Anket sonucu okuma sanatı

Geri

Doç. Dr. Emre Erdoğan

Referanduma dair birtakım anket sonuçları bu aralar tartışma programlarının ana temas noktası iken, sonuçların hangi yöntemle analiz edilmesi gerektiğine dair pek bir şey söylenmiyor.

Ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri bir kenara bırakılırsa, ülkemiz insana kendisini geliştirmek için sayısız fırsat veriyor. Yakın geçmişte ekonomik krizler nedeniyle iktisatçı, depremler nedeniyle jeolog ve savaşlar nedeniyle asker olma fırsatını yakaladık. Son bir yılda bile terör eylemlerinin sonuçlarını tartışırken güvenlik uzmanlığı, 15 Temmuz’u konuşurken sivil-asker ilişkileri üzerine bir yüksek lisans tezi ve referandum maddelerini öğrenmeye çalışırken anayasa hukukçusu sıfatı kazanmamız mümkündü. Önümüzde bir buçuk aylık referandum süreci uzanırken, seçmen davranışı ve anketler üzerine tezsiz/diplomasız bir yüksek lisans yapma fırsatı bulunuyor, ilgililer kaçırmasın.

Aslında bahsettiğimiz bu dönemlerde gözlemlediğimiz malumat ve uzman sayısındaki artış, daha çok şey öğrendiğimizi ya da öğrendiklerimizin daha doğru olduğunu göstermiyor. Sadece maruz kaldığımız malumat sayısı artıyor, bunların arasından muhtemelen kendi öngörülerimizi doğrulayanları seçiyor, diğerlerini de göz ardı ediyoruz. Gelen malumat ne olursa olsun, inançlarımızı pekiştirmek ya da diğerleriyle tartışmalarda kullanabileceğimiz başka bir koz olmaktan öte işe yaramıyor.

Hele bizim gibi sosyal bilimlerin ancak deney, kanıt, gözlem yoluyla yapılabileceğine, bir de işin içinde sayılar varsa bize anlatılanın “daha doğru” olduğuna inanarak yetişmiş nesiller için; kaynağı ne olursa olsun “ama Türkiye’de yaşayanların yüzde 67’si yumurtayı rafadan seviyor” türü cümleler, değme taksici görüşünden bile daha değerli oluyor. O yüzden de karşısındakini ikna etmeye ya da tartışmada haklı çıkmaya çalışanın ilk davrandığı da anket sonuçları oluyor haliyle.

Yine de elimize mebzul miktarda geçeceğe benzer anket sonuçlarını antibiyotik hapı misali her derde deva kullanmaya girişmeden önce anket sonucu okurken dikkat edilmesi gereken bazı hususları bilmekte yarar var; yanılgının sonucu böcek yemeye varan bir mahcubiyet olabiliyor çünkü.

Diyelim, akşam televizyonun karşısında oturup ateşli bir tartışma programı izliyorsunuz, taraflardan biri bir anket sonucu attı ortaya. Hemen yargılamadan önce sorulması gereken bir soru var. Hayır, “hata payı ne?” değil. Daha basit bir soru, “bunun parasını kim verdi?”. Eğer daha önce araştırma yaptırmışsanız bilirsiniz, ucuz bir iş değildir, maliyetinin büyük kısmı da o soruları halka sormak için dere tepe düz gezen anketörlere “hakça” bir ücret ödemek oluşturur. İşte, 3-5 bin kişiyle iki günde yapılıveren anketler o kadar pahalıyken, siz nasıl oluyor da koltuğunuzda otururken ya da gazete almaya 1-2 TL vermeye kıymışken kolaylıkla öğrenebiliyorsunuz? Bu işin parasını sizin ödemediğiniz kesin, o zaman kim ödüyor? Anonim “müşterilerimiz ödüyor” ya da “ben ödüyorum keyfime” yanıtlarını geçin. Bu bilgiye siz ulaşıyorsanız, birisi sizin o veriye ulaşmanız için para ödüyor demektir. O zaman, kim bu hayırsever kişi ya da kuruluş?

Medeni ülkelerde başta gazete ve televizyon kuruluşları olmak üzere medya, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları anket yaptırırlar, isimlerini de koyarak anketleri yayınlarlar. Amaçları tiraj kazanmak, itibar edinmek ya da insanları bilgilendirmek olabilir; ama sonuçta isimlerini koyduklarından parasını kimin verdiğini bilirsiniz. Ülkemizde bu uygulamaya rastlanmayalı çok oldu, hatta seçim öncesi araştırma yapan bir üniversitenin basın toplantısı düzenlediğini ancak seçim tahminlerini vermediği bile bilinir. Eh, sonuçta mahcup olmak da var. Eğer parayı bu saydıklarımız da vermemişse ve siz hala kimin parayı verdiğini bilmiyorsanız; o zaman cinayet soruşturmalarının ünlü sorusunu sorabilirsiniz: “Cui bene?” yani kimin işine gelir? Bu soruya yanıtınız var ise ve anket sonucuna inanmak istiyorsanız, inanabilirsiniz. Yoksa, ha anket ha taksi şoförü görüşü diyebilirsiniz.

Diyelim parayı kimin verdiği sorusuna “ikna edici” bir yanıt alabildiniz. O zaman sormanız gereken ikinci soruya gelir konu: ’’Bu anket kimi temsil ediyor?’’ Şimdi anket işi geniş bir evrenden çekilen örneklemden elde edilen istatistiklerle o evreni tahmin etmek olduğundan, bir seçim ya da referandum anketinin evrenini seçmenler oluşturur, o zaman da örneklemin Türkiye seçmenlerini temsil etmesi gerekir. Kaç il, kaç ilçe ya da mahalle kısmını geçelim o teknik bir detay. Ama elinizdeki anketin örneklemi üç büyükşehir ise ya da Türkiye’nin sadece kentsel bölgeleriyse; dışarıda bıraktığınız kayda değer bir seçmen var demektir ki orada gurur duyarak anlattığınız sonuçların pek de geçerliliği yok, aile arasında kullanın gitsin ama iddia masasına koymayın diyebiliriz.

Haydi, elimizdeki anket sonucunun örneklemi Türkiye seçmenlerini temsil etmeyi hedeflesin. Bunu yapabilmesi için bizim korkutarak büyük harflerle yazdığımız MERKEZİ LİMİT TEOREMİ’nden istifa etmesi, bu teoremin de geçerli olması için de örneklemin RASSAL olması gerekiyor. Rassal demek, rastladığınızla anket yapabilirsiniz anlamına gelmez, rassallık evrendeki her bireyin örnekleme dahil olma olasılığının eşit olması anlamına gelir. O yüzden de Beyoğlu’nda, Kızılay’da ya da Konak’ta yapılan anketler rassal değildir, çünkü İstanbul’da, Ankara’da ya da İzmir’de yaşayan her seçmenin o mahalden geçmesi ve nazik ankete katılma davetini kabul etme olasılığı eşit olmaz. Bu riski bilenler, seçmenin anketöre gelmesini beklemezler; anketörü seçmenin ayağına, köyüne, mahallesine, apartmanına ya da evine gönderirler. Bir anketin sokakta, işyerlerinde ya da üniversite kantinlerinde yapıldığı hissine kapılırsanız; onu da yok sayın. Her zaman hisse kapılmanıza gerek yok, bazıları açıkça söylerler zaten.

Elimizde iyi ve geçerli bir örneklemle yapılmış bir çalışma var. Anketörün de işi hakkıyla yaptığını, soru formunda “sayılarla boyama” oynamadığını farz edelim. Yanıtlamamız gereken daha birçok soru var ama biz bir tanesine odaklanalım. O kritik soruyu “kime oy vereceksiniz?” sorusunu sormadan önce katılımcı başka hangi soruları yanıtladı. Birçok kişi ankette manipülasyonun verileri topladıktan sonra yapıldığını düşünür ama aslında soru sorarak da insanları ikna edebilirsiniz. Bir soru bir düşünceyi, başka bir soru başka bir düşünceyi tetikler ve nihai soruyu sorduğunuzda, katılımcınız sizin istediğiniz yanıtı vermeye hazır hale gelmiştir. O zaman, seçim sonucu sorusunu raporlayanlardan bir diğer beklentimiz de öncesinde neler sorduklarını bizlerle paylaşmalarıdır ki yanıta giden yol hangi iyi niyet taşlarından geçmiş bilelim.

Tabii ki anket sonucu okuma sanatının gerekleri sadece bunlarla sınırlı değil. Sorunun nasıl sorulduğu, ankete kimlerin katıldığı ve kimlerin katılmayı reddettiği, soruya yanıt vermeyenlerin kaç kişi olduğu ve nasıl “dağıtıldığı” da bilinmesi gereken şeyler. Ama bu kadar çok şeyi siz bilecek olsanız, ankete ihtiyaç duymazsınız ki. Zaten bu kadar çok bilenlerin bir kısmı da herhangi bir görgül veriyi kullanmadan da tahmin yapabiliyorlar, işin kötüsü anket canavarlarının yaptığı tahminler kadar yanlış ya da doğru çıkıyor tahminleri.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir