Ar-Ge ve inovasyonda ne durumdayız?

Geri

DR. Cebrail Taşkın

Dünyada en çok Ar-Ge harcaması yapan 15 ülkenin ortalama Ar-Ge harcamaları %3’tür. Dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde yer alan Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ve Fransa 2020 Ar- Ge yatırımları hedeflerini %3 olarak belirlemiştir. Finlandiya’nın ve Japonya’nın hedefi 2020 yılı için %4 iken, Çin %2,5 hedefini koymuştur. Av­rupa Birliği 2020 yılı için %3 ortalama Ar-Ge yatı­rım hedefi belirlemiştir.

Ar-Ge yatırımlarının dünya üzerindeki dağılımına baktığımızda; Amerika, Avrupa ve Japonya ekseninde tüm Ar-Ge yatırımlarının %85’nin yapıldığını gö­rüyoruz.

Avrupa Birliği Ar-Ge yatırım skorbordu raporuna göre, Ar-Ge yatırımı yapan şirketlerin %35’i ABD şirketleri, %28’ü Avrupa Birliği şirket­leri, %22’u Japon şirketleri ve %15’u ise diğer ülke şirketleridir. En çok Ar-Ge yatırımı yapan 18 şirket ABD’den, 15 şirket AB’den ve 13 şirket Japonya’dan gelmektedir.

Ar-Ge’nin en yoğun yapıldığı sektörler sırasıyla; ‘İlaç-biyoteknoloji’, ‘teknoloji, donanım ve ekipman’, ‘otomobil’, ‘ya­zılım ve bilgisayar hizmetleri’, ‘elektrik ve elektro­nik ekipmanları’ ve ‘kimya’ sektörleridir. İlaç, ICT ve otomobil, dünya çapında Ar-Ge yatırımlarının yarısından fazlasının oluşturmaktadır.

Dünyadaki gelişmelere paralel olarak Türkiye’de Ar-Ge yatırımları hız kazanmaktadır. Türkiye Ar-Ge harcamaları 2015 yılında %17 artarak 20 milyar 615 milyon TL olarak gerçekleşmiştir (en güncel TUİK rakamları). Ar-Ge harcamalarının Gayri Safi Yurtiçi Hası­la (GSYH) içindeki payı 2015 yılında %1,06’ya ulaşmıştır. Türkiye’de Ar-Ge harcamalarının %50’si özel sektörde, %40’ı yüksek öğretim kurumlarında, %10’u ise kamu sektöründe ger­çekleşmektedir. Ar-Ge harcamalarının finansma­nına detaylı baktığımızda, Ar-Ge harcamalarının %50’si özel sektör tarafından finanse edilirken, %28 ile kamu, %18 yükseköğretim kurumları, %3 ile yurtiçi diğer kaynaklar ve %1 ise yurtdışı kaynaklar tarafından finanse edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti 2023 yılına kadar yıllık %3 Ar-Ge harcamaları hedefi belir­lemiştir. 2023 yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girme hedefi koyan Türkiye’nin, bu hedefe ulaşılabilmesi için Ar-Ge yatırımlarını artırması gerekecektir.

Son yıllarda Ar-Ge’ye ayrılan kaynakların artırıldığı görülmektedir. Bu artışa rağmen Ar-Ge harcamalarının GSYİH içeri­sindeki oranı (%1,06) henüz arzu edilen noktaya ulaşamamıştır. GSYARGEH/GSYİH oranının en yüksek olduğu ilk 15 ülkeye baktığımızda, orta­lama Ar-Ge harcamalarının %3’lerde olduğunu görmekteyiz.

Dünyadaki gelişmiş ülkelerin Ar-Ge harcamaları dikkatlice incelendiğinde, bu harcamaların 2/3’ünün özel sektör tarafından gerçekleştirildiği görülmektedir. Türkiye’nin Ar-Ge yoğunluğu oranının %3’e ulaşabilmesi için, özel sektörün Ar-Ge harcamalarını önemli bir miktarda artırması gerekecektir.

Ulusal Bilim, Teknoloji ve Yenilik Stratejisi raporunda özel sektörün etkinliğinin artırılması ve özel sektörün Ar-Ge harcamalarında lokomotif olması amacı belirtilmektedir.
Ülkemizde Ar-Ge’ye verilen önemin her geçen gün arttığı çok açık bir şekilde görül­mektedir. Ar-Ge’nin sadece Devletin desteği ile yapılamayacağı, Özel Sektörün de gereken kaynakları ayırması gerektiği, özel sektörümüz tarafından anlaşılmış durumdadır.

Her geçen gün sayısı artan Özel Sektör Ar-Ge Merkezi sayı­sı, bugün 400’e ulaşmıştır. Bu sayının artışında, Ar-Ge Merkezi olmak için gerekli olan Ar-Ge per­sonel sayısının 50’den önce 30’a daha sonra da 15’e düşürülmesinin önemli bir katkısı olduğu söylenebilir. Ülkemizde 125.000 Ar-Ge personeli istihdam edilmekte ve yaklaşık yıllık 20 milyar TL Ar-Ge harcaması yapılmaktadır.

Başbakanlığımızın son açıkladığı ekonomide dönüşüm programı 9 öncelikli planı kapsamak­tadır, bunlardan ‘Öncelikli Teknoloji Alanlarında Ticarileştirme’ ve ‘Kamu Alımları Yoluyla Tekno­loji Geliştirme ve Yerli Üretim’ başlıkları altında önemli hedefler ve planlar oluşturulmuştur.

Öncelikli Teknoloji Alanlarında Ticarileş­tirme’ planı ile Prototip geliştirme süreçlerini destekleniyor, Araştırma merkezleri özel sektöre açılıyor, Girişimcileri desteklemek için bir fon kuruluyor, Yenilikçi girişimciler için kredi garanti merkezleri kuruluyor, Enerji, sağlık, havacılık ve uzay başta olmak üzere kümelenme çalışmaları destekleniyor.

‘Kamu Alımları Yoluyla Teknoloji Geliş­tirme ve Yerli Üretim’ planı ile Kamu ihale kanununda değişiklik yapılıyor, Yerli tedarik modelleri geliştiriliyor, Yerli firmaların kamu ihalelerinden daha fazla pay almasını sağlanı­yor, Yüksek teknoloji sektörlerinde uluslararası alanda markalaşma süreci destekleniyor, Kamu tedarik sistemi yoluyla Ar-Ge harcamalarının arttırılması sağlanıyor.

Bu planlar dahilinde öncelikli sektörlerdeki markalarımızın arttırılması hedeflenmektedir. İmalat sanayii üretim ve ihracatında öncelikli sektörlerin payı arttırılacak. Nitelikli araştırmacı yetiştirilecek ve özel sektörde istihdam edile­cek. Araştırma merkezi, kuluçka, hızlandırıcı, teknoloji ve yenilik merkezleri artırılıp, yenilikçi girişimciliğin geliştirilmesine ve teknoloji trans­fer ara yüzlerinin artırılmasına imkân tanınması hedeflenmektedir.

İnovasyon, özellikle gelişmekte olan eko­nomilerin büyümesi için önemli bir bileşendir. Avrupa inovasyon skorborduna baktığımızda; İsviçre, Danimarka, Finlandiya, Almanya, Hollan­da ve İsveç gibi ülkeler inovasyon liderleri olarak en üst sıralarda yer almaktadır.

Türkiye’nin İnovasyon performansı ise 2008-2014 arasında yavaş ama istikrarlı bir şekilde gelişirken, 2015 yılında ciddi bir artış gerçekleştirmiştir. Türki­ye’nin performansı, 2008’de %38 ve 2014’te %39 iken ve 2015’te %51’e çıkmış ve orta yenilikçi statüsüne dönüşmüştür.

1980’li yılarda Türkiye’nin gerisinde olan Güney Kore; Samsung, LG, Hyundai, Kia markaları ve yüksek teknolojiye dayalı ihracatı sayesinde ekonomisini büyütmeyi başardı. Bugün Kore ihracatının yüzde 30’unu yüksek teknoloji ürünlerinden sağlıyor. Türkiye’nin ihracatı içinde ileri teknolojili ürünlerin payı ise yüzde 4 civarındadır. 2016 yılında 104 milyon ton ihracat yapan Türkiye’nin ihracatının kg fiyatı 1,37 Dolar’dır. 2023 yılı ihracat hedefine ulaşmak için ihracatımızın kg fiyatını 3 Dolar’a çıkarmamız gerekecek.

Türkiye’nin orta gelir tuzağından kurtularak 500 milyar dolarlık ih­racata ulaşması ancak yüksek katma değerli ürünler geliştirmekle mümkün olacaktır. Yüksek teknolojide söz sahibi olmak, uzun soluklu bir iş, ama başarılamayacak bir hedef değildir, tek yapmamız gereken buna uygun bir strateji ve ekosistemi oluşturmaktır.

Bugün, 8 milyon nüfusu ile İsrail’in bilim, tek­noloji ve yenilikçi ürünlerdeki başarısı ortadadır. Intel, çok sayıda otomobil ve teknoloji şirketine, otonom sürüş teknolojileri sağlayan İsrailli Mobileye şirketini 15 Milyar dolara satın aldı.

Apple, yüz tanıma teknolojileri geliştiren diğer bir İsrailli RealFace şirketini satın aldı. 2 sene önce İsrail’de start up olarak kurulan Airobotics şirketi bugün 2 milyar dolar değere ulaştı. Son dönemde kurulan şirketler arasında 1 milyar do­lar değere sahip 100 şirketten 45’i İsrail’den çıktı. Bunlar tesadüf olamaz, İsrail’i detaylı incelemeli ve deneyimlerinden faydalanmalıyız.

Ülkemizin 2023 hedeflerine baktığımızda son derece önemli ve büyük hedefler belir­lendiğini görüyoruz; 2 trilyon dolar milli gelir, 25 bin dolar kişi başı milli gelir, 500 milyar dolar ihracat ve yüzde 5 işsizlik. Bu hedeflere ulaşmak üzere stratejiler ve planlar yapılmak­tadır.

Cumhuriyetimizin 10. Kalkınma Planı, 2014-2018 ekonomide dönüşüm programı; teknoloji, enerji, sağlık, tarım ve ulaşım olmak üzere 5 ana alanda hedefler içermektedir. Ekonomide dönüşüm programı ile Türkiye’de yerli ürün üreten ve Ar-Ge yapan Şirketlere çok önemli destekler sunuluyor.

Buradan ülkemizin inovasyona dayalı bir ekonomik kalkınma modeline geçiş sürecinde olduğu­nu görüyoruz. Bu süreçte; Ar-Ge faaliyetleri, teknoloji geliştirme ve ürün geliştirme süreçle­rinin çok iyi planlanması ve takip edilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu süreçlere katkı yapacağını düşündüğüm bazı görüşleri aktarmak istiyorum.

Öncelikle önümüzdeki 10 yıl için yüksek teknoloji stratejisi oluşturulmalıdır. Bu strateji doğrultusunda önümüzdeki 3, 5 ve 10 yıllık Ar-Ge planları oluşturulmalıdır. Bu stratejinin hayata geçirilmesi ve yönetilmesi için TÜBİTAK ile ortak çalışma yapacak Başbakanlığa bağlı bir koordinasyon kurulu kurulabilir.

Üniversite-endüstri iş birlikleri ve proje çağrı konuları Yüksek Teknoloji stratejisini destek­lemelidir. Proje çağrıları için 3 farklı araştırma grubunda çağrılar yapılabilir. Temel bilimler, uygulamalı bilimler ve teknoloji geliştirme kapsamında farklı boyutlarda, farklı misyonlarla projeler fonlanabilir.

Dünya’da bu 3 proje grubu için fonlama dağılımı ortalama %60 teknoloji geliştirme, %25 uygulamalı bilimler, %15’de temel bilimler şeklindedir. Benzer bir dağılım ülkemizde de uygulanabilir.
Temel bilimler grubu bünyesindeki çalışmalar üniversite ve araştırma enstitüleri tarafından gerçekleştirilir. Bu grupta yüksek teknoloji stratejisi ile uyumlu ama daha üst düzeyde konular tanımlanabilir.

Bu grupta proje çıktıları için bir ürün veya prototip beklenmez. Yeni bilgi birikimlerinin oluşması ve uygulamalı bilimler ve teknoloji geliştirme için temel oluşturması beklenir. Proje çıktıları makale, bildiri, doktora ve yüksek lisans tezleridir.

Uygulamalı bilimler grubunda, araştırma enstitüleri ile şirketler yer alır. Bu grupta temel bilimlerde edinilen bilgi birikimlerinin gerçek hayat problemleri için uyarlanması ve o prob­lemler için çözümler getirilmesi beklenir. Bu proje grubunda çıktılar, makale ve bildirilerle birlikte, endüstriyel değer taşıyan patentler şeklindedir.

Teknoloji geliştirme grubunda, temel bilimler ve uygulamalı bilimler ile elde edilen birikimleri ürün veya sürece dönüştürecek projeler yer alır. Bu proje grubunda proje çıktıları ürün, ürün prototipleri şeklindedir. Geliştirme süreçleri ile ürünleştirme süreçlerinin de bu projelerde uygulanması beklenir. Bu proje grupları için se­çilen projelerin bütünleyici olması, verimlilik ve Yüksek Teknoloji Stratejisinin gerçekleşebilmesi için çok önemlidir.

Proje seçim kriterlerinde pro­jeyi gerçekleştirecek şirketin yetkinliği ile proje amaç ve çıktılarının yüksek teknoloji stratejisi ile uyumluluğu, proje çıktılarının Türkiye’deki bilgi birikimine katkısı, dışa bağımlılığın azaltılması (ithalatın azaltılması, yerli üretime katkısı), ihraç edilebilme potansiyeli ve ürünleşme potansiyeli ölçülmelidir.

Projelerin takip edilmesi aşamasın­da şu anki sistemler, verimliliği artıracak şekilde değil daha çok kötüye kullanımı engelleyecek şekilde optimize edildiği görülmektedir. Bu da Ar-Ge yapacak kuruluşların değerli kay­naklarının önemli bir kısmını bu sistem içinde bürokratik ve prosedürel işler için harcadıkları görülmektedir.

Proje takibi için proje sahipleri ile belirlenen kilometre taşlarında ilerleme raporları incelenebilir ve devam kararı alınabilir. Proje ödemeleri de başta bir miktar olacak şe­kilde her kilometre taşında projenin başarısına göre kademeli olarak yapılabilir.

Özellikle tekno­loji geliştirme projelerinde ödemeler için proje süresine ek olarak proje sonrası ürünleştirme ve satışa destek amaçlı ek bir fon da verilebilir.

TUBİTAK, teknopark yönetimleri, organize sanayi bölgesi yönetimleri ve ilgili şirketler bir plan dahilinde düzenli bir araya gelerek Ar-Ge projelerinin ürüne dönüştürülmesi için ortak çalışma yapmalıdırlar. Bu sayede geliştirilen prototiplerin gerçek hayatta ürün ve süreçlere dönüştürülmesi hızlandırılabilir.

Üniversiteler ile araştırma odaklı, Kobiler ile de geliştirme odaklı projeler yapmalıyız. Yeni mezun olmuş doktora öğrenci sayısı ülkelerin inovasyon endeksinde önemli bir bileşendir. Doktoralı Ar-Ge çalışan sayısını artırmamız gerekiyor. Bunu sağlamak üzere Doktora öğren­cilerine burs verilmeli ve onların farklı bir yerde çalışmak zorunda kalmaları engellenmelidir. üniversite öğretim üyelerinin ders yükünün azaltılarak, maksimum sayıda araştırma ve proje yapmaları sağlanmalıdır.

Eğitim çok önemli, okul öncesi eğitimden üniversite eğitimine kadar olan tüm eğitiminin kalitesini artırmalıyız. Eğitim sistemimizi; düşü­nen, araştıran, sorgulayan, risk alan, yeni şeyler denemeye ve inovasyona açık olan, başarısız ol­maktan korkmayan, yaratıcı ve girişimci bireyler yetiştirecek şekilde yeniden planlamalıyız. Dün­yanın en kaliteli eğitim sistemini inşa etmeli ve muhafaza etmeliyiz. Üniversitelerimizin kalitesini artırmalı,

Dünyanın en iyi üniver­siteleri arasına sokmalıyız. Her yıl yapılan uluslararası endekste ilk 500’e giren üniversite­lerimizle övünmeyi bırakmalı, bu üniversitele­rimizin ilk 100’e ilk 50’ye girmelerini sağlayacak altyapıları ve ortamları oluşturmalıyız. Üniver­sitelerimiz bilim ve teknolojide Dünyanın en iyi üniversiteleri ile rekabet edecek konuma gelmele­rini sağlamalıyız.

Yüksek öğretim sistemimizi gözden geçirerek mümkünse ikinci öğretiminden vazgeçilmeliyiz. Öğretim üyesi eksik, laboratu­varları yetersiz ve ülkemizin ihtiyaç­ları çerçevesinde ihtiyaç duyulma­yan bölümleri acilen kapatılmalı, buralara alınacak öğrencileri endüst­rinin ihtiyaçları doğrultusunda ara iş gücü yetiştiren ön lisans programlarına yönlendirilmelidir.

Ürün odaklı bakış açısını tüm Ar-Ge şirketle­rinde yerleştirmeliyiz. Büyük Kurumsal Şirketler belirli periyotlarda ihtiyaçlarını Ar-Ge şirketleri ile paylaşmalıdır. Kurumsal Şirketler, yurtdışın­dan aldıkları ürünlerin Türkiye’de yapılabilmesi için Ar-Ge şirketlerine gereksinimlerini anlatma­lı, yakın ilişkide bulunmalı ve onları cesaret­lendirmelidirler.

Deneyimli Ar-Ge şirketlerine ülkemizde üretilmeyen bir ürünü üretmek üzere direk iş verilebilir. Bu şirketlere proje karşılığı Ar-Ge fonu sağlamak yerine, ihtiyaç duyulan bir ürünü yapma karşılığında bir bütçe tahsisi sağlanmalıdır.

Savunma Sanayi Müsteşarlığının, 4G (LTE) projesini; Aselsan, Argela ve Netaş’a vermesi gibi örneklerin çoğaltılması, Türkiye’de teknoloji üretmeye katkı sağlayacak önemli kilometre taşları olacaktır.
Girişim sermayesi ile fikri olan gençlere yatı­rım yapmalıyız. Amerika’da devletten şirketlere pek bir Ar-Ge teşviki yapılmaz, şirketler Ar-Ge fi­kirleri için yatırımcı bulurlar.

Bu suretle yatırımcı, şirkete sermaye sağlar ve ortak olur. Türkiye’de son dönemde sıklıkla duymaya başladığımız melek yatırımcıların sayısı artmalıdır. Para’dan para kazanma dönemi bitmiştir, parayı bankada tutmak yerine, gelecek vaat eden bir fikre, bir projeye yatırmak daha karlı bir yatırım olacaktır.

Bireylerin yanı sıra kurumsal şirketlerin de melek yatırımcı olarak projelere ve start up şirketlere destek olmasına ihtiyacımız var. Projelere sade­ce sermaye koymakla kalmamalı, iş fikrinin ya da projenin ürüne dönüşmesi evresinde her tür­lü manevi desteği ve koçluğu da sağlamalıyız.

Türkiye ekonomisi teknoloji geliştirerek büyüyebilir. Teknoloji geliştirme bölgeleri ve Ar-Ge merkezi sayımızı daha da artırmalıyız. 1980’li yıllarda Bacasız fabrika kavramı ile Ege ve Akdeniz bölgemizde başlatılan turizm hamlesi sayesinde bugün turizm ‘den yaklaşık 30 Milyar dolar gelir elde eder hale geldik.

Benzer şekilde bacasız fabrika olarak göreceğimiz Teknokent­ler, ArGe ve inovasyon merkezlerimizi çoğalt­malı, içlerini Ar-Ge yapan, ürün ve teknoloji geliştiren gençler ile doldurmalıyız.
Üniversite- Endüsrtri İş birlikleri çok önemli, daha da önem verilmeli, iş birlikleri ortak ürün geliştirecek şekilde güçlendirilmelidir.

Hükümetimiz, yerli ürün yapılması ile ilgili her türlü Ar-Ge faaliyetini destekliyor, arka arkaya yeni teşvikler açıklıyor ve ihtiyaç duyulan ser­mayeyi sağlıyor. Ülkemizi kalkındıracak, yenilikçi yüksek teknoloji ürünlerini geliştirmek üzere; kamu, üniversite, endüstri ve bireyler olarak hep birlikte iş birliği içinde olmalı, daha çok ve daha disiplinli çalışmalıyız. Hedefimiz her sektörde dünya çapında marka olacak yeni şirketler inşa etmek olmalı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir