi kartıyla yapılabilmesi- ni sağlayan ilk marka. Ayrıca Migros’la devam eden iş birliğimizle de şimdiye kadar istasyon işletmeciliğinde yapılmamış bir ilke imza attık. Türkiye genelinde 100 istasyonumuzda marketlerimiz Migrosjet olarak hizmet veriyor. Yani Petrol Ofisi müşterileri Migros kalitesini ve Migrosjet’in uygun fiyatlarını 7/24 istasyonlarımızda bulabiliyor.

Gülsüm Azeri’den gençlere altın değerinde öğütler

Çalışma coşkusu iş hayatı için çok önemlidir. Ben 30 yıldır yöneticiyim, hiç yorulmadım. İnsanın kapasitesinin çok yüksek olduğunu bilin ve iş hayatında yorulma kavramını sözlüğünüzden çıkarın. Zaten gerçekten konsantre olduğunuzda böyle bir zaman hesaplaşmasına gerek duymuyorsunuz. Çalışma coşkusu aynı zamanda, severek coşkuyla başarıya odaklanmış bir yaklaşım, demektir.

Yaptığınız işi sevin, severek yapmaya gayret edin; çünkü severek yapılan iş ve bunun yarattığı coşku, uğraştığınız konu ile ilgili ilk başarılı sonuçta çok büyük etki yapacaktır. Başarı, çalışma coşkusunu; çalışma coşkusu ise başarıyı arttıracaktır.

İş hayatında da öğrenmeye devam edin

Hangi ülkenin hangi şehrinde hangi işi yapıyor olursanız olun, bulunduğunuz ülkenin, bölge- nin ve genelde dünyanın yaşamakta olduğu önemli ekonomik ve politik gündemi takip edin. Bu genel farkındalık, hem yapmakta ol- duğunuz işi, hem de bu işin geleceğine yönelik görüşlerinizi etkileyebilir. Bu analize, sektörde rakiplerinizin neler yapmakta olduğunu da eklediğinizde, daha tutarlı stratejiler düşün- meye başlayabilirsiniz. İşte bunun adı vizyoner bakış açısıdır!

Operasyonel sorumlulukların hem kariyerinizin hem de sizin gelişiminizde önemli rolü vardır. Operasyonel görevlerden kastım; üretim ve tüm bağlantılı fonksiyonları, satış ve pazarlama, tedarik zinciri ve tüm önemli halkaları gibi, hede eri yakalamak zorunda olduğunuz tüm pozisyonlardır.

Bu işler zaman zaman stres yaratacaktır. İş stresinden çok şey öğrenilir; korkmayın, yıl- mayın, nasıl yöneteceğinize, nasıl üstesinden geleceğinize bakın.

İşinizdeki öncelikleri doğru irdeleyin ve gerektiği yerde önem arz eden konuları hızla detayda çözmeye çalışın. Her zaman ‘çözüm üreten’ olun. Yer alabildiğiniz kadar çok projede görev almak için istekli olun. Projelerin size sonuç odaklılık, ekip çalışması gibi önemli öğretimleri olur; bir o kadar da performansınız- la farkınızı gösterme fırsatı verir.

Güçlü yönlerinizi tanıyın ve bunlardan istifade edin

Başarılı olmak için güçlü yönlerinizi daha belirgin bir biçimde öne çıkaracak şekilde yete- neklerinizden istifade edin. Bunun için önce kendinizi iyi tanımanız lazım. Karakter ve kişilik özelliklerinizi göz önünde bulundurmanız çok önemli, ancak günümüz iş hayatında bir o kadar da doğru iletişim ve ikna gücü büyük önem taşıyor. Bir proje geliştirdiğinizde ne kadar mükemmel tasarlanmış olursa olsun, mutlaka karşı tarafın düşüncelerini, tecrübelerini, gündemi ve ortamı da hesaba katarak ilerleyin. Projenizi kusursuz bir şekilde tasarlamanız yet- mez. Onu hayata geçirecek desteği alabilmeniz için, yöneticinizi ve çalışma arkadaşlarınızı ikna edebiliyor olmanız çok önemlidir.

Çağın getirdiği en büyük nimetlerden biri olan mobiliteyi de kullanarak bir dünya insanı olmak için çaba gösterin. Benim Şişecam’da çalıştığım dönemlerde, yeni ürünlere yeni pazarlar ararken yılda 200 günümü seyahatte geçirdiğim zamanlar oldu. İşin gerekliliklerini yerine getirebilmek için 5 kıtada pek çok ülkeye seyahat ettim. Kariye- rinizde başarılı olmak için; sık iş seyahatlerini, sürekli farklı yerlerde görüşme, toplantı yapma gereksinimini hiç tereddütsüz yerine getirin. Ayrıca uluslararası bir görev alma fırsatını yaka- larsanız, bunu değerlendirmeye ve kendinize yeni fırsatlar yaratmaya bakın.

Gönül ağacı projesi üreten kadınlara ilham oluyor

Benim de çok beğendiğim ve ödüllü Gönül Ağacı Projesi’nden bahseder misiniz? Fikir nasıl ortaya çıktı ve neler yapıldı?
Gönül Ağacı projemizle Türkiye’de gelir seviyesi düşük kadınları desteklemek ve geliştirmek için kadınların el sanatları konusundaki yeteneklerine dizayn ve işlevsellik katarak nasıl katma değer sağlayacaklarını öğreten bir model geliştirdik. ‘Gönül Ağacı’ sayesinde yetenekli kadınların ürettiği el işlerini, ilgi çeken ve kullanışlı birer ürün haline getirirken, onlara yıllardır yaptıkları el işlerini nasıl farklılaştırabileceklerini ve nasıl değerlendirebileceklerini gösteriliyor. Bu ağacın her bir dalı üzerinde, Türkiye coğrafyasının farklı bölgelerinden 270 kadın var. Gönül Ağacı kapsamında yer alan 6 temel kategoriye ait toplam 135 ürün profesyonel bir tasarımcı danışmanlığında tasarlanıp üretiliyor. 2014 Nisan ayından bu yana seçili 101 Petrol Ofisi istasyonunda yer alan Gönül Ağacı ürünlerinden 24 binin üzerinde satış gerçekleştirildi. Gönül Ağacı’nın yarattığı farkındalık, projenin başarısını uluslararası boyuta da taşıdı. ’Gönül Ağacı’, Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği (IPRA) tarafından her yıl düzenlenen ve dünyanın en prestijli Halkla İlişkiler Ödülleri olan Altın Küre Ödülleri’nde Toplum İlişkileri kategorisindeki Altın Küre Ödülü’ne ve 13. Stevie Uluslararası İş Ödülleri’nde (IBA) “Avrupa’da Yılın Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projesi” kategorisinde Altın Stevie® Ödülü’ne layık görüldü. Bayilerimiz, tedarikçilerimiz ve başta Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV) olmak üzere iş birliği içinde bulunduğumuz saygın kurumların da desteğiyle Gönül Ağacı’nın daha fazla insana fayda sağlamasını hedefliyoruz.

 

Kadını iş hayatında güçlendiren projelerde onun imzası var

Dünyaya bakıldığında biz kadın yönetici istihdamı konusunda ne durumdayız? Bu konudaki destek ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

2016’da TÜSİAD işbirliği ile McKinsey & Company “Women Matter” adında bir araştıma yaptı. Bu araştırmaya göre, Türkiye kadınların işgücüne katılımında %33 ile OECD ülkeleri arasında en düşük seviyede. Ülkemiz kadınların iş gücüne katılımını destekleyecek güçlü politikalarla, GSYİH’sini %20 artırma potansiyeline sahip. Şirketlerde kadın temsil oranının artması ve kadınların lider pozisyonlara yükselmesi şirket performans ve kültürünü geliştirir. Türkiye’de kadınların şirketlerde farklı kademelerdeki temsil oranına baktığımızda ise giriş seviyesinde %42 olan bu oranın Genel Müdür seviyesine çıkıldığında %15’e düştüğü görülmektedir.

Ben de bu nedenle ağırlıklı olarak kadınların iş hayatında yükselmeleri konusunda çalışıyorum. Sürdürülebilirlik yaklaşımımız çerçevesinde Boğaziçi Üniversitesi işbirliği ile başlattığımız “WomEngineers” projesiyle teknik alanlarda eğitim gören kız öğrencilere destek oluyoruz. Bu öğrencilere OMV Petrol O si’nin ve Türkiye’deki diğer önemli rmaların üretim tesislerini gezdiriyor ve şirketimizde farklı departmanlarda staj yapma imkânı tanıyoruz. Ayrıca farklı sektörlerde görev yapan kadın CEO’lar ile bir araya gelerek kariyer üzerine sohbet edebilecekleri ortamlar yaratıyoruz. Hede miz kızlarımızın aldıkları teknik eğitimi iş hayatlarında operasyona katılarak sürdürmelerini teşvik etmek ve bu alandaki başarılı kızlarımıza yol açmak. Eğitim ve kadın işgücünün ekonomiye kazandırılması konularına büyük önem veriyoruz. Bu kapsamda kadın yönetim kurulu üyelerinin oluşturduğu tek global organizasyon  olan WomenCorporateDirectors, kısaca WCD, Türkiye Başkanlığını da üstlenmiş bulunuyorum.

WCD, 6 kıtada toplam 71 platformda, 7000 yönetim kurulunda hizmet veren 3,500’den fazla üyesiyle, liderlik ve network kurma alanlarında etkili bir aracı görevi görüyor. WCD’nin Türkiye Platformu’nu da Mayıs 2013’te kurduk. WCD Türkiye Platformu, çoğunluğu CEO olmak üzere, bölüm başkanlığı ve direktörlük pozisyonları gibi kurumlarının en üst yönetimlerinde hizmet veren kadın yöneticilerden oluşan güçlü bir ağ. Bu güçlü kadınlarla birlikte Türkiye’deki şirketlerin yönetim kurullarındaki kadın üye oranının, gelişmiş ülkelerdeki seviyeye gelmesini hede iyoruz.

Ülkemizdeki halka açık şirketlerin gerek yönetim kadroları ve gerekse yönetim kurulları incelendiğinde, kadınların şirket yönetimlerinde hak ettikleri ölçüde temsil edilmediği görülmektedir. Borsa İstanbul nezdindeki değişik pazarlarda işlem gören toplam 369 şirketin yönetim kurullarındaki ortalama kadın üye oranı ise %12’dir. Pek çok konuda bize örnek teşkil eden Avrupa Birliği’ne üye diğer ülke uygulamaları incelendiğinde, bazı ülkelerin düzenlemelerle, zorunlu kadın yönetim kurulu üyesi kotaları getirdiği ve zorunlu kota düzenlemesi olmayan diğer ülkelerde de bu konuda yoğun çalışmalar yapıldığı görülmektedir.

Fransa, İtalya, Belçika, Norveç, Almanya gibi birçok ülkede bu konuda düzenlemeler yapılmış ve kısa bir geçiş döneminden sonra bu düzenlemelere uyum zorunlu hale getirilmiştir. Ülkemizde ise Sermaye Piyasası Kurulu, 03.01.2014 tarihinde yayınladığı Kurumsal Yönetim İlkeleri Tebliği’nde; halka açık şirketlerin, yönetim kurullarında kadın üye oranı için %25’ten az olmamak kaydıyla bir hedef oran belirlemelerini ve bu hede ere ulaşmak için politika oluşturmalarını tavsiye etmiştir. WCD Türkiye platformu olarak, yönetim kurullarında en az %25 kadın üye olmasının tavsiye değil de, diğer birçok gelişmiş ülkedekine benzer bir “zorunluluk” haline getirilmesi için ilgili tüm devlet kurumları ve sivil toplum örgütleri ile görüşülerek yol alınması gerektiğini düşünüyor ve çalışmalarımızı bu doğrultuda yürütüyoruz. G20’nin çalışma gruplarından C-20 (Civil Society) ve W-20 (Women) ile yürüttüğümüz görüşmeler sonucunda da kadın yönetim kurulu üyesi oranlarında kota zorunluluğu getirilmesi konusunu da gündeme getirdik. Özellikle W-20 bildirgesinde şu maddenin yer almasında büyük rol oynadık: “G20 üyelerinin, anonim şirketlerin yönetim kurulları için ulusal düzeyde cinsiyet hede eri belirlemeleri gerekmektedir. İki yıllık bir hoşgörü süresinin ardından, daha az düzeyde temsil edilen cinsiyet için %25’ten daha az olmayan bir yıllık hedef belirlenmeli veya söz konusu ülkedeki ulusal cinsiyet temsilinin pariteye ulaşana kadar en az %25 oranında iyileştirilmesi sağlanmalıdır.” Ülkemizde yönetim kurullarında kadın üye bulundurulması için böyle bir kota uygulaması olursa, buna bağlı olarak üst yönetimde görev yapacak kadın sayısında da bir artış görülecek ve bu uygulama kadınların iş hayatında yükselebilmeleri için de faydalı olacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir