65. Sayı : Apple’ın kaçınılmaz sonu!  

Geri

Bir marka düşünün ki, istediği zaman veya artık ihtiyaçları karşılayamaz hale gelebileceği riski ortaya çıktığı anda internet dünyasının tüm kurallarını değiştiriyor ve bütün dünya aynı saniye içerisinde ona ayak uydurabilmek için kendi kurallarını ona adapte ediyor.
Mukadderat mı dersiniz bilmem ama her masal bu cümleyle biter: Gökten üç elma düştü.  O elmanın biri anlatana, biri anlayana, biri de masaldaki hayal kahramanlarına gider. Dünyanın en değerli elması için de masal böyle bitmiş oldu.

Yıllarca gazeteciler olarak bıkmadan usanmadan attık, “Elma”nın inanılmaz hikayesini. Hele hele bu elmayı yetiştiren dahi çiftçiyi de hayata gözlerini yummasının ardından dünyanın en büyük dahilerinden biri olarak uğurladık son yolculuğuna. Haksız da değildik aslında. O bir devrimciydi. Dünyanın bugün peşinden koştuğu akıllı telefonlar ve akıllı tabletlerin mucidi olarak bir dönüm noktasına imza atmış ve peşinden koca bir sektörü sürüklemişti. Buna ayak uyduramayan bir çok teknoloji efsanesi rahmetli olmuş, fabrikalarına kilit vurmuş ya da diğer teknoloji şirketlerine satılarak hayata tutunmuştu. Ayak uyduran ve peşinden gidenler arasından ise Samsung, HTC gibi yeni teknoloji çağını temsil eden yeni efsaneler türemişti. Yani bir marka beraberinde yeni bir sektör yaratmıştı.

Apple efsanesinin mimarlarından Steve Jobs üzerine çok şey yazıldı çizildi. Fakat özellikle ölümünün ardından yazılanlar ve ortaya atılan kehanetler belki de gelecek yüzyılda bir devrimin daha kendi çocuklarını yiyeceğini gösteriyordu.

Apple efsanesinin Steve Jobs’un ölümünden sonra sona erebileceği kehanetlerini ortaya atanlar öyle sıradan insanlar değildi. Yazının girişinde anlattığımız gibi üç elmadan birinin sahibi; masalın anlatanlarıydı. Ve onlar da birer devrimciydiler. Çünkü yıllarca Apple efsanesini dünya onlardan dinledi. Senaryoyu güzelleştiren ve insanların ilgisini çekebilecek hale getirenler de onlardı. Yani anlattıkları dinlemeye fazlasıyla değerdi.

Masalın anlayanı olması gereken bizler ise, bugünlerde bu gerçekle, bir efsanenin çöküşüyle yüz yüzeyiz. Masalın kahramanları çoktan değişti. Apple masalının ana kahramanı Apple değil, bir başka teknoloji devi Google oldu.

Google BrandZ tarafından yapılan “Dünyanın En Değerli 100 Markası” araştırmasında Apple’ın koltuktan düştüğünü, yerine ise kral koltuğuna Google’ın oturduğunu ilan ediyordu.
Peki ne oldu? “Apple dünyanın en değerli ikinci markası olunca neden çökmüş olsun” diyebilirsiniz. Fakat devrimci yapısı sürdürülebilir olmayan bir teknoloji devinin, tek devrimci tarafını yani Jobs’u kaybetmiş olmasının ne anlama geldiğini halen anlayamayanlar için masalın ikinci elması da hayal olur diyelim.

İsterseniz bu meseleye Apple tarafından değil Google tarafından yaklaşalım biraz.
Daha doğrusu markanın değerinin sürdürülebilirliği konusunda biraz felsefe yapalım.

Devrimlerin Savaşı

Google, ilk ortaya çıkışından itibaren dünya için teknolojik anlamda devrimci bir üründü. Küçük bir networkten dünyanın tamamını içine alan küresel bir ağa dönüşmesi de neredeyse ışık hızıyla oldu.

1998 yılında kurulmuş bir markanın dünyanın en değerli markası haline dönüşmesi ve marka değerinin 158.8 milyar dolar, piyasa değerinin ise 372.8 milyar doları bulması için geçen 16 yıl aslında tam anlamıyla piyasa jargonu için bir ışık hızıydı.

Google’ın marka değerinin bu kadar hızlı yükselişinde ezeli rakibi Yahoo’nun yaptığı birçok stratejik hatanın yanında pazara rakip olarak çıkanların başarısız girişimlerinin de büyük payı var. Yani aslında sürekli değiştirdiği algoritmalarla dünyayı avucunun içinde tutan Google’ın yanında, rakiplerinin de bu hızlı yükselişte çok ciddi payı var.

Bir marka düşünün ki, istediği zaman veya artık ihtiyaçları karşılayamaz hale gelebileceği riski ortaya çıktığı anda internet dünyasının tüm kurallarını değiştiriyor ve bütün dünya aynı saniye içerisinde ona ayak uydurabilmek için kendi kurallarını ona adapte ediyor. İşte Google, yaşayan ve sürekli gelişen bir organizma olarak lanse edilirken kastedilen aslında buydu ve bu, değeri asla düşmeyecek ve her geçen gün biraz daha yükselecek bir şeydi.

Apple’a bir “i” daha lazım

Şimdi tekrar Apple’a dönelim.

iMac, iPod, iPhone ve iPad’ten oluşan Jobs’un 4 atlısı, ortaya çıktığı her dönemde dünyada tekonolojik devrim yaratmış ürünlerdi. Her biri tamamen bir inovasyon harikası olan ve her biri benzersiz bu ürünler, Apple markasının altını her seferinde biraz daha dolduran ve bırakın sektördeki rakiplerini peşinden sürüklemeyi, yepyeni sektörler yaratan birer ürün olarak insanoğlunun hayatına girdi. İşte Apple ve Jobs efsanesinin temeli, üzerine yüzlerce kitap yazılabilecek bir konu olmasına rağmen en basit ve en kısa tanımıyla buydu.

Fakat Apple efsanesinin sürdürülebilirliği tamamen birinin yarattığı heyecan bittiğinde bir diğerinin ortaya çıkıp, “hey arkadaş, şov henüz bitmedi” demesine bağlıydı.

Yukarıda saydığım dört atlı, hep böyle zamanlarda ortaya çıktı ve asla peşinden gelen rakibine öne geçme fırsatını tanımadı. Asla ve asla ondan daha iyisinin yapılmasına seyirci kalmadı.

Fakat Jobs’un ölümünden sonra Apple, ölümcül bir hata yaparak giderek güçlenen rakiplerine “Ben iPhone’u daha da geliştirebilirim” mesajı vererek iPhone 5’i piyasaya sürdü.

Buna karşılık, Samsung ve HTC gibi dünya devleri yine demir bir yumruk beklerken gelen zayıf tokada karşı hamle yapmakta gecikmedi ve Apple kendi silahlarıyla vuruldu. Apple efsanesinin yeniden doğrulmasını sağlayabilecek yegane şey ise iPhone, iPod, iMac veya iPad gibi devrimci yeni bir ürün olabilir ancak. Yoksa rakiplerin gücü ve rekabet avantajı Apple’ı giderek daha da aşağıya çekmek için yeterli görünüyor.

Şimdi bir sonraki noktaya geçelim ve Google’ın sarsılmaz görünen geleceğini konuşalım. Google’ın internet alemini avucunun içine alan bu tekeli kırabilecek tek risk, geçtiğimiz günlerde ortaya çıktı ve Google hiç beklemediği bir yerden insan haklarından gol yedi.
Avrupa’nın en yüksek mahkemesi, Google’da ismi olan kişilerin görünmez olma hakkı olduğuna karar verdi ve Google’ın isteyen herkesi indekslerinden silmek zorunda olduğuna hükmetti. Şimdilik pek gürültü koparmamış izlenimi veren bu karar, aslında Google için karşı devrim sayılabilecek kadar önemli bir karar.

Ya Google bir gün bilmiyorum derse?

Çünkü bu kararla, Google’ın en değerli yönü olan “dünyadaki her şey” kavramına bir negatif parantez açılmış durumda. Google’da görünmek istemeyen insanların başvurularının başlaması ve hatta bu başvuruların bir fırtınaya dönüşmesi halinde “Google=her şey” yerine “Google=bazı şeyler” kavramı gelebilir. Bu da Google’ın marka değerini yaratan en önemli sac ayaklarından birinin kırılması anlamına gelir.

Fakat Google’ın bir avantajı var ki, dünyanın bir kesimi Google’da görünmek istemezken bazıları daha fazla görünmek istiyor. Bu da Google efsanesinin sonunun Apple gibi olmasını yavaşlatacak bir nokta.

Peki gelecekte dünyanın en değerli markası ne olabilir?

BrandZ’nin sıralaması bu konuda oldukça önemli ipuçları veriyor.

Marka değeri sıralamasının 2014 sürprizi Visa.

Marka değerini 2013 yılına göre yüzde 41 artıran Visa, 79.2 milyar dolarlık piyasa değerine ulaştı. Kredi balonlarının birbiri ardına patladığı ve dünyanın krizden çıkmaya çalıştığı bir dönemin ardından Visa’nın değerinde yaşanan bu artış aslında son günlerin popüler deyimiyle “zamanlaması manidar” denilen türden. En büyük rakibi Mastercard da benzer şekilde marka değeri artışı yaratan bir diğer marka.

Yeni bir masala hazır mıyız?

Microsoft, Verizon, Amazon, Facebook gibi markaların yükselişi de gözden kaçmıyor.

Fakat listede özellikle ilk 25 içerisine baktığımızda Latin alfabesine oldukça yabancı birkaç karakter, dünyada yakın bir zamanda yaşanabilecek başka bir devrimin habercisi gibi.

Bu ay içerisinde bir Türk bankası olan Tekstilbank’ı satın alarak Türk insanının da gündemine giren ve dünyanın en büyük şirketi olarak kabul edilen Çinli ICBC, 42 milyar dolarlık piyasa değeriyle 17’nci sırada.

Fakat ondan daha da dikkat çekici olan, Tencent isimli bir diğer Çinli şirket.

Belki Tencent, birçoğumuzun aklına pek bir çağrışım getirmiyor. Fakat Riot Games’in yeni en büyük hissedarı, online mesajlaşma programlarından, mobil telefon şirketlerine ve hatta C2C portallarına kadar birçok dev şirketin sahibi bir Çinli holding olarak bu şirketi hafızaların bir köşesinde tutmakta fayda var. Bu şirketin BrandZ’in listesinde yüzde 97 marka değeri artışı sağladığını  ve 7 sıra yükselişle ilk 15’e girdiğini de unutmayalım.

Yani uzun lafın kısası bu sıralar dünya Çinli şirketlerin efsanelerine hazırlanıyor. Bir de bakmışsınız kısa bir süre sonra dünyanın en değerli markası bir Çinli oluvermiş. Olmaz mı dersiniz?

O zaman şöyle bitirelim: Gökten üç elma düşmüş. Bir anlatana, biri anlayana, biri de masalın kahramanlarına…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir